İstanbulda yağmurlu bir pazar sabahı, hava soğuk, yollar boş, ben boş, ruhum beş adım arkadan takipte bedenimi. Trafik olmadığından çabucak iş yerimdeyim.
Çay , poğaça ve mide üçlemesinin isteklerinide yerine getirdim. Şimdi haberlere göz atıyorum, kahvemi yudumlayarak.
Galatasaray son dakikada yediği golle berabere kalınca, hemen oğlumu aradım, sakın üzülme, önemli olan lig sonu kimin şampiyon olacağı dedim, lakin bendeki kafaya takma huyu, aynen ondada olduğu için pek dikkate alınmadım.
Ben ilkokul ikinci sınıftayken, fenerbahçe minik futbol takımı seçmelerine katılmıştım, ilk seçmede yaklaşık 400 kişi arasından, 100 kişi arasına girmiştim, ikinci seçmedede son 30 kişi arasına girmiştim.
Bir gün kulüpten aradılar, lacivert şort, sarı tişört alıp gelin diye ve çanta, evet süper bir adidas çanta almıştım, artık fenerbahçe minik takımıyla antremanlara çıkıyordum.
Fenerbahçe dereağzı tesislerinde toplanıyor, fenerbahçenin takım otobüsüne binip, burhan felek stadına antremana gidiyorduk, Amcamın beni Ali Sami Yen stadındaki Galatasaray-Orduspor maçına götürmesinden başlayan ileri dercede galatasaray sevgisi hep ve herzaman içimdeydi, amacım oturduğum yere yakın bir kulüpte oynamaktı, idealim tabiki galatasaraydı.
Bir gün antreman bitti, otobuse bindik, ama mahallede, okulda, heryerde deli hava basıyorum o moddayım, neyse otobüsteyiz, Adnan Dinçer bizden sorumluydu o dönemlerde, “Adnan Dinçer ayağa kalktı elinde bir liste var, çocuklar dedi, hepiniz iyisiniz, bunu farkındayım ama şimdi ismini okuyacağım beş kişiyi elimde olmayan sebeplerden dolayı, takımdan çıkarıyorum” o listede ben de vardım.
Daha sonra duydum ki, yönetim kurulunda tanıdıkları olan 5 çocuk eklenmiş takıma, seçmelere katılmadan, dolayısı ile ben de amatör kulüplerden Üsküdar Ferahspor minik ve yıldız takımlarında oynadım biraz ve futbolla oyunculuk bazında söyleyeceklerim bunlar, unutmadan fenerbahçede bizim antremanlara gittiğimiz otobüsün yandığını ve Burhan Felek stadının da şimdi atletizm pisti olduğunu söylemeliyim.
Oğlum ve ben sporu özelikle de futbolu seviyoruz ve şükür ki galatasaraylıyız, oğlumla Milan-Reggina maçını seyrettik NTV de maç 1-1 bitti, güzel maçtı milanın kazanmak için verdiği mücadeleyi, rakibin yenilmemek adına verdiği emeği izledik, aklınıza kim gelirse zaten milanda, öyle bir futbol takımı düşünün ki, shevchenko bile yedek, oğluma iyi olanı alkışlama, herşeyin ne pahasına olursa olsun kazanmak olmadığını aşılamaya çalışıyorum “fenerbahçe maçları hariç”.
Saat 14.40 civarı dışarıda yağmur devam ediyor hatta sert yağıyor, çay yaptım içiyorum ve Cem Karaca dinliyorum öyle bir şarkısı ki, inanın içime işledi, sözler Nazım Hikmet, beste Cem Karaca şarkının ismi Herkes Gibisin, özelikle şu kısım “Kalbimde kalbine yok bile kinim, bence artık sende herkes gibisin” ses, söz, müzik ve yorum muhteşem dinlenilesi, tavsiye ederim.
Sık hasta olan biri değilim dikkatliyim, lakin boğaz ağrımasıyla başlayan, hapşırmayla devam eden bir sürece girdim, yapacak bir şey yok çekeceğiz. Mailler geliyor köşemle ilgili, beğenen, beğenmeyen, eleştiren, takipciniziz diyen, maillerden çıkardığım ortak sonuç şu; benim sıkıntı verici, hüzün, bohem ve kasvet karışımı bir şeyler yazdığım, mail gönderen herkese teşekkür ediyorum, ne yaşıyorsam onu yazıyorum, rol ve aldatma yok, dolayısıyla ortaya çıkanı okuyorsunuz, ben yinede gözünde nem olan adamdan zarar gelmez diyorum.
Umut ettiğim hiç birşeyin olmadığı bir günü daha bitiyoruz, Ümit Yaşar Oğuzcan ‘ın dediği gibi;
Ne bir anlayışlı el, ne bir dost bakış
Biraz ümit, biraz hayal sonra aldanış
En güvendiğimiz tepelere kar yağmış
Deniz o deniz değil, dağlar o dağlar değil…
İyi şeyler dilerim, tebessümlerimle…






Son yorumlar