Bir “öndeyiş”in tılsımında kaldı herşey,..artık gidecek yerim de yok, oradasınız; çakılı durarak zamanın toprak altında yangından kalan yerlerinizi kemirdiği yerde..
ÖMRÜMCE KENDİMİ HEP SÖZDE BULDUM
SÖZ CEHENNEMİMDİ YANIP KAVRULDUM..
Yanıp kavrulduğum yerden sonra , o daracık karanlıktayım şimdi..ne bir martı süzülüşü, ne kırlangıç uçuşu yok göğümde..selvilerin salınışlarıyla da ilgili değilim…
“gitmekti benim derdim..yenilmezliğim bu dünyada
ve ben durmadan giderim…bu can tende durdukça..”
bunları düşünmek ne acıverici; ama ne gitmek sözkonusu şimdi ne yenmek ne yenilmek, ne de tende nefes..bedeninizin kimyası söylüyor bunu..ATEŞSİNİZ..
YANGINDA İLK KURTARILACAK OLAN. İNSANDIR..İÇİNDE BİRİKTİRDİĞİNİZ HERŞEY BİN EZGİ, BİN ŞİİR İLE DOLUYDU…
“YÜZÜMDE GEZGİNCİ BİR ADAM HALİ;
SAZI VE HEYBESİYLE ..KÜÇÜK BİR GARAJ KAHVESİNİN ÖNÜNDE BEKLEYEN BİRİ GİBİ..AY DOKUNMUŞ OMZUNA BİR AKŞAM VAKTİ..O GÜNDEN BERİ BAKIŞLARINDA BİR OTOBÜS PENCERESİNİN HIZLI GEÇİŞİ…
- YÜZÜMDE KIRLIAN DAL SESLERİYLE BAŞIMI ÖNE EĞİP…USULCA AMA IRAK GİTTİM…yüzüm kadar
durdum yol ortasında ansızın, tam da şuracığımda yüreğimde, bir “sızı”..bir aşk hikayesinin hazin yarasıydı belki de “kabuk bağlamış muska gibi”o acıyı koynumda şikayetsiz taşıdım..hüznü yansıtan bir yüz aradım bazen..ne var ki aradığınız yüz, “yüzünüzde taşıdığınız yüzdü”.
” bazıları gider bazıları çekip gider” bu BECKET’İN aşksız ilişkiler öykü kitabından…”çekip gidenleri” düşündüm..ömrüm boyunca çekip gitmelerin ırmağına aktığımı düşündüm…sonra sustum…sırla sustum “kendi göğümü aramak”dedim içimden, sessizce acılarıma…
“böyle söylüyor bir gezgin o düğümlü sesiyle;herşey biraz acıdır bilinen eksikliğiyle…
acıydı konup göçtüğümüz birkaç damla hazin gözyaşıyla herşeyin usulca silindiği o yere doğru koştuğum ..ölmeyi ayıplayan , tehlikeli bulan susmayı..sevmeyi ve söylemeyi yeğleyendim ..”bilinmedik bir aşkın “ikiz badem içi”ydi yüreğimde ki acı ..bak bunları da yazıyorum işte…mayalanmış korkuları nasıl da alayla bakar insanın yüzüne…nasılda anlamsız bulur, bu haldeyken kendini insan…o dinmeyen uğultu, kendini taşıyamaması , ağır gelmesi kendine, dinginlik arayışı sonra, azıcık nefesleniş…kitap ve kahve ile silindi varoluşu herşeyin…kayboldu sorularla dolu dehlizde..nasıl olabilirdi, kaygılar neyi hallederdi, oyalanmak hangi yaraya ilaç olabilirdi ki? doğru şıkda şüpheli değilmiydi?
AŞKIN BİLE BAĞIMSIZLIĞINI ilan edemeyip çevreye bin yalanla uyduğu gerçeği bu kadar can yakıcı olmasaydı köpürmeseydi böylesine hüzün, yarım kalmasaydı insanlar kendisiyle yetinmeyip çoğalmaya yönelseydi…acıya nasıl kiracı kılardınız kendinizi, siz* ötekilerin -bizim-benim- diyetimi de ödedim..şikayetlendim mi? olur mu gönüllüydüm hep öncü birlik gibi…buruk yüzlü insanlar gibi buruk yüzlü evlerde acıttı..”delik deşik yürekle rüzgarın yırtık yerinden geçip güler bir yüz aradım..”merhaba”diyebilecek bir dost, elleri sıkılası ılık bir bakış…nereye gitsem evde bulamadım..burkulmuşluğumla kaldım kilitlendim yine ..içime yolum.
sırasının gelmesini bekleyenin korkunç sabrı, direnci, sesine gizlenişi konuşmaya hazırlanışı, acının bıçak açmayan ağzı, dalıp gitmeler, keşkeler, yazıklamalar, ıssızlık, kentleri düşünüşün, çocukluğunun solgunluğuna attığın adımlar, geçmiş yılların, ölüme olan tutkun bir de…bununla birlikte karşı durmak inatla unutmanın çirkin yüzüne…elde kalan neydi ki, yarım umuttan başka..dünya kekreydi, geçit vermiyordu aşka..içimdeki denizin kayalıklarına vuruyorum ben de..çaresiz mutsuzlukları örmenin usancı büyüyor göğsümde…bitik heveslerim…
“sen gel bu oyunun kurallarını değiştir;
MUTSUZLUK CEZA DEĞİL , EHVEN BİR İŞTİR.”
ÖYKÜCÜ İŞTE
(ara şiirler METİN ALTIOK/BİR ACIYA KİRACI)







Son yorumlar