Şimdi, lafı nereden nereye getirmişsin diyeceksiniz ya, ben yine de içimin söylediklerini yazacağım.
Ne zaman depremle ilgili bir açık oturum yada program izlesem televizyonda, deprem ile ilgili bilimsel, sosyal ve akademik bilgi, deneyim ve önerilerin paylaşıldığı bir platform oluşturulsun istiyorum.
Ve ne zaman depremle ilgili bir açık oturuma denk gelsem, epey içerliyorum. Hep bir İstanbul takıntısı var. Konu Marmara depremi ama ”İstanbul zarar görür mü” kaygısı neredeyse ”söyleyin kuzey fay hattına güney fay hattına pas atsın yeter ki İstanbul’un ruhu bile duymasın” a kadar vardırılır hale getiriliyor.
Hatta akıllı uslu haber spikerlerimiz bile, buldu mu bir deprem uzmanı koskoca Marmara depremi için sadece İstanbul’u soruyor.
İstanbul ve istanbul halkıyla bir alıp veremediğim yok. Ben, insanlığımızı bu denli kaybettiğimize yanıyorum. Tamam İstanbul dünya kenti. Türkiye’nin kalbi ama Türkiye de İstanbul’dan ibaret değil ki. Bu ne bencilliktir, bu ne bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın egosu. Benim içerlediğim bu.
Hani sakınan göze çöp batar derler ya, deprem için kaygılanırken İstanbul sele mahkum oldu. Sakınmak bencillikle olmaz. Akıllı, çalışmakla, hesap sormakla olur. Bir de eksik dua etmemeli, sadece kendimizi ve yaşadığımız yeri kayırmamalı, kendimiz için ne diliyorsak bütün insanlığa da onu dilemeliyiz.
İstanbul gücenmesin bana, ama Yaratan iltimas geçmiyor hiç kimseye ve hiç bir coğrafyaya. Öyle yol kenarına iki sıra lale dikip boğaz köprüsüne janjanlı ışıklar yapmakla, kendi çıkarlarına rant sağlamakla, çarpık kentleşmeye göz yummakla, alt yapı çalışmalarını hiçe saymakla, iş yapmadan uyuklaya uyuklaya maaş almakla adam olunmuyor. Fay hatlarına kafa tutup, güzergah göstermekle de müslüman olunmuyor.
Yazık, yine olan masum insanlara oldu. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum…
Suskun: Öyle mideden atıp yazmıyorum. Saatte 370 km hızla esen kasırgayı yaşamış kadınım.



Son yorumlar