Esma ESERKaç dostumuz var hayatımızda? Birlikte kahve içerken eşsiz kokusunu hissettiğimiz. Birden, sözleşmiş gibi akıveren gözyaşlarımız.

Kaç tane tutunduğumuz dalımız var çıt diye kırılmadan? İyi kalpler savunmasız mı oluyor? Bir dostumuzu tam kalbinden sevebiliyor muyuz?

Ben seviyorum. Tam kalbinden seviyorum hem…Bir gün gelip kalbini ameliyat edeceklerini söylüyor. Ağzı cesur laflar etse de gözleri muhbir. Ele veriyor hemen. Ve bardağın dolduğu bir anda çıkagelirsiniz. Pat diye patlar. Boşalır sözleşmiş gözyaşları. Titreyerek sarılırsınız. “Geçecek, inan geçecek” başka laf etmez ağzınız. İçinizdeki korkuları ele vermemek için.

Ameliyathaneye giderken sevginle tutunuyorsun kalbine. Ameliyathaneler mucize hanelermiş. Ve oraya girenler de mucize insanlarmış. Cerrahlar, hastalar, oradaki herkes mucizeler yaratırmış. Sanki dışarıdaki dünya ile bağı olmayan, yaşama dönen kavşak gibi.

Hastane bahçesinde, başını kaldırıp beşinci kata dualar edersin karmakarışık. Nerde olduğunu bilmeden bakarsın öyle salak salak. Her şey birbirine karışmıştır. Elin ayağın, aklın kalbin, cebindekiler, çantandakiler karmakarışıktır.

Karışmayan tek şey dostun çıktığı yolculuktan geri dönecektir. Bir daha hiç gitmeyecek. Hastanenin akşamları öyle bir soğuk ki, akıllara zarar. İnsanın kemikleri seyriyor.

Ve sabah…

Yarenim yürüyerek geliyor yoğun bakımın kapısına bizi görmeye. Çıktığı uzun yolculuk yormuş olmalı. Olsun, döndü ya. Maviler çok yakışmış. Yolcuğa denizden gitmiştir mutlaka. Çok sever denizi. Denizin mavisi önlüğüne bulaşmış olmalı. Bir sürü aletler takılı. Hiç sevmedim.

Zaferini kazanmış kaptan gibi oturdu tekerlekli tahtına. Dizinin dibine de biz iliştik. Konuştu biraz. Gözlerinde denizin tuzlu damlaları akıyor. Bize de mi bulaşmış ne? Öyle boşalıyor ipsiz damlalar. O’nu görmek, “hoş geldin” demek…

Derinden bir Oh! Çekmek…Gelecekti zaten. Gelmeliydi. Söz verdi ahretlik olacağız. Ve ben hep nam-ı diğer “kuyruk” ları olacağım.

Hoş geldin yarenim. Bir daha gitme o yolculuğa. Bunu bize yapma. Yatağının başındaki günebakanlar gibi yumuk gözlerin hep güneşe dönük olsun.

About Esma Eser Açıkgöz

Esma Eser Açıkgöz has written 16 post in this blog.

Benzer yazılar

  • 25 Ekim 2009 -- Kemanların sesi yükseliyor (1)
    Suçlular orkestrası, Yasak  müziklerini  çalıyor. Hepsini ben çalıyorum şiddetle Şarkısını de ben söylüyorum boğazımı yırtarak Beste güfte hepsi ben! Kendimden geçiyor, unutuyorum bütün duvarlarım...
  • 19 Eylül 2009 -- “Kadının adı yok” dedi (0)
    Kadının adı yoktu yurdumda. Herkes bilirdi bunu. Bilmek önemli değildi. Cesurca söylemek, söylediğinin arkasında durmak, her tepkiye karşı doğru bildiğini yapmaktı. Çünkü herkes biliyordu, kadının ...
  • 11 Eylül 2009 -- Atının gözyaşları yoldaşı oldu (2)
    Hayatında ilk basışı çürük tahtaya, O’na ağır bedeller ödetti. Çocukken arkadaşlarıyla viran bir evde keşif yaparken çürük tahtaya bastı. “Beynine giden damar zedelenmiş, krizleri ondan” demiş doktor....
  • 24 Ağustos 2009 -- Kırk mum (0)
    Genç kadının yarası taze idi, Yoldaşını iki gün olmuştu kaybedeli. Henüz farkında değildi. Kanıyordu bir yerleri, yakıyordu ciğerini. Gelenler gidenler, elini tutan acısını hafifletmeye çalışanlar ...
  • 04 Temmuz 2009 -- “Terlem-Torlam” Goruklar etekte (0)
    En sevdiğim mevsimi yaşıyorum. Akşamı sabahı güzel olur bu mevsimin. Çocukluğumda meyvelerin olgunlaştığı toz ile terin yüzümüzde bütünleştiği zamanlar. Dutlar erdi, balamıt (palamut) gibi en tatlı...
  • 20 Mayıs 2009 -- Güneşi Gören Kardelen (0)
    Hayatımın ikinci yarısında tanıdığım hatta çok geç kaldığımı düşünüp içimin yandığı kadın; Türkan Saylan! Tanıdığımda geç kalsam da fark etmeden içimde bir Türkan Saylan varmış meğer. “ Benim yorul...