”Her yaşadığını yazma, günlük gibi olmasın” diyorum kendi kendime. Ama hepsi insana dair, hepsi hayattan bir kesit. Yine tutamıyorum kendimi, yine beni, yaşadıklarımı yazarken buluyorum siteye.
Gitmeyi pek sevmediğim yerdeyim. Kuaförde. Yanımda oturan, beyaz tenli porselen yüzlü mavi gözlü henüz 20 li yaşlarının başında olduğu belli, genç kıza selam verip tebessüm edip yanındaki koltuğa oturdum. Kuaförüm, kıza usul yollu ezici bir üslupla ve hafif sert tonlamayla ”Erken geliriz dediniz. Geç kaldınız. Valla bugün yoğun, geç çıkarsanız sorumlusu ben değilim” dedi. Genç kızın sanki o an omuzları çöktü. Sessiz-sözsüz buruk bir tebessümle karşılık verebildi. Belli ki üzüldü. Yüzü soldu. Enerjisi dağıldı.
İster istemez üzüntüsüne takıldım. Göz göze geldik ”Dün gece kınam vardı. Geç yattık, sabah da toparlanamadık, geç kaldık. Bu akşam da düğünüm var” diyerek sıkıntısını benimle paylaştı. Belli ki hassastı. Kırılgandı. Gençti herşeyden önce ve toydu henüz hayata karşı. Üstelik kibardı.
Ben bunu hep yapıyorum. Üzüntüleri acilen kendi üzerime giyip, karşımdakiyle beraber üzüntüsünü layıkıyla ben de yaşıyorum. Üzülmesine üzüldüm. Ezilmesine karşı ise hemen zırhımı giydim, kılıcı kalkanı kuşandım. Kuaförüme döndüm, ” Valla hapırsan da köpürsen de gelini vaktinde çıkaracaksın. Herkes bekler, o beklemez. Üzme kızı, kulaklarını çekerim” dedim. Mutlaka kuaförüm de kendine göre haklı. Ama bendeki hal bu. Bir kere de arkalama kimseyi, bir kere de karışma be kadın. Ama elimde değil ki, kimse üzülmesin istiyorum. Kuaförüm güldü. Geline, ”En sağlam avukatı bulmuşsun, sırtın yere gelmez bugün” diye mırıldandı. Gözleri mavi, yüzü porselen genç kıza döndüm, ”Bugün senin günün, hiç bir şeye sıkma canını, gününün keyfini sür” dedim. Sığınma güdüsüyle, kocaman gülümsedi.
Elimdeki dergiye bir türlü kendimi veremedim. Gözlerim aynadan durmadan kendisini izledi. Henüz yakınları da gelmemişti. Yalnız ve hassas halleri beni darmadağın etti. Gayri ihtiyari, saatimin yanına taktığım zincirde takılı nazar boncuğuna gitti elim. Bileğimden usulca çözdüm. Genç kıza döndüm. ”Bu sana mutluluk ve şans getirsin” deyip bileğine taktım. Alt tarafı sarı bir zincirde asılmış nazar boncuğu. Üst tarafında ise sevgi ve güç vardı. Genç gelinin yüzü aydınlandı. ”Bunu hiç çıkarmam kolumdan” dedi. Aslında lafı bile olmaz bir minik hediyeye, dönüp dönüp defalarca teşekkür etti.
Yakınları geldi. Gelin akşam için güzelliğine güzellik katabilmenin heyecanına düştü. Artık işim bitmişti ki, kapıdan çıkmadan ben, o an makyajda olan genç kızın annesi geldi yanıma. ” Lütfen, albümünde bulunsun, çok istiyor kendisi bir resim çektirir misiniz kızımla” dedi. Seve seve kabul ettim. Poz verdik birlikte objektife. Ben onun anılarında kaldım, o toyluğu hasaslığıyla benim yüreğime işledi.
Yıllar sonra birlikte poz verdiğimiz fotoğrafa bakarken ne düşünür bilmem ama ben o güzel yüzde, yüzünden daha güzel bir yüreği gördüm. Ve o yüreği çok sevdim. O bunu bilmese de her resme baktığında, hisseder mi acaba?
Yüzünde yüreği saklıydı
9 Yorum yapılmış
Sayın yorumcu, yorumunuz değerlidir, lütfen düşüncelerinizi bizimle paylaşınız. Yorumunuzu yazmadan önce aşağıdaki uyarıları okuyunuz ve yorumunuzu yazarken lütfen küçük harf kullanınız.
Bay Gri.com'da yer alan okur yorumları yorumları yazanların görüşüdür, okur yorumlarından baygri.com sorumlu tutulamaz. Bay Gri.com'da yer alan tüm resimler ve marka logoları sahiplerine aittir. Bay Gri.com'da bulunan yazı, video, fotoğraf veya yorum ile ilgili şikayetiniz varsa ve yazacağınız yorum konu ile alakalı değilse lütfen iletişim formunu kullanarak bize ulaşın.1.Tamamı büyük harflerle yazılmış ve yazım kurallarını ihlal eden yorumlar onaylanmaz.
2.Küfür ve hakaret içeren yorumlar onaylanmaz.
3.Yorumunuzun onaylanması için geçerli bir e-posta adresi yazınız.
4.Yorumunuzda sonradan pişman olacağınız kişisel bilgilerinizi paylaşmayınız.
5.Yazdığınız yorumu onaylanmak zorunda olmadığımızı unutmayınız.
6.Yorum yazarken mümkün olduğu kadar pozitif olabilirsek, ortamı germemiş; bir hoşluk, bir sinerji, bir güzellik oluşumuna katkı sağlamış oluruz.
Yasal Uyarı: 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca tüm haklarımız saklıdır. Sitemizde yayınlanan tüm içerikler, alıntı yapılan sayfaya aktif link verilerek kullanılabilir. Bu kurala uymayanlar hakkında hukuki yollara başvurulur.




Kasım 26th, 2009 on 04:02
tamam burdaki herkese benden çay.
söz.
Kasım 26th, 2009 on 03:36
Nerdeee siz varken biz kimmm cennet nere?
Kasım 26th, 2009 on 03:08
cennette bana çay ısmarlarsın artık.
Kasım 25th, 2009 on 02:46
Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim. İçim renkli benim, ewt dışta sadeliği seviyorum. Sevgiyi ve gücü harman etmişsiniz, birbirlerine denklemişsiniz ne güzel..Sizde daima sevgiyle kalın.
Kasım 25th, 2009 on 01:34
Merhaba
Sizi okurken bir cümlenize takıldım “Gitmeyi pek sevmediğim yerdeyim kuaförde” demekki sade ve duru bir insansınız..Doğal haliyle mutlu olan..
Bir anda kuafördeki gelin adayının tüm hislerini kendi yüreğine taşıyan.. veya yüreğini O heyecanlı GELİN kızın içinde hissedip Hiç tanımadığı bir insanın heyecanını kendi içinde duyan..
“alt tarafı sarı bir zincire takılmış nazar boncuğu,üst tarafında ise sevgi ve güç vardı”
Sevgi gücün kaynağı..güç te sevginin.Umarım gelin kız bunu anlamıştır..
SEVGİYLE KALIN..
Kasım 24th, 2009 on 19:38
Güzel mesaj mert bey.. Tasavvufu güzel örnekliyor..
Kasım 24th, 2009 on 19:03
Sevgili Mert, beni motive eden, hem şımartıp hem utandıran bu muhteşem yorumunuz için çok teşekkür ederim…
Ayrıca, Arthur Ashe’nin hikayesini biliyordum ama bir kez de sizden okumaktan çok keyif aldım. Bu güzel paylaşım için de ayrıca teşekkürler.
Kasım 24th, 2009 on 18:01
Arthur Ashe’den…
Wimbledon’un ilk zenci şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS’den ölüm döşeğindeydi.
Dünyanın her köşesindeki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı. Bunlardan bir tanesi şöyle soruyordu:
- Allah böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?
Arthur Ashe cevap verdi:
- Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar. 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir.
500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer,
5 bini büyük turnuvalara erişir, 50′si Wimbledon’a kadar gelir,
4′ü yarı finale, 2′si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken
Allah’a ‘Neden ben?’ diye hiç sormadım, şimdi sancı çekerken, Allah’a nasıl ‘Niye ben’ derim?
Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı…
Zorluklar güçlü… Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı…
Allah’a asla ‘Neden ben?’ diye sormayın.
ne olacaksa olur.
…Arthur Ashe…
Kasım 24th, 2009 on 17:27
bayanyurek.com sitesini acarsanız sonuna kadar takipteyiz Aslı hanım : ) ….Cengiz beyi’de ihmal etmeyiz burda asla ancak siz gerçekten farklı bir ensturmanı çalıyor,değişik bir organ taşıyorsunuz buna sonsuz eminim…