80 li yılların başı. Yazlıktayız. Yüzüm düşmüş eve geliyorum. Zihnime kazınmış, üzerimde boyundan bağlamalı kırmızı beyaz bluzum ve lacivert mini şortum var. Daha yolumun tazeliklerinde, başımın kavak yeli hallerindeyim. Gençliğin sunduğu güzellik ve duruluk henüz düşmüş bedenime. Su gibiyim en çok da toy.
Babam, düşen yüzümü yerden alıp yüzüme asmak, dudaklarıma tebessüm takmak istiyor besbelli. ”Hayrola sultanım” diyor anlayış giyinmiş duruşuyla her zamanki gibi. ”Bana ve bizim kızlara, kahvehanedeki amcalar, çık çık çık yapıp zamane gençleri ya davulcuya ya zurnacıya işte böyleleri diye söylendiler” diyorum, yumruklarım sıkılı.
Kahvehanenin önündeki yaşlı amcalar büyüğümüz ya, cevap veremedim ya savunmam içimde kaldı ya, yumruklarım savunuyor sanki beni acıdıkça avcumun içi. Babam tebessüm ediyor, dizlerine davet ediyor. O çok sevdiğim adamın, babamın dizinin dibinde alıyorum yerimi. ”Ayıp yok, ahlak var” diyor babam.
Kendimi nasıl korumam, kollamam gerektiğini anlatıyor. Kendime yine en iyi kendimin sahip çıkabileceğimi üzerine basa basa ezberletiyor. Kimselerin değil, kendi iç sesimin, vicdanımın söylediklerinin önemli olduğunu söylüyor. Babamın dizleri dibindeki bu sohbette, sadece ders yok. En çok sevgi var özgüven var. Ve bugün anlıyorum ki, hayatta bana en çok lazım olan iki müthiş duyguyu yüklüyor bana o sırada çok sevdiğim adam, canım babam.
Dersler kulak dolgunluğu ile değil, yaşadıkça öğreniliyor oysa. Sınavlar derslerin sonunda veriliyor. Karneler vicdanı, ahlak ise zekayı ve hayata duruşu kapsıyor. Sahip çıkılmak değil, kendini bilmek kendine sahip çıkabilmek gerçek sağlamlığın adı. Geçenlerde Başbakan’ın, AKP Ankara İl Kongresinde, ” Çocuğumuz nereye giderse gitsin diyemeyiz, diyemezsiniz. Kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya…” beyanatını okuduğumda gençlik anım geldi gözlerimin önüne. Şaşırdım, bir tuhaf oldum. Neden mi?
Baştaki büyüklerimizin de o kahvehanenin önünde oturan yaşlı amcalardan bir farkı olmalı aslında. Aileleri değil de gençleri muhatap alacak kadar görüş mesafeleri geniş ve diri olmalı, hatta. Bir de ya zurnacıya ya davulcuya derken de düşünmek lazım. Davulcu ve zurnacıların bir işleri var hiç değilse. Ya işsiz güçsüz takımına denseydi mesela. Ee olur olur. Ama yok yine olmadı, işsizlik de işsizin suçu değil ki bu zamanda…
En iyisi, büyük söz söylemeyeceksin, büyük lokma yutacaksın. Hele ki sen, bugünün en büyüğüysen…



Ekim 9th, 2009 on 12:59
keşke bizi bize bıraksalardı. bizler kendi bedenimizden sorumlu olsak. ve hep sığınağımız babalarımız hep yanımızda olsa.