basarmakHenüz ergenliğe girmeden yuvadan uçmuştu. Uzak diyarlarda tek başına okudu. Kendine yardımsız bir hayat kurmaya çalıştı. Elinden tutanı yok, yanıbaşında sırtını sıvazlayıp başını okşayanı yok. Eve geldiğinde dumanı tüten sıcak yemeği yok. Çamaşır, bulaşık yıkanmak için sadece onu bekler. Öyle kolayından da değil, hayli zordu dersler. Ev kirası, telefon, su, elektrik faturası hepsinden kendi sorumlu. Sırf dünyalı olsun, sırf kendi ayaklarının üzerinde desteksiz dursun, sırf adam gibi adam olsun diyeydi tüm bunlar.

Sözünü ettiğim kim mi? Oğlum. Bebekliğinden beri, dilimde tüy bitene kadar bıkmadan usanmadan büyük insan gibi konuşmuştum hep. Bildiklerimi, tecrübelerimi, hayatın izlerini ve işaretlerini tükenmeden anlatmıştım yanımızdayken. Beni dinlemediğini, anlamadığını sandığım zamanlarda bile o herşeyi kendi bünyesine kayda geçmiş meğer. Ve bir gün boynuz kulağı geçer mi? Evet geçer.
 
Bir akşam üzeri, telefonda bana dert yanmıştı. Sabahlara kadar sürekli kütüphanede ders çalıştığı için Türk arkadaşları onunla kafa yapıp, dalga geçiyormuş. ”Kütüphanede geçirdiğin saatlere bakılırsa, seni gören de Harvard’da okuyor sanacak” diyorlarmış.
 
”Üzülüyor musun” diye sordum. ”Hayır, gülümsüyorum” dedi. ”Belki de Allah söyletiyordur onlara kimbilir, bir gün Harvard’a yolum düşer mi düşer, belli mi olur” diye ekledi. ”Bu nasıl olacak ki?” dedim. ”İş başvurumu, Harvard’a yapacağım” dedi. ”Henüz çok toysun, Harvard’da çalışmak hayalin, uçmak gibi birşey ama denemeye değer. Sen yine de kabul edilmezsen, o hayal kırıklığına da hazırla kendini” diye cavap verdim. Güldü. ”Uzanmazsam, tutamam anne” dedi. Sustum…Sözün bittiği yere tutundum.
 
Hayatın kendisine arkadaşlarının alay etme cefasını, Harvard’a kabul edilme sefasıyla denk düşüreceğine inanıyordu, biliyorum. Çünkü, bu hayat dilini ona ben öğretmiştim. Oğlumu en iyi ben anlıyordum.
 
İş başvurusunu yaptı. Ve Harvard Üniversitesi’nden kabulü geldi, işe başladı. Şaka gibi ama ”En iyi çalışan” seçildi.
 
Telefonda, benimle mutluluğunu paylaşırken, tek bir cümlesi en çok aklımda kaldı. ”İlahi adalet konuşturdu arkadaşlarımı gafletle. Ben hayatı okumayı senden öğrenmeseydim arkadaşlarımın alaylarının karşılığında mükafat geleceğinden emin olmasaydım ve uzanmasaydım, tutamazdım anne.”
 
 
Suskun: Allah herkesin evladını bağışlasın ve yollarını açık etsin.

About Aslı Özden

Aslı Özden has written 455 post in this blog.

İlginizi çekebilir

  • 20 Ocak 2011 -- Bir stad Bir heykel İki karikatür (0)
    Seviyorum yurdum insanının mizahi zekasını, iki büyük ustadan iki karikatür paylaşacağım ve bu iki karikatüründe aslında yoruma ihtiyacı yok. Yani görür görmez mesaj anlaşılıyor ama ne bileyim bund...
  • 17 Eylül 2010 -- İlginç senaryolar (2)
    Kurtlar Vadisi'nin yeni sezon fragmanında üç farklı 2023 yılı haritası yayınladı. Türkiye'nin nasıl bölünebileceğini gösteren senaryo, daha dizinin ilk bolumu yayınlanmadan tartışma yarattı. ABD, İ...
  • 04 Mart 2011 -- Türkan Saylan’ı Okumak (0)
    Bugün yeni bir kitap okumaya başladım. Ayşe Kulin’in Türkan Saylan’ın hayatını anlattığı ve yaşarken hatıralarını kaleme aldığı bir kitap. Doğrusu çok etkilendim. Öldüğü zaman bazı gazetelerde okum...
  • 05 Temmuz 2010 -- İki ileri bir geri… (0)
    Bedeninden büyük olan o kocaman kafasının içi örümcek ağlarıyla doluydu. Anlamaya çalışmak yerine devamlı kendini ifade eden bir hali vardı. Konuştukça batıyor denir ya hani konuştukça cehaleti fış...
  • 02 Temmuz 2010 -- Erkeğin elinin kiri Kadının alnının karası‏ (10)
    Konu başlığından da anlaşıldığı gibi; epeydir gündemi meşgul eden, köşe yazarlarına malzeme veren Defne Samyeli-Eren Talu ikilisinden söz edeceğim. Aylar önce evliliklerini bitirirken bir sürü fırtına...
  • 12 Ocak 2010 -- Kafiyelerini düşürmenin telaşında acemi bir şair (9)
    beyninin kıvrımlarında savaşan doğrularının yara aldığını, gözyaşları içinde kendine itiraf ederken, ihtimallerin çorak iklimlerinde savrulmadan, bana ait olmalı, ait kalmalıydın. direnmeli...