Daha önce de yazmıştım okuyanlar bilir, hemcinslerimin pek çoğunun sevdiği gibi, sevmem kuaförde vakit geçirmeyi. Bu yüzden, eller saçımda tırnağımda iken, başka işle meşgul olmaya çalışırım ben. Ya kitap okurum ya dergi. Ya da kuaförümün 6 yaşındaki oğlu Efe ile çocuksu bir sohbete dalar, ona resim yaparım. Ayıptır söylemesi bayılıyor bana. Ben de ona…
 
Ne zaman dükkana girsem, ”yaşasııınn arkadaşım geldi” diye hoplayıp zıplıyor, sevinç çığlıkları atıyor Efe. Müşteriler, Efe’nin boyunda arkadaş arasalar da kazık kadar kadının Efe’nin arkadaşı olduğunu son anda anlıyorlar tabi bu arada.

Yurt dışına yola çıkmadan bir gün önce kuafördeyim. Efe ile resimler çiziyoruz. Anne ve babasını göz ucuyla kestikten sonra usulca kulağıma eğiliyor ve  bana, power rangers siparişi veriyor. Alacağıma dair ”söz” veriyorum kendisine,seve seve.
 
Ama Avrupalı çocuklar, robotlar savaş yaratıkları ile oynamıyorlar herhalde ki, oyuncak reyonlarında legolar, eğitici oyun ve oyuncaklar ve rengarenk kapaklı kitaplar haricinde ne Power Rangers ne de başka bir şekilsiz yaratığa rastlayamıyorum. Ayaklarıma kara sular iniyor üstelik ama bulamıyorum nedense. Elim boş dönüyorum ülkeme. Üstelik küçük arkadaşımın ısmarladığı Power Rangers aklımda kalıyor fena halde.
 
Bugün, ”hadi bana eşlik et ” dedim kızkardeşime. Tuttuk, bir alışveriş merkezindeki oyuncakçının yolunu. Ama o da ne? Kimse bizi ”hoşgeldiniz şirin şeyler, neler istıyırsınız (istiyorsunuz) bakalım” diye karşılamadı. Ben de sanıyorum ki, bizim oyuncakçı da Merkez bankası eski başkanı şimdiki oyuncakçı amca gibi.

Gerçi neler istediğimizi soran olsaydı, ben ”oyuncak” cevabını vermeyecektim reklamlardaki çocuklar gibi. Benim küçük arkadaşım ne istediğini bilen bir çocuk. Eee ben de arkadaşımın ne istediğini bilen koca kazık olarak ”power rangers” diyecektim. Ama şirin şeylerden biri olmak kursağımda kaldı. Kendi kendimize bulduk karnına basılınca garip sesler çıkaran kırmızı kostümlü Power Rangers’ımızı.
 
Oyuncağı aldım,  parayı verdim, ekonomiye de can verdim. Bir de Efe’ye siparişini verebilsem…
 
 
Suskun: Çocuklarım büyüdüğü için küçük çocuk mu özledim yoksa aklım sıra torun alıştırması mı yapıyorum bilemiyorum. Ama keyifli bir his ve ben mutluyum.

Benzer yazılar

  • 24 Ocak 2010 -- Gerçek aşkın acısı geçmez, hafifler (7)
    Sözünü ettiğim, gerçek aşk. Hakiki, sahici, kör edici cinsten olan. Kendinden vazgeçiren, önceliği sevdiğine verdiren o muazzam histen bahsediyorum.   Öyle günümüzde ayağa düşmüş hallerdeki duygudan...
  • 18 Ocak 2010 -- Yedi krala küstüm (5)
    Dönüp tarihime bakıyorum, şimdiki bana ben bile şaşırıyorum. Ben ki yedi kralla barışıktım oldum olası. İyi de yedi kralın yediside mi bana yamuk yaptı? Bu ne izolasyon böyle bendeki. Bu nasıl padişah...
  • 04 Ocak 2010 -- Kendim için seviyorum (8)
    Ne olursa olsun ve kim olursa olsun, düşmüyor içimde hazan yaprağı. Kimse ölmüyor yüreğimde, izin vermiyorum. Elim varmıyor bir kazma bir kürek alıp iç çeperlerimde mezar kazmaya. Gönlüm el vermiyor y...
  • 26 Aralık 2009 -- Kaç mevsim buruşturduk seninle (2)
    Yine el ayak çekildi. Yine çöktüm gecenin başına, iki kişilik yalnızlığımla. Yüreğimin çilingir sofralarında seninle demleniyorum. Biliyor musun her esirgediğin sözün, her kısa cümlen ayrı bir meze...
  • 16 Aralık 2009 -- Oyun değil, hayat bu (3)
    Oyun değil hayat bu...Eğer hayat oyun olsaydı, bu kadar zorlanmazdık. Dizlerimiz kanardı en çok, bu kadar paralanmazdık. Hata yapmazdık bu denli, kurallara uyardık.Yok olmadı mı, mızıkçılık yapar, rah...
  • 19 Ekim 2009 -- Tatlı dile, güler yüze tav oluyorum (1)
    İş yoğunluğumdan arta kalan zamanlarımda, genelde haftasonlarında kendimi şımartmak istediğimde, bir alışveriş merkezinin orta katında, sigara içebildiğim balkonlu restauranda, somonlu makarna yerim. ...