leylek ailesiKöyün birinde bir baba ve ana leylek,  kurumuş çalı ve otları toplayarak  bir yuva yapıp yaşamaya başlamışlar. Bölgede bol olan başta yılan ve balık olmak üzere yakalayabildikleri diğer  canlılarla beslenerek  yaşamlarını sürdürür iken çok da mutlularmış.…Onların bu mutluluğu, yedi tane  yavruları dünyaya gelince daha da artmış.

Baba, yavrularını beslemek için çok çalışırmış. Yılan ve balığın yanında yiyebilecekleri diğer canlıları toplayıp yuvasına taşırmış.  Sonra da ana leylek ile beraber bir yandan yavrularına bu yiyecekleri nasıl yemeleri gerektiğini öğretirler, bir yandan da yavaş yavaş büyüyen yavrulara yuvadan ne zaman, nasıl kendi başlarına uçacaklarını anlatırlarmış. 

Bir gün baba,  yiyecek bulmak için yuvadan ayrılmış. Ana, yuvada yavruları ile yalnız kalmış. Bu arada yavrular kendi aralarında oyun oynar iken ananın dikkatinin dağıldığı bir anda yavrulardan bir tanesi yuvadan düşmüş. Ana,  yere düşen bu yavrusunu görünce çok korkmuş ve yırtıcı bir hayvan alır endişesi ile avazı çıktığı kadar bağırmaya başlamış… Çok uzaklarda olan baba sesi duymuş ve hemen yuvaya geri dönmüş. Düşen yavru leyleği gagasının arasına alıp yuvalarına çıkarmış. Sonra da bir şey olmuş mu olmamış mı diye sağına soluna iyice bakıp incelemişler. Allahtan  yavru leyleğin görünürde hiçbir şeyi  yokmuş.Bu sefer  sevinmişler fakat zaman içinde yere düşen bu yavrunun hal ve hareketlerinde kardeşlerine göre farklılaşma başlamış. Diğer bütün yavrular  kendi başlarına ucmaya, karınlarını doyurmaya başlar iken o ise ürkek,  çekingen, kendi başına bir iş yapamayan, hep bir şekilde desteğe  ihtiyaç duyan birisi olmuş. Hatta bu yüzden köyün diğer bütün leylekleri  onunla alay etmişler…O bunlara üzülse de fazla aldırış etmeden kendi halinde yaşamaya devam etmiş.

Dalları budanmış, olabildiğince uzun ve kalın bir çınarın tepesindeki yuvada büyüyen yavrular bir süre sonra yuvaya sığmaz olmuşlar.Baba leylek” Artık büyüdünüz, kendi başınıza hem uçabilir hem de karınlarınızı doyurabilir hatta kendi yuvalarınızı bile kurabilirsiniz deyince onlarda belirli aralıklarla uçup, bir kısmı çok uzaklara bir kısmı ise yakınlara yuvalarını kurdular.

Yuvadan düşen leylek ise kendi yuvasını kuramamış. O  ana-baba ile birlikte mecburen yaşamaya yine devam etmiş. Öte yandan kendi yuvalarını kuran diğer leylekler yaz aylarında   ana-baba leylekleri  ziyarete gelirler,  sonra geri  dönerlermiş. Hele torun leyleklerde gelince  daha çok mutlu olurlarmış. Torun leyleklere ne yedireceklerini bilemezlermiş…Günler öncesinden onların çok sevdiği yılanların ve balıkların en güzelini biriktirilermiş.

Bir gün yakınlara yuvasını yapan leyleklerden bir tanesi hastalanmış. Kanatlarından biri kırılmış, uçamaz olmuş.  Bir türlü iyileşemiyormuş. Eşi bütün yakın köylerden  şifa olur diye çeşitli otlar, bitkiler ve böcekler getirirmiş. Hatta kulağına lak lak lak diye seslenilmesi iyi gelir diye, nefesi kuvvetli bir çok anaç leyleğe bile gitmişler…Ama yinede iyileşememiş ve iki tane yavrusuna  bakamaz olmuş. Baba evde olmadığı zaman  aç kalırlarmış. Bazen uçamadığı için  çok sinirli olup,  yavrularını oradan oraya savurduğu da oluyormuş… Hiç bir ana böyle bir şey yapar mıydı? Yapmazdı tabi ama ne yapsın elinde değildi! Sinirlendiği zaman hiçbir şeyin farkında olmuyordu.Oysa  hayat böyle de yürümüyordu. Sorumlulukları var.Yavrularına bakacak, onlara uçmasını ve zamanı geldiğinde nasıl göç edebileceklerini öğretmesi gerekecek ve baba leyleğe destek  çıkacaktı.Yapamadı ! Çevre yuvalarda yaşayan sözü dinlenen  anaç leylekler toplandı. Kanadı kırık leyleğin yavrularını bırakarak Ana-babasının yaşadığı yuvaya geri gönderilmesine karar verildi. Yavruları belki çok üzüldü bu duruma ama onlar henüz  çok küçüklerdi ve ellerinden bir şey gelmiyordu.

Ana-Baba, yuvadan düşen ve kanadı kırk leylek  birlikte yaşamaya başladılar. Baba ve ana  yaşlanmaya başlamışlardı.  Kendi günlük ihtiyaçlarını ancak  karşılayabiliyor bazen de  komşulardan yardım alıyorlardı. Her şeye rağmen yine de durumlarına şükredip  yavrularının sağlıkları için dua ederlerdi. Kanadı kırık leylek pek iş yapamayınca baba yuvadan düşen leyleğe  işleri tarif eder, o da elinden geldiğince yapmaya çalışırdı. O saf ve temizdi. Hiç hile bilmezdi. Köyde çok sevilirdi.Yılan yakalayamaz, korkardı! Ama diğer küçük böcek ve balıkları başkalarının desteğiyle yakalar ve yuvasına getirirdi.

Baba çok yaşlanmış ve artık yorulmuştu. Uzak göllere ve sazlıklara gidemiyordu. Hatta birkaç defa yuvadan uçmuş fakat kalbide izin vermediğinden çok uzaklara gidemeden yere inip dinlenmek zorunda kalmıştı. Kanat çırpınışları da yavaşlamıştı. Bir gün yuvasının etrafında dolaşırken aniden yaşama veda etti.

Baba hayata veda edince  ana leylek  iki yaralı yavrusu ile kalıvermişti baş başa. Ürkek ve tedirgindiler. Çünkü diğer yırtıcı hayvanlardan kendisini ve yavrularını nasıl koruyacağını bilmiyordu ve ayrıca yiyecek sıkıntısı yaşayabilirlerdi. Desteğe ihtiyaçları vardı. Bu konularda nede olsa hayatta iken  bütün sorumluluk babada idi. Yavaş yavaş  onsuz yaşamaya çalıştılar. Bu arada  uzakta yuvası  bulunan yavrulardan bir tanesi  bu durumu göz önüne alıp, yuvalarını ana leyleğin yakınına taşımaya karar verdi. Ana ve yanındakiler çok sevindiler…Günlerce  gökyüzünde  süzülüp, taklalar atarak  adeta bayram ettiler… Ama bu çok uzun sürmedi.Yapamadılar orada. Çok değişmişti her şey. Başka bir çok huysuz leyleklerle geçinemediler… Alışamadılar…Kışın da kalmaları gerekiyordu ve göç etmemeleri lazımdı. Kar, kış soğuktu. Geldikleri yeri de özlediler…Orada kalan yavrularını da…Geri döndüler…

Yaşlı ana leylek ve iki yaralı yavrusu hüzünlü bir halde yine kendi başlarına kaldılar. Her şeye rağmen hayata küsüp yaşam umutlarını hiç kaybetmediler. Çünkü hayat bir kapıyı kapatınca mutlaka başka bir kapıyı açabilirdi. Bunu biliyorlardı ve nitekim diğer yavrular yaz aylarında uzun süreli ziyaretlerini hiç eksik etmediler hem de onlara daha fazla destek olup hüzünlerini paylaştılar.Yaşlı ana leylek ve iki yaralı yavrusu ise çok mutlu oldular ve bu mutluluğun sürmesi için hep dua ettiler.” Yaz çabuk gelsin, geldiğinde de hiç gitmesin” diye.

 

 

 

Benzer yazılar

  • 15 Haziran 2009 -- Hulusi Amca’nın Tutkusu (1)
    1960’lı yıllarda  köyünden İstanbul’a  göç etmişti. Elinde ne bir mesleği  vardı, ne de zor ve yorucu işlerde çalışacak yapısı, çelimsiz tabir edilen zayıf birisi idi. O zamanın Ümraniye’sinin  yakınl...
  • 18 Ocak 2010 -- Rıdvan ve Aysel (0)
    Pera’ nın arnavut kaldırımlı dar sokaklarındaki geçmiş zaman kokan sahaf dükkanında karşılaştıklarında ağaçlar yapraklarını yeni yeni dökmeye başlamıştı. Kızıl bir günbatımında çalıştığı hanın kapı...
  • 10 Mart 2009 -- Sultan (0)
    -Güçlü olmalısın. Her zamankinden daha güçlü. -Neden? Neden güçlü olmalıyım? Güçlü olmak istemiyorum, çok güçsüz olmak, yok olmak istiyorum. -Sevdiklerin için -Neden? Sevdiklerim güçsüz  olur...
  • 02 Ocak 2009 -- 31.12.2008′ de demlenenler (0)
    Merhaba Sevgili Demliğim; Biten bir 2008 ardından, bir sürü umutlar yüklediğim 2009’a da tüm kalbimle merhaba...Bugün neler neler demledim sizin için; Hayat gerçekleriyle insanları yoran bir den...
  • 07 Aralık 2010 -- Porta-kal (20)
    Soğuk ve karlı bir gece… Çıplak ayaklarına giydiği terliği ile karanlığın içerisinde küçük bir gölge ilerliyordu. Soğuktan büzüşmüş bedenini titreyerek zorla taşıdığı her halinden belliydi. Geceyi ayd...
  • 02 Aralık 2010 -- Kara ilkbahar-4 (Öykü/ Son) (1)
    Yıllarca hapiste kalan Kadir oğluyla beraber tahliye olur. Köyüne dönmek ister. Fakat küçük bir köyde her zaman kanlı olduğun hasımlarınla yaşamak zordur. Çünkü her an onlarla yüz yüze gelme, acıların...