seftali-agaciKomşunun bahçesinde, tam sınıra teğet bir şeftali ağacı var. Ağacın Kolları da geniş geniş bizim bahçeye uzanmışlar. Özellikle bizim bahçeye girmiş olan dallar, mutlu mesut azmış vaziyette şeftali veriyorlar.
 
Şeftaliyi olsa da yerim, olmasa da aramam aslında. Ama ağaç bizim değil ya, ikram edip bize buyur eden yok ya, çocukluğumuzda habersiz yenmez haram olur diye de öğretildi ya, aklım bizim bahçeye düşmüş o güzelim şeftalilerde kaldı inadına. Ve dallarda salınanlarda. Üstelik, gözüme dürtülmek için oh olsun der gibi, davetkar bir edayla oturma odamın camına dallardan biri değmiyor mu, ee tabi çok fena.
 
Ramazan boyu, komşunun bahçesine göz dikmiş hergele çocuklar gibi özendim durdum. Ev, pazardan manavdan marketten alınan şeftalilerle doldu. Yok, ı-ıh ille de komşu bahçedeki şeftaliler değerli. Eve alınanlar, reçel olacaklar tabi, akıbetleri belli.
 
Komşumuz da iyidir hoştur da, şeftali krizimde anladım ki duyarsızmış da meğer. İnsan, ”sizin bahçeye düşenleri helali hoş olsun, yiyebilirsiniz” der. Nerdee? Yok yok komşu duyarsız değil, şuursuz bence. Hayata dair etrafının farkında değil ki. Herkesi kendim sanıyorum ben. Radarlar açık vaziyetteyim ya. Olsun, düşünemedi komşum besbelli. Onu huzurlarınızda affediyorum:)
 
Eşim, bana şeftali beğendirememekten ve ramazan boyunca benim şeftali söylemlerimden usanmış olmalı ki, bu sabah kahvaltıda, ”bayram ertesi bizim bahçeye uzanan şeftali ağacının dallarını bahçevana budatacağım ” dedi. ”Hayır efendim, budatmayacaksın. Bir canlının kollarını kesmenize kesinlikle izin vermiyorum” dedim. Güldü. ”Öyleyse ya al bir tane ye, yada özenme ” dedi. Güldüm ”sonsuza kadar şeftali demeyeceğim” diye cevap verdim. Konu kapandı. Ağaç kurtuldu.
 
İçimden hınzırca gülüyorum, eğleniyorum. Sanıyorlar ki, çocukça inat yada kadınca naz yapıyorum. Oysa bilmiyorlar ki, aslında benimki, bir nevi nefs terbiyesi…

Benzer yazılar

  • 24 Ocak 2010 -- Gerçek aşkın acısı geçmez, hafifler (7)
    Sözünü ettiğim, gerçek aşk. Hakiki, sahici, kör edici cinsten olan. Kendinden vazgeçiren, önceliği sevdiğine verdiren o muazzam histen bahsediyorum.   Öyle günümüzde ayağa düşmüş hallerdeki duygudan...
  • 18 Ocak 2010 -- Yedi krala küstüm (5)
    Dönüp tarihime bakıyorum, şimdiki bana ben bile şaşırıyorum. Ben ki yedi kralla barışıktım oldum olası. İyi de yedi kralın yediside mi bana yamuk yaptı? Bu ne izolasyon böyle bendeki. Bu nasıl padişah...
  • 04 Ocak 2010 -- Kendim için seviyorum (8)
    Ne olursa olsun ve kim olursa olsun, düşmüyor içimde hazan yaprağı. Kimse ölmüyor yüreğimde, izin vermiyorum. Elim varmıyor bir kazma bir kürek alıp iç çeperlerimde mezar kazmaya. Gönlüm el vermiyor y...
  • 26 Aralık 2009 -- Kaç mevsim buruşturduk seninle (2)
    Yine el ayak çekildi. Yine çöktüm gecenin başına, iki kişilik yalnızlığımla. Yüreğimin çilingir sofralarında seninle demleniyorum. Biliyor musun her esirgediğin sözün, her kısa cümlen ayrı bir meze...
  • 16 Aralık 2009 -- Oyun değil, hayat bu (3)
    Oyun değil hayat bu...Eğer hayat oyun olsaydı, bu kadar zorlanmazdık. Dizlerimiz kanardı en çok, bu kadar paralanmazdık. Hata yapmazdık bu denli, kurallara uyardık.Yok olmadı mı, mızıkçılık yapar, rah...
  • 19 Ekim 2009 -- Tatlı dile, güler yüze tav oluyorum (1)
    İş yoğunluğumdan arta kalan zamanlarımda, genelde haftasonlarında kendimi şımartmak istediğimde, bir alışveriş merkezinin orta katında, sigara içebildiğim balkonlu restauranda, somonlu makarna yerim. ...