Dışarda, ısıran bir soğuğa inat sırıtan pırıl pırıl bir gökyüzü vardı. Kızkardeşimle bir cafenin cam kenarındaki ahşap masada kahvelerimizi yudumluyor, iki lafın belini bükerken mutlu çocuklar gibi kıkırdaşıyorduk. Küçük perdesiz pencereden dışarı kaydırdım gözlerimi.
Cafenin önüne park eden arabaya kilitlendim bir an için. 65 yaşının üzerinde olduğunu tahmin ettiğim bir hanım kullanıyordu arabayı. Yanında oturan bey ise 80 ine yakın olmalıydı. Cafenin kapısından içeriye girdi,sevimli yaşlı çift. Kurabiyelerin ve pasta çeşitlerinin olduğu camekanın önüne doğru gittiler. Yaşlı hanımın bir sonraki gün, arkadaş toplantısı olduğunu anladık konuşmalardan.
Sipariş vermek için pasta çeşitlerine göz atarlarken ki konuşmalarını yeni gelen biri duysa , sanki yaşlı amcanın arkadaş toplantısı var sanacak. O kadar büyük keyifle ve şevkle ”ondan da olsun, bundan da olsun” diye seçimler yapıyor ki yaşlı amca, biz kardeşimle birbirimize bakıp gülümsedik.
Bu arada amcanın ayağındaki kısa tüylü ve kısa konçlu botlara da gözümüz takılınca ben, ”ilahi adalet mi ne, belli bir yaştan sonra hormonlarımızın bir oyunu olmalı bu haller biz insanoğluna” dedim. ”Kadınlar erkek, erkekler kadın oluyorlar sanki yaşlar ilerleyince” diye eklememle gülmekten kırıldık kardeşimle ama sessizce.
Sipariş için karar verene dek, birer çay içmek için yanımızdaki masaya oturdular, bize bol tebessümlü selam vererek. Yaşlı amca bir şekilde bize laf attı ve bizim de canımıza minnet başladık sohbete. Havadan sudan, dereden tepeden konuşurken babamla eskiden beri tanıştıkları çıktı ortaya.
Çok sevindi, babamı çok sevdiğinden, eskilerden uzun uzun söz etti. Siparişler için karar verip, işlerini bitirdiklerinde isminin Muhsin olduğunu öğrendiğimiz tonton amca, ”Babanıza benden çok selam söyleyin” dedi. Ve ekledi. ”Benden selam götürdüğünüz için mahçup olmazsınız” dedi.
Hürmetle öptük elini ve selamını yerine ulaştıracağımıza söz verdik. Kapıdan çıktıklarında, kızkardeşimle gözbebeklerimiz buluştu. ” O nasıl bir sözdü öyle” dedik birbirimize. O nasıl kendini bilmek, kendinden emin olmaktı. ”Benden selam götürdüğünüz için mahçup olmazsınız” Bu selam, baş üstüne olmaz mıydı hiç. Baş üstünde taşınmaz mıydı? Ne varsa eskilerde mi vardı. Bizlere bir şey kalmamış mıydı? Selam söylendiğinde, ”Başüstüne” sözü demek ki buydu,böyle bir şeydi.
Yemedik içmedik, telefon ile babamı arayıp hemen oracıkta Muhsin amcanın o değerli selamını babama ilettik. Babamın Muhsin amcanın selamını aldığındaki mutluluğundan ve hakkındaki övgü dolu sözlerinden, yaşlı adamı sanki 80 senelik geçmişiyle oracıkta tanıyıverdik. O günden sonra, günümüzde selam göndermeyenlerden geçtim, insanın gözünün içine baka baka selam esirgeyenlerin, önce kendilerinden emin olmadıklarına karar verdim.
Okuyan herkese selam olsun…



Son yorumlar