isvicre luganoİsviçre/Lugano’daydım. Lugano, Alplerin eteklerinde İsviçre’nin güneyinde göl kıyısında, caz ve şarap festivalleriyle ünlü küçücük bir şehir.
 
Gelir düzeyi yüksek kesimin yaşadığı, insanca yaşama sisteminin tıkır tıkır işlediği, sokaklarında huzurun fink attığı bir yer. Lugano, yüzü gülen insanların şehri. Herkes mutlu. Hayvanları bile insan gibi davranıyor hatta. Uçmaktan vazgeçmiş, şehirli hayatı yaşayan ve salına salına yürüyüp alt geçit kullanan güvercinler, sahipleriyle alışveriş yapıp otobüse binen köpekler, gölde süzüle süzüle keyif yapan ördekler diyarı.
 
Trafikte bir düzen bir nizam bin intizam, herkes birbirine yol veriyor. Yol veren de verilen de birbirine selam veriyor üstüne üstlük. Orada selam veren borçlu çıkmıyor çünkü. Selamları şu bildiğimiz su katılmamış tebessümlü baş hareketi işte.
 
Hafta arası, herkes işinde okulunda. Haftasonu kalabalıklar, meydanları dolduruyor. Restaurant ve cafelerin çevrelediği meydanlarda ebeveynleri kahve keyfi yaparken, çocuklar müdahalesiz neşe içinde oynuyorlar. Yaşlı teyzeler kırmızı rujlarından ve renkli şapkalarından hala vazgeçmemişler ve ütüsü jilet gibi giyimli yaşlı amcalarla kahve içip sohbet ediyorlar. Gençler, çılgın kılık kıyafetlerine rengarenk saçlarına tezat, çılgınlıklardan uzak arkadaşlarıyla buluşuyor ve alışveriş yapıp akşam için program yapıyorlar. Herkes mis gibi sabun kokuyor.
 
Kalabalıkta birbirinin üzerine çıkan yok. Omuz atan yok. Birbirinden güzel hatunlara laf atan bile yok. İtiş kakışı bildiklerinden bile şüpheliyim. Onca canlılığa, harekete rağmen şehirde bin huzur kol geziyor. Herkes sırasını biliyor, bekliyor. Bir sabır, bir dinginlik gırla gidiyor. Çiçekten börtü böceğe, hayvandan insana herkesin bire bin katılmış değeri var. İnsan ister istemez kendini özel hissediyor.
 
İslami değerlere göre, kendileri de farkında değiller ama bizden çok daha müslümanlar. Hani kelime-i Şehadet getirseler, işi bitirecekler.
 
Kendi ülkemin düzensiz düzenine, yüzü gülmeyen öfkeli insanına, alacalı bulacalı kişiliklerine öyle alışmışım ki, bu huzur beni bozuyor. Avazım çıktığı kadar bağırıp, huzuru bozasım geliyor.
 
Bu şartlara, bu insan gibi insanca yaşama erişmek için, hadi kırk fırın ekmek yedik diyelim. Hazmetmek için, kaç kasa soda içmeli ki diye düşünüp duruyorum. Ve bizi yönetenlere kulluk hakkımı helal etmiyorum.

About Aslı Özden

Aslı Özden has written 455 post in this blog.

İlginizi çekebilir

  • 09 Mart 2011 -- Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırırmış, vallahi doğruymuş (0)
    Nasıl başardığım hakkında hiçbir fikrim yok ama dikkatimi çekiyor ne zaman kar yağsa ben grip oluyorum. Öyle hafif ölçekli falan da değil... Bildiğiniz ateşli, öksürüklü, salyalı, cücülü... Kendimden ...
  • 14 Şubat 2010 -- Sevgililer gününüz kutlu olsun (2)
    Bugün 14 şubat 2010,  dünya sevgililer günündeyiz, 14 Şubat sevgililer gününün bugünlere gelmesindeki en büyük kişilik ve bu uğurda canını veren efsane Aziz Valantine'ye saygılarımı gönderiyorum. Bu s...
  • 04 Ekim 2009 -- Ayakkabı yanlış tarafa fırlatıldı (0)
    Türkiye’ye de ikinci kez yapılan IMF-Dünya Bankaları Toplantısına katılıp bir konuşma yapan IMF başkanı Dominique Strauss-Kahn, konuşma yaptığı sırada ayakkabı fırlatılarak protesto edildi. Bu olay...
  • 22 Kasım 2009 -- Adresim (2)
    "Adresim aynı günlerim aynı" bu şarkı geldi aklıma ne yapayım. Önce bi şarkı dolandı dilime..sormuşsun sadece yaşadığın değil seni de anlatan bir adresin var mı diye, yine kendi halimle..yine de her h...
  • 18 Haziran 2010 -- Aksakallı halini de görmek isterdim (6)
    Ne zaman Kara benizli, mahzun birini görsem, Hemen yanı başımda İçimde oluyorsun! Güven veren duruşun,  şefkatli hallerin Hep yanımda oluşun, benimle gururlanışın, Güç vermişti, huzur vermişti...
  • 28 Nisan 2011 -- Bir yanın fesleğen çiçeği, bir yanın ısırgan otu… (0)
    Tane tane dallardan uzatsan bana başını ey sevgilim, apansız beliren yağmurun getirdiği toprak kokusunda öpüşsek seninle. Sana dokunduğumda bir yanın fesleğen çiçeği, bir yanın ısırgan otu... diğer ya...