Bir zamanlar Anadolu da küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde ve çeşitli küçük mağazalarda duvara asılan çerçeveli bir resim çok dikkat çekiciydi.
Ticaretle ilgili iki figür resmedilmişti. Bir tarafta veresiye veren bir adamın tahta sandalye de oturan sıkıntılı ve sanki iflas etmiş gibi duran hali ile bunu tamamlayan yanında içi bomboş çelik para kasası ve altında da “veresiye veren”yazısı. Diğer tarafta ise yine tahta sandalyede oturan bir adam, neşeli hali ve hemen yanındaki para ile dolu büyük çelik kasası ve altında da “peşin veren” yazısı.
Bu izah etmeye çalıştığım resimli çerçeveden eskiden çokça görmek mümkündü. İstenilirdi ki veresiyeye alınmasın/ verilmesin peşin alınsın. Sanki veresiyeye verilince iflas edilebilir gibi bir algı yaratmak ve bunu da müşteriler kırılmasın diye belki şifahen söyleyemediklerinden o resmi görünür bir yerlere asarlardı. Ama yine de buna rağmen tarımla uğraşanlar hasat zamanına, maaş ile çalışanlardan da aybaşına kadar veresiye alabiliyorlardı. Bunun için birçok esnafta ikinci sınıf hamurdan yapılmış sarı yapraklı veresiye defterleri olur ve borcu yazar, zamanı geldiğinde de herkes borcunu öderdi. Bir güvensizlik söz konusu pek olmazdı. Bu tür alışverişlerde herkes birbirini tanır, tanımayanlara da birisi aracılık ederdi.
Zamanla her şey değiştiği gibi ticaret ve ekonomide de değişimler oldu. Bu nedenle, o resimleri ve veresiye defteri tutanları görmek pek mümkün değil artık. İşletmeler mallarını pazarlamak için hem taksit yapıyorlar hem de uzun vade ödemeli satıyorlar yani bir nevi yine veresiye verebiliyorlar. Ama veresiyenin şartları ve şekli değişti tabi ki. Kredi kartı kullanımı yaygınlaştı, bankalar çoğaldı. Üstelik birde düzenli aylık sabit geliri olmayan köylüye bile artık kredi kartı verilmeye başlandı.
Globalleşen dünya ile beraber değişen bu ekonomik sistemde, birçok ürünün kalite bakımından verimli olması, kolay ulaşılabilmesi ve ayrıca ödeme seçeneklerinin çok olması gibi daha birçok etkilerine baktığımızda, ekonomimizin ve dolayısı ile hayatımızın olumlu yönde değiştiği görülmüştür.
Fakat bu sistem bize aynı zamanda, adeta bir gecede zenginleşip, aynı şekilde bir gecede batabilmemize de neden olabilecek daha sert, daha katı ve acımasız yönünün de olduğunu ve bunu unutmamamız gerektiğini son kriz ile de bir kez daha hatırlatmış oldu.






Ekim 30th, 2009 on 02:18
Yorumunuza katılmamak mümkün değil, yakın zamanda kriz nedeni ile otomobilde yapılan indirimi bile ceplerine atmaya kalkıştılar.Ama maalesef kriz bir şekilde emekçiyi iş aş olarak vuruyor.
Yorumunuz için teşekkürler
Ekim 28th, 2009 on 20:52
Kapitaliz sistemini emekçinin sermayeye bağlı kalarak artı değerini sömürme üzerine kurulduğundan , emekçinin sürekli borçlu yaşamasını sağlayarak emeğini sermaye sahibinin istediği fiyata satması üzerine kurmuştur .Kriz emekçiyi vurmaz , kapitalizmi vurur sadece . Çünkü emekçinin kaybedece sermayesi yoktur. Sermayederin sermayesi ve yaşam standartı değiştiği için “kriz var “diye veryansın ederek yine emekçiyi sömürmeye devam eder.