merakMerak ettirmeyi bilmediğimden, adabıyla merak etmeyi de beceremiyorum ben.

İki elim kanda olsa, merak ettiremiyorum kimseyi. Ne yapıyor ediyorum, bir şekilde arıyorum. Kuşlar buluyorum, aracılara yalvarıyorum, değilse bir haber uçuruyorum. Ama merak eden endişelenen ben olunca, nasıl davranacağımı bilemiyorum. Her defasında yüzüme gözüme bulaştırıyorum. Ortalığı ayağa kaldırmam bile an meselesi oluyor. Merak ediyorum ya, bir soluk haberdar olmak istiyorum. Oldum olası belirsizlikle barışamadım, o benim en büyük düşmanlarımdan biri. Yenişemiyorum bir türlü.

Doktorla bir randevum olsa, alt tarafı iğne olacağım mesela yada minik bir operasyon. İğneden ipliğe anlatsın istiyorum, ne gelecek başıma. Belirsizlikleri dağıttım mı kafamda, zaten ağrı eşiğim kuvvetli gıkım çıkmayacak nasıl olsa.

Merak konusunda, belirsizlik olduğunda çıldırıyor içim. Çocukluğumdan beri böyleyim.

O zamanlar çocuktuk. Kuzenlerimin hepsi de erkekti, iyi anlaşırdık. Bir araya gelmeyi iple çekerdik, sert oyunlarına uyum sağlıyorum diye cinsiyet süzgeçlerimiz çalışmadan, kan ter içinde top koştururduk yada boş inşaatlardan kuma atlamaca oynardık.

Biraz daha büyüdüğümüzde, çok nadir de olsa benden kaçtıklarını hissederdim zaman zaman. Kaçmak da ne demekti, konuşmalıydık bence. Ve ortalıklardan her yok olduklarında tırım tırım arar bulurdum. Üzerlerine giderdim. Dikilirdim karşılarına. Öyle ”sizi faka bastırdım” edalarıyla değil, hatta utanırdım bile faka basıldıkları için onlar adına. Ama hiç bıkmadım üzerlerine gitmekten. Neden kaçtıkları belliydi oyunları daha da sertleşmişti, ama onlardan duymalıydım bunu, öyle bilmeliydim. Kendim çözmemeliydim.

Kendi fikrimi kabul ettirmek, onları ikna etmek gibi bir niyete niyet eylemezdim. Sadece bir küçük konuşma, bir açıklama, bir sebep beklerdim. Çünkü ben merak ettirmeyi, sözsüz toz olmayı bilemediğimden, merak ederken de beceriksizin tekiydim.

Yedi yaşımda da böyleydim, şimdi de aynıyım değişmedim, yetmiş yaşımı hiç düşünemiyorum, çekilmez olurum biliyorum:)

Benzer yazılar

  • 24 Ocak 2010 -- Gerçek aşkın acısı geçmez, hafifler (7)
    Sözünü ettiğim, gerçek aşk. Hakiki, sahici, kör edici cinsten olan. Kendinden vazgeçiren, önceliği sevdiğine verdiren o muazzam histen bahsediyorum.   Öyle günümüzde ayağa düşmüş hallerdeki duygudan...
  • 18 Ocak 2010 -- Yedi krala küstüm (5)
    Dönüp tarihime bakıyorum, şimdiki bana ben bile şaşırıyorum. Ben ki yedi kralla barışıktım oldum olası. İyi de yedi kralın yediside mi bana yamuk yaptı? Bu ne izolasyon böyle bendeki. Bu nasıl padişah...
  • 04 Ocak 2010 -- Kendim için seviyorum (8)
    Ne olursa olsun ve kim olursa olsun, düşmüyor içimde hazan yaprağı. Kimse ölmüyor yüreğimde, izin vermiyorum. Elim varmıyor bir kazma bir kürek alıp iç çeperlerimde mezar kazmaya. Gönlüm el vermiyor y...
  • 26 Aralık 2009 -- Kaç mevsim buruşturduk seninle (2)
    Yine el ayak çekildi. Yine çöktüm gecenin başına, iki kişilik yalnızlığımla. Yüreğimin çilingir sofralarında seninle demleniyorum. Biliyor musun her esirgediğin sözün, her kısa cümlen ayrı bir meze...
  • 16 Aralık 2009 -- Oyun değil, hayat bu (3)
    Oyun değil hayat bu...Eğer hayat oyun olsaydı, bu kadar zorlanmazdık. Dizlerimiz kanardı en çok, bu kadar paralanmazdık. Hata yapmazdık bu denli, kurallara uyardık.Yok olmadı mı, mızıkçılık yapar, rah...
  • 19 Ekim 2009 -- Tatlı dile, güler yüze tav oluyorum (1)
    İş yoğunluğumdan arta kalan zamanlarımda, genelde haftasonlarında kendimi şımartmak istediğimde, bir alışveriş merkezinin orta katında, sigara içebildiğim balkonlu restauranda, somonlu makarna yerim. ...