protokolİşim gereği zaman zaman protokollerde bulunmak durumundayım. Ama sevmiyorum protokolleri, bünyeme uymuyor, ruhumun yalınlığına ters düşüyor. Anlayamıyorum saatler önceden sıraya dizilişleri, kapılarda bekleyişleri, ceket önü ilikleyip yerlere kadar eğilmeleri. O delirmiş gerginlikleri, baskılı ağızlarda dil çevirişleri.

Anlayamadığım ve inanmadığım hiç bir şeyin peşinde koşamıyorum. Bu yüzden hep sıranın dışında kalıyorum, her seferinde kendime uslu kız olacağıma dair söz veriyorum. Yine de bir türlü cici kız olamıyor ve hep serseri asiliğime yeniliyorum.

Geçenlerde, bir yemek vardı 2 kişiye verilecek olan. ama avanesiyle (korumalar, şöförler, yalakalar) sayı 12 oldu. Ulan zaten canımız cinimiz ne bizim kurum olarak, hadi sıva kolları sok cebe elleri. Neyse hallettik herşeyi.

Kapılarda beklendi, sıraya girildi, güneşin altında ter içinde kalındı, ceketler iliklendi…

Tabi ben yine sıranın dışında afişlere baktım, geleceklerse bir an önce gelsinler hizada duramam ki.

Bir sürü seramoniden sonra yemeğe geçildi. Sofrada herkes kıpırdamaya korkuyor sanki, bir gerginlik, bir sıkıntı gırla tabi. O sahte nezaketler içinde, lokmalar boğazdan mı geçti mideye ulaşabildi mi bilemiyorum. Ama benim karnım doydu, yaktım sigarayı.

Yanımdaki bey
-”izin isteseydiniz”dedi.
-”Neee sigara içmek için mi?”
-”Hani nezaketen işte”dedi yumuşatarak kelimeyi. Tepkimden ürkmüş olmalı.
-”Ben babamdan izin istemedim, yanında içiyorum”dedim.
uzatmadı lafı, kıpırdanarak sustu.

Masada herşey öyle sahteydi ki, içimden avazım çıktığı kadar bağırmak geldi. Bir telaşe, binbir hürmet, bir yalakalık…
Ahhh bu içim, ahh bu benim dobra dilim, ahhh çocuk yanım tabi ben yine susamadım.
-”zor sizin bu işler bu işleyişler” deyiverdim.
Bir avrupa kentinde şahit olduğum anımı anlatıverdim.
-”Restaurantta yemekteydik. Takım elbiseli bir adam, başında kaskı motosikletini park etti. Bulunduğumuz masanın yakınındaki bir masada yemek yedi. Sonradan öğrendik ki, motosikletli, kasklı, takım elbiseli karizmatik adam, oranın belediye başkanıymış. Ne koruması vardı ne makam aracı..”

Masada belli edilmemek için içten içe fren yapılan allak bullak suratlar gayri samimi tebessümler havada dolanırken, yanımdaki bilir kişi yine kulağımın dibindekonuştu.
-”bunu anlatmanız pek uygun olmadı”dedi.
”Yok yaaaa harbiden mi” dedi içim…Sesimin volümünü özellikle biraz açıp, cevap verdim biraz pişkin;
-”Yaratan hepimize bir alttan bir üstten delik açmış,baklava börek yada soğan ekmek ne yersek yiyelim alttan çıkan aynı şey:) Yok farkımız birbirimizden”deyiverdim içimden eğlenerek.

Ben, -ki görüntüde o an için kusursuz bir hanımefendi, kendine her seferinde uslu cici kız olmak için söz verip duran kişi; ah ahh asalet yanım ağzıma acı biberler sürmek isterken, hergele yanım omuz silkip dil çıkarıyor nanik yapıyordu…

Sevmiyorum protokolleri, yok mu bunun daha doğal daha insanca daha sıcak ve mütevazi olanı.

Kimliğimiz, Adımızın önündeki sıfat, mevkiler, elimizde ki telefon, altımızda ki araba değil ki prestij.

Prestij kendimiziz yani kişiliğimiz…

Sevmiyorum protokolleri, protokoldekiler de beni:)

Benzer yazılar

  • 24 Ocak 2010 -- Gerçek aşkın acısı geçmez, hafifler (7)
    Sözünü ettiğim, gerçek aşk. Hakiki, sahici, kör edici cinsten olan. Kendinden vazgeçiren, önceliği sevdiğine verdiren o muazzam histen bahsediyorum.   Öyle günümüzde ayağa düşmüş hallerdeki duygudan...
  • 18 Ocak 2010 -- Yedi krala küstüm (5)
    Dönüp tarihime bakıyorum, şimdiki bana ben bile şaşırıyorum. Ben ki yedi kralla barışıktım oldum olası. İyi de yedi kralın yediside mi bana yamuk yaptı? Bu ne izolasyon böyle bendeki. Bu nasıl padişah...
  • 04 Ocak 2010 -- Kendim için seviyorum (8)
    Ne olursa olsun ve kim olursa olsun, düşmüyor içimde hazan yaprağı. Kimse ölmüyor yüreğimde, izin vermiyorum. Elim varmıyor bir kazma bir kürek alıp iç çeperlerimde mezar kazmaya. Gönlüm el vermiyor y...
  • 26 Aralık 2009 -- Kaç mevsim buruşturduk seninle (2)
    Yine el ayak çekildi. Yine çöktüm gecenin başına, iki kişilik yalnızlığımla. Yüreğimin çilingir sofralarında seninle demleniyorum. Biliyor musun her esirgediğin sözün, her kısa cümlen ayrı bir meze...
  • 16 Aralık 2009 -- Oyun değil, hayat bu (3)
    Oyun değil hayat bu...Eğer hayat oyun olsaydı, bu kadar zorlanmazdık. Dizlerimiz kanardı en çok, bu kadar paralanmazdık. Hata yapmazdık bu denli, kurallara uyardık.Yok olmadı mı, mızıkçılık yapar, rah...
  • 19 Ekim 2009 -- Tatlı dile, güler yüze tav oluyorum (1)
    İş yoğunluğumdan arta kalan zamanlarımda, genelde haftasonlarında kendimi şımartmak istediğimde, bir alışveriş merkezinin orta katında, sigara içebildiğim balkonlu restauranda, somonlu makarna yerim. ...