İçinden geçen trenin hayalimde yarattığı romantik ihtimaller hatırına, içinden tren geçen kentleri her zaman sevdim.
Ne bir vagona hüzün yükledim gönderdim,
Ne de bekledim istasyonda gelecek olan sevgiliyi. (devamını gör…)
İçinden geçen trenin hayalimde yarattığı romantik ihtimaller hatırına, içinden tren geçen kentleri her zaman sevdim.
Ne bir vagona hüzün yükledim gönderdim,
Ne de bekledim istasyonda gelecek olan sevgiliyi. (devamını gör…)
Son derece sakar bir insan olduğum gerçeği ile ben ve beni tanıyanlar yüzleşeli epey bir zaman oldu. Daha önce bir yazımda da belirtmiştim her gün illa bir şey kırmayı en olmadı düşürmeyi çok iyi beceriyorum diye. Bu bir yetenek mi derseniz. Tabi ki de bir yetenek. Her gün böyle şeyler yapabilmek tam bir marifet, her kula nasip olmaz.
Bu açıdan annem bana bazen ayaklı felaketim der. Annem beni çok sevdiğinden olsa gerek artık kadıncağız beni ne tarz kelimelerle seveceğini şaşırmış durumda. Hele ki onun sevdiği bir şeyi kırıp döktüysem öyle bir sever ki dayanamaz bir daha ve bir daha sever :) Anladınız siz beni :) (devamını gör…)
Bir yaz akşamı..
Kayalıklara oturmuşum, yıllardır buradayım sanki..
Dalgalar vuruyor ayaklarıma,
yavaşça, serin serin..
Dolunay var bu akşam..
Mehtap da var denizin tam ortasında,
sanki bir kalkan balığı edasıyla
parıl parıl parıldıyor. (devamını gör…)
Günümüzde öyle bir devirde yaşıyoruz ki, eskilerin yaptığı doğal olan her şeyi samanlıkta iğne arar gibi arıyoruz sevgili dostlar.
Eskilerin yediği hormonsuz doğal yiyeceklerden tutun da yine hormonsuz, doğal ilişkilerine kadar doğal olan her şeye gıpta ile bakar duruma geldik ne yazıkki. Şimdi bir durup da arkamıza baktığımızda aslında doğru olanın, temiz ve saf olanın o günlerde olduğunu düşünüyoruz, ilişkilerde de böyle tabiki. Menfaatin hat safhada olduğu, kimsenin kimse için bir bardak bile su içmediği, insanlara duyguları için değil de, sahip olduğu maddeler için yaklaşılan bir devirde yaşıyoruz. Gülümsemeler sahte, sözler sahte, hatta ilişkiler bile sahte çünkü… (devamını gör…)
Sınırlarım zorlanıyor, beynim zonkluyor, çekip gidesim var, kocaya bile kaçabilirim, en olmadı evden uzakta bir yere sığınıp kapak bile atabilirim. Aklımın ucundan delicesine, değişik fikirler geçiyor. Tahammülsüzüm, sabırsızım, hafiften sinirliyim de ayrıca. Kafam kaldırmıyor bu kadar gürültüyü!
Evimizin bitişiğindeki binaya yakında bir pastane açılacakmış sanırım. Ama biz apartman sakinlerinin ne günahı var onu henüz anlayamadım. Ramazan ayına girdiğimiz günden beri her gün tadilat. Bayrama yetiştirmeye çalışıyorlarmış. Binanın sadece kolonlarını bıraktılar desem sanırım abartmış olmam. Camı çerçeveyi indirdiler, Duvar deseniz yok hepsini yıktılar. Her sabah 8 de iş başı ta ki iftar saati gelene kadar. Ee kafa derler buna da. (devamını gör…)
Bazen küfürbaz efendilerin gölgesinde kalıyor bu şehir. Oysa yaktığı sigaranın son ateşine yenilecek uykusuz gözleri.
Ve bir kraliyetin soysuz soytarıları var bağlarda bahçelerde taklalar atan. Kusursuz görüntüsünde kız kulesinin ve bir kulaç mesafesinde yine denizler kaçırılmaya…
Süper olan çok şey var bay Gri. Allı güllü renkli bazen siyah……
İnsanın başını döndüren hiçbir yerde görmediğim bir trafik, sağınızdan, solunuzdan, önünüzden ve arkanızdan zıpçıktı gibi çıkan sokak çocukları ve dilenciler, milim milim ilerlediğiniz caddeler, yol kenarlarında sokak satıcıları…
Burası dört bir yanı insanlar tarafından kuşaltılmış bir şehir, bu şehrin adı İstanbul. Her dilden, her ırktan insan var bu şehirde. Sanki bu şehir hiç uyumuyor gibi. Sabahı akşamı yok gibi…Gün öldürmeye vakit kalmıyor hızla geçiyor. Herkes bir yere yetişme telaşında. Evden sokağa adım attığınız an koşuşturmaya başlıyorsunuz telaşla. (devamını gör…)
Gunther Von Hagens in Orjinal Vücut Dünyası Sergisine gitmek için kahvaltımızı edip apar topar evden çıkıyoruz. Baya bir yol gittikten sonra Karaköy e varıyoruz. Daha içeriye girmeden çocuklar gibi heyecanlanıyorum. Kuzenim hala mızıklıyor “bakalım gittiğimize değecek mi” diye. Kapıdan içeriye girdiğim gibi aldığım biletleri onlaylatıyorum. Görevli fotoğraf çekmenin kesinlikle yasak olduğunu hatırlattıktan sonra içeriye giriş yapıyoruz.
Kapıdan içeriye girdiğiniz gibi duvarlarda sağlığımızla ilgili yazılar ve resimler bizi karşılıyor. İçerisi ne çok soğuk ne de çok sıcak. Bizi ilk önce ceninler karşılıyor. Bir aylıktan dokuz aya kadar sıralanmış bebekler. Gözlerinize inanamıyorsunuz. (devamını gör…)
Feribotla Eskihisardan karşıya doğru geçiyoruz. Otobüsün kapıları açıldığı gibi kendimi dışarıya atıyorum. Yukarıya çıkıp feribotun dış kısmında oturuyoruz denize karşı. Deniz çok güzel pırıl pırıl. Hava deseniz mis gibi ne çok sıcak ne çok soğuk.
Yanımıza yunanlı bir teyze geliyor. Elinde kamerası. “Burasi İzmir?” diye sorup suratıma bakıyor. “Eskihisar” diyorum. “Tessekkür ederim” diyor. Rica ederim diyorum. “Riza ederim? Tesekküre riza mı deniyor” diye soruyor bu kez de. Gülümseyip evet diyorum. Sonra kamerasını bana çeviriyor. Bir süre beni çekmeye başlıyor. “Güzel kızsin sen” diyor. Sonra bana yunanca merhaba dedirtmeye çalışıyor. Ben iyice gülüyorum bu kez tekrar. Kardeşim “Ooo abla hadi iyisin kaptın iltifatı.” Bir süre taksim de kaldıkları otelden bahsediyor. Tur ile gelmişler bütün kızlar toplandık modunda Türkiye’yi geziyorlarmış. (devamını gör…)
İnsanların söylediği en popüler yalanları bu yazıda toplamaya çalıştım. “Yalan kötü birşeydir, yalan söylemeyelim, yalanın rengi olmaz yalan yalandır” diyerek sosyal mesajımızıda verdikten sonra buyrun yazıyı okuyalım.
* Telefonum çekmiyordu
* Üzerimde nakit para yok
* Her şey yolunda
* Çok güzel görünüyorsun
* Seni gördüğüme sevindim (devamını gör…)
“Ala gözlerini sevdiğim dilber
Çay edip aleme bildirme beni
Açıp ak gerdanın durma karşımda
Ecelimden evvel öldürme beni”
diye başlıyor Karacaoğlan’a ait müthiş sözler ve süper bir Badem bestesine dönüşüyor, “Ala gözlerini sevdiğim dilber” benim ilk dinlediğim Badem şarkısıdır. Süper… (devamını gör…)
Son Yorumlar