Esma ESERMerhaba.

Biliyor musun, insan bir güne birçok şey sığdırıyor. Ama verimli ama verimsiz, yanlış ya da doğru. Bazen günlerce edemediğin işi, bir güne sığdırıyor ve o bir gün insanın hayatını değiştiriyor. Bu gün tuhaf bir gün…

Aslında bir şey anlamadın ve asıl konuya gelmemi bekliyorsun değil mi? Bazen doğum bazen ölüm insanların bir günde yada bir anda hayatını değiştiriyor. Planlanmış önemli bir merasimin, o güne ayarlanması…

üşüyorum…ben gün geçtikçe daha çok üşüyorum
Dünden daha çok,
Geçen yıldan daha çok
Belki ruhum donuyor…

Şimdi sen “bu gene ne anlatıyor?” diyorsundur. Yoğun olmana rağmen benim yazdıklarımı okumak zorunda hissediyorsun. Aslında bazen dostluklar, zorundalıkları beraberinde getiriyor. Dostluklar kuvvetlendikçe, zorunluluk- sorumluluk birbirine karışıyor. Sonra işin içinden çık çıkabilirsen. Her neyse…

Bu gün sıradan bir gün bile olsa, benim için bu gün değil hayatımı ters yüz edecek yani tamamen değiştirecek bir günü yaşadım yıllar önce.

Yıllar önce bu gün, benim hayatım kıyılarda kuytularda gezinirken dönüşü olmayan açık denizlere yol aldı.

İşte bu açık denizde fırtınalarla karşılaştım, yeri geldi geminin dümenini kırdım. Sonra tekrar pusula nereye gitmem gerektiğini gösterirse o yöne gittim.

Bu pusulanın doğrusu nedir?
Bu pusulanın ibresini de kim ayarlar bilmem ya…
Gene de gittim.
Yol gösteren yunuslara uymak istesem de olmadı.
İçimde uhde,
cebimde keşke,
yüreğim buruk,
gözyaşım kırık.
Kimsenin duymadığı yunus çığlıklarımla…

Hem küçüklüğüm hem tecrübesizliğim hem de zorundalıklarım… Bu gemide çok renkli gürültülü günlerde yaşadım. Fakat hep “bir dakika sonra hava bozar mı?” kaygısıyla mutlu anların tadını doyasıya yaşayamadım. Korktum, sonra korkumdan korktum.

Çok fırtınalar koptu, hatta zaman zaman gemideki bir çok şey yer değiştirdi. Ben gene de kuyruğu dik, gemiyi sağlam tutmaya çalıştım. Olmayacak hayallerle, olmayacağını bile bile, gene ve gene kurdum o hayalleri… Sonradan baktım ki ben mutlu olurmuşum hayallerle umutlarla…

Dışarıdan sağlam görünen bu gemide çatlaklardan giren suyun hızını engelleyemiyordum. Ama beni “bir şeylerin değişeceği” umutları, gerçekleri göremeyecek kadar kör etmiş. Tabi kaçınılmaz son sevgili dostum. Nasıl oldu anlayamadan bir anda gemi battı. O kadar çabuk oldu ki her şey, anlayamadım. Karaya vurduğumda aynı kıyıdaydım.

Yıllar önceki demir aldığım kıyıda. Fakat ne kıyı bıraktığım kıyı, ne ben aynı ben…Bu yazdığım tuhaf bir mektup biliyorum. Çünkü bu gün tuhaf bir gün.

Sana yazarım demiştim ve sana yazmak için aldım kalemi elime kayıtsız kuralsız, çalakalem yazdım işte. Hoş gör dostum, sana daha önce de demiştim dostluklar, zorundalık ve sorumlulukla karışır gider işte. O yüzden bunca işinin arasında bir de bana kafa yorarsın. Ama gönüllü, dostunum ya. Kızarsın biraz “ne oldu şimdi” dersin. Canın sıkılır kaşların gereğinden fazla iner, sonra boşluğa bakar dalarsın. İş güç o kadar yoğunsun ki, seni o dünyadan koparan mektubum silkeler. Sonra kendini nereye koyacağını bilemezsin.

Boş ver. Bakma bana sen, bilirsin tanırsın beni benden iyi. Geçerim hemen. Dersin ya hep “böyle eritirsin başındaki karı”

İyi bak kendine can dostum. Yorulma.

Benzer yazılar

  • 25 Ekim 2009 -- Kemanların sesi yükseliyor (1)
    Suçlular orkestrası, Yasak  müziklerini  çalıyor. Hepsini ben çalıyorum şiddetle Şarkısını de ben söylüyorum boğazımı yırtarak Beste güfte hepsi ben! Kendimden geçiyor, unutuyorum bütün duvarlarım...
  • 19 Eylül 2009 -- “Kadının adı yok” dedi (0)
    Kadının adı yoktu yurdumda. Herkes bilirdi bunu. Bilmek önemli değildi. Cesurca söylemek, söylediğinin arkasında durmak, her tepkiye karşı doğru bildiğini yapmaktı. Çünkü herkes biliyordu, kadının ...
  • 11 Eylül 2009 -- Atının gözyaşları yoldaşı oldu (2)
    Hayatında ilk basışı çürük tahtaya, O’na ağır bedeller ödetti. Çocukken arkadaşlarıyla viran bir evde keşif yaparken çürük tahtaya bastı. “Beynine giden damar zedelenmiş, krizleri ondan” demiş doktor....
  • 24 Ağustos 2009 -- Kırk mum (0)
    Genç kadının yarası taze idi, Yoldaşını iki gün olmuştu kaybedeli. Henüz farkında değildi. Kanıyordu bir yerleri, yakıyordu ciğerini. Gelenler gidenler, elini tutan acısını hafifletmeye çalışanlar ...
  • 04 Temmuz 2009 -- “Terlem-Torlam” Goruklar etekte (0)
    En sevdiğim mevsimi yaşıyorum. Akşamı sabahı güzel olur bu mevsimin. Çocukluğumda meyvelerin olgunlaştığı toz ile terin yüzümüzde bütünleştiği zamanlar. Dutlar erdi, balamıt (palamut) gibi en tatlı...
  • 20 Mayıs 2009 -- Güneşi Gören Kardelen (0)
    Hayatımın ikinci yarısında tanıdığım hatta çok geç kaldığımı düşünüp içimin yandığı kadın; Türkan Saylan! Tanıdığımda geç kalsam da fark etmeden içimde bir Türkan Saylan varmış meğer. “ Benim yorul...