gülen yüzİş yoğunluğumdan arta kalan zamanlarımda, genelde haftasonlarında kendimi şımartmak istediğimde, bir alışveriş merkezinin orta katında, sigara içebildiğim balkonlu restauranda, somonlu makarna yerim. Kahvemi de aynı alışveriş merkezinin, giriş katında bulunan ünlü bir cafede içerim. Değişmez partnerim, tabi ki kızkardeşim. Kendimi şımarttığım anlarda o benim, bana en iyi eşlik edenim.
 
Yine her zamanki restauranda afiyetle somonlu makarnamı ”Hiç bitmesin” hissiyatımla mideme indirirken, bize hizmet eden elemanın her zamanki asık suratıyla nadanlığına takıldım. Aslında ben uzun bir süredir, o tepeden bakan suratsızlığa takığım. Masaya tokat atar gibi koyduğu tabak bardak gibi malzemeler ondan çok daha sıcak ve samimi geliyor bana. Tabi ne yaptım, artık kendimi susturamadım.
 
Masaya servis için gelmişti ki, ”Bağışlayın beni ama sizin bir derdiniz mi var?” diye sordum. İçimi konuşmazsam bende kalır, ayıp olur. Çattığı kaşlarını, doğal yerine getirmeden ama sersemlemiş halde yüzüme bakıp ” Yoo, hayır” dedi. ”Peki yaptığınız işi mi sevmiyorsunuz” dedim. Hadi buyrun ok yaydan çıktı. Havalı asık suratlı genç, ifadesizce ”Seviyorum” dedi. ”Hizmet sektöründe çalışıyorsunuz ve güler yüzlü olmak zorundasınız bunu biliyor musunuz” dedim. Aniden toparlandı. Hem yüzü hem ruhu. Kimdi bu kadın ki onun hava dolu, tepelerde uçan balonunu patlatıyordu. ”Yoğunduk, yorgunum belki” diye kaçamak bir cevap verdi. Öğle saati, bizden başka kimselerin olmadığı restauranta göz atamadı. ”Yoğunluk göremiyorum. Ayrıca uzun zamandır bu sizin tavrınız ve ben asık yüzünüzde hep asılı kalıyorum” dedim tebessümle. ”Ne olursa olsun, hafif bir tebessüm takın dudak kenarınıza ya da bu işi yapmayın” diye ilave ettim gülen yüzümle. Derlendi toparlandı, mutlaka ki bana sinirlendi. ”Sizin iyiliğiniz için” sözümün arkasından, ”Tamam ” dedi ifadesi destur olmaya yüz tutmuş hallerde.
 
Yemeğimiz bitti. Doğru alt kata kahve içmeye. Beş eleman, beşi de mi bu kadar güleç ve şeker olabilir? Evet gerçekten öyleler. ”Hocam hoşgeldiniz” derken, gözlerindeki ışıltı ve seslerindeki melodiyle insanı büyülüyorlar.
 
Oturduk masamıza. Sipariş vermeye gerek yok, biliyorlar şekerinin dozuna kadar Türk kahvemizi nasıl içtiğimizi. Masanın kenarında duran, ”Görüş formu” na uzandı elim. Bize bakan sarışın güleç genç adama, ”Beşinizin de isim soyadı lazım bana” dedim. Ucunda iyi bir şey olduğunu anladı. Zaten uçlarımda hep iyi bir şeyler vardır ki. İsimleri bir kağıda yazıp getirdi. Görüş formu, onların isimleri ile yanyana düşmüş övgülerle doldu.
 
Uyarılarımı sabırla bekletirim. ”Bu seferliktir” derim, ”Belki üzgündür, rahatsızdır” diye defalarca kendi kendime bahaneler üretirim. Beklerim. Ama övgülerimi bekletmem. Geciktirmem.
 
 
Tatlı dile güler yüze oldum olası tavım ben.

Benzer yazılar

  • 24 Ocak 2010 -- Gerçek aşkın acısı geçmez, hafifler (7)
    Sözünü ettiğim, gerçek aşk. Hakiki, sahici, kör edici cinsten olan. Kendinden vazgeçiren, önceliği sevdiğine verdiren o muazzam histen bahsediyorum.   Öyle günümüzde ayağa düşmüş hallerdeki duygudan...
  • 18 Ocak 2010 -- Yedi krala küstüm (5)
    Dönüp tarihime bakıyorum, şimdiki bana ben bile şaşırıyorum. Ben ki yedi kralla barışıktım oldum olası. İyi de yedi kralın yediside mi bana yamuk yaptı? Bu ne izolasyon böyle bendeki. Bu nasıl padişah...
  • 04 Ocak 2010 -- Kendim için seviyorum (8)
    Ne olursa olsun ve kim olursa olsun, düşmüyor içimde hazan yaprağı. Kimse ölmüyor yüreğimde, izin vermiyorum. Elim varmıyor bir kazma bir kürek alıp iç çeperlerimde mezar kazmaya. Gönlüm el vermiyor y...
  • 26 Aralık 2009 -- Kaç mevsim buruşturduk seninle (2)
    Yine el ayak çekildi. Yine çöktüm gecenin başına, iki kişilik yalnızlığımla. Yüreğimin çilingir sofralarında seninle demleniyorum. Biliyor musun her esirgediğin sözün, her kısa cümlen ayrı bir meze...
  • 16 Aralık 2009 -- Oyun değil, hayat bu (3)
    Oyun değil hayat bu...Eğer hayat oyun olsaydı, bu kadar zorlanmazdık. Dizlerimiz kanardı en çok, bu kadar paralanmazdık. Hata yapmazdık bu denli, kurallara uyardık.Yok olmadı mı, mızıkçılık yapar, rah...
  • 18 Ekim 2009 -- Bedenlere, ruh geldi (1)
    Elimde gazete, Hürriyet cumartesi ekinin üçüncü sayfasına takılıp kalıyorum. Fotoğraflardan kendimi alamıyorum.   Amerikan Glamour Dergisinin, eylül ve kasım sayısından iki fotoğraf da bana sımsıcak...