tam karsidaki ev koydeki evimizHer çarşamba günü dedem çarşıya giderdi ve ben her çarşamba günü dedeme, bisiklet istediğimi söylerdim; yaşım beş civarıydı…

Babam ve annem İstanbul’daydı; babam memurluk sınavlarına girmiş kazanmış, İstanbul’da düzenlerini kurana kadar bana dedem ve babaannem bakıyordu.

Dedem giderdi çarşıya; zaman geçmezdi.

Her araba sesinde yola çevirirdim gözlerimi. Derken; akşamüstü gelen arabadan dedem inerdi… Ben direk bisiklet arardım dedemin ellerinde. Ama hiç olmazdı!…

“N’oldu dede?” derdim. “Hani bisiklet?”

“Torun, 1 tane vardı beğenmedim, diğerleri de 3 tekerliydi.” derdi ve eklerdi:

“Sen kocaman adamsın. Sana yakışır mı 3 tekerlekli bisiklet? Haftaya tekrar bakarız…”

İnanırdım…

Birçok çarşamba günü geçti böyle. Ama bir türlü gelmedi bisikletim…

Çocuk aklı işte, düşünemiyorsun ki; alabilir mi, alamaz mı? Küsüyorsun… Ama kısa küsmeler; dedemin göbeğimi ovalaması ile biten kısa küsmelerdi hepsi…

Dedem ki; ilk erkek torunu olan beni her gece göbeğimi ovalayarak uyuturdu, sabaha karşı bazen gidişini duyardım hayal meyal. Sabah bir gelirdi; elinde bir sürü balık… Kurduğu ağdan yakaladığı balıkları erkenden almaya gider, bana sürpriz yapardı.

Ve ben, yağmur yağdığında çıplak ayak dolaşırdım dedemin köyünde. Saatlerce çamurla oynardım, eve gireceğim zaman ayaklarım yıkanırdı.

Sebebini tam da hatırlamıyorum ama hastayım, yatıyorum, dışarıdan testere çekiç sesleri geliyor. Meraklandım! Dedem n’apıyor diye ama kalkacak dermanım yok.

Günler geçti, iyileştim… Bahçeye çıktım, dedemi aradı gözlerim; atını tımar ediyordu.

Yanına gittim, onu seyrederken;

“Torun al sen devam et tımara. Korkma, yavaşça okşayarak ve atla konuşarak yap tımarı. Ben şimdi geliyorum” dedi… Ben atı yavaş yavaş tımar ederken; dedem geldi. Bir baktım elinde neredeyse bisiklet (!) diyeceğim, daha doğrusu; kendi de bisiklet olduğunu reddeden, tahtadan, dedemin emek vererek yaptığı bir alet… Ayıp olmasa bisiklet yani…

“Torun” dedi dedem, “bak sana ne yaptım! Bin bakalım…”

Bindim…

Pedal yok tabi, ayaklarım yerde, 2 yuvarlak teker misali tahta, yine tahtadan oturma yeri, ayaklarımla iterek gideceğim şekilde tasarlanmış adını bile hala koyamadığım alet!

Neyse; bindim ben, ayaklarımla hızlandım… 10 metre kadar sonra; o alet çatırdadı ve kırıldı; ben de yerdeyim…

Ağladım.

Sonuçta parası yoktu, alamadı; kendi yapmayı denedi, yaptı.. 2 dakika da olsa bindim…

Bir sabah uyandım; evde kimse yok. Babaannem arka bahçede bişeyler topluyor, dedem tarlada, karnım aç. Hemen kümese gittim, baktım bir sürü yumurta var; daha almamış babaannem yumurtaları, sıcacık duruyorlar. 2 tanesini aldım, eve gittim, tava aldım, yağ döktüm tavaya ama ocağı yakamıyorum… O dönemde köylerde odunla pişerdi her şey; yakamadım ocağı.

Çıktım bahçeye. Bahçe dediğim de kocaman bir bahçe; ortasında evimiz, yanında ahır, kümes, arkasında tüm sebzelerin yetiştiği kocaman ağaçlarla çevrili bir yer.

Bahçede, dedemin hayvanların yemesi için kışa hazırlık olarak topladığı 2 ot yığını vardı, kocaman 2 ot yığını… Elimde kibrit; ot yığının dibinden kibriti yaktım, tavayı da ateşin üstüne tutuyorum… O kule gibi yığın ve yanındaki yığın hepsi yandı; tavayı fırlattım ve ben kaçtım…

Tüm köy toplandı; her yer duman. Başka yerlere sıçramasın diye; tamamen söndürüldü yangın. Dedeme haber verdiler geldi…

Söylediği 2 şey vardı:

Babaanneme “torunum sabah aç kalmış, ne yapacaktı? Aç bırakmasaydın” dedi…
Bana da “senin taşşakların sağ olsun…”

Kışın karlı günlerinde dedemle çayımızı içerken; pencerede, kuşların yem koyduğumuz tuzağa gelmesini, tam o anda ipi çekip kuşları yakalamayı beklerdik. Hep yakalardık ve ben hep serbest bırakırdım…

Bir çarşamba günü, dedem cebine 4 yumurta koydu “torun, seni de çarşıya götüreceğim bugün” dedi. Sevindim; acaba bisiklet mi alacak, diye ama belli etmedim, gittik. Beni bir fırına götürdü cebinden 4 yumurtayı çıkardı ustaya “bak torunu getirdim; ona göre” dedi…

10 dakika sonra masaya 2 tane yumurtalı, kaşarlı, sıcacık pide geldi. Dedemin bana sürpriziydi. Kendi tavuğumuzun yumurtası ile pide yedik dedemle. Hala unutmadığıma göre; etkilenmişim demek ki… Ama bisiklet konusu hiç açılmadı, benim de çabam olmadı açmak adına…

Günler, yağmurda; çamurla oynayıp, kışın; kuş avında (vallahi bırakıyordum yakaladığım kuşları) yazın; en yüksek ağacın tepesinde bulutlarla konuşarak geçerdi.

Dedem için atı çok özeldi, değerliydi…

Önce “torunun karnı tok mu?” diye, sonra ”atımın bakımı yapıldı mı, yemi verildi mi, tımarı ne oldu?”diye sorardı… Kendisi de tımar etmeyi, terini silmeyi, konuşmayı severdi atıyla. Komşu köy düğünlerine atıyla giderdi. Hatırladığım kadarıyla; bir düğün dönüşünde atının terini silerken, yanına gittim.

“Dede bineyim mi?” dedim.

“Olur” dedi.

Bindirdi beni ve atın kulağına şunu söyledi:

“Torun sana emanet”

ve o at beni gezdirdi… Salına salına, acelesi olmadan gezmenin tadına varana ve sanki bana da vardırana kadar… Ben sadece eğeri tutuyordum, sonra dedemin ona yem verdiği yerde durdu.

Dedem atın yanına yaklaştı, “Aferin” dedi. Başını okşayıp, gözünün kenarından öptü…

Dedem, günde sayısız defa çay demletir, balkona geçer, beni de çağırırdı. Beraber içerdik. Ve o sırada yoldan kim geçerse; o da, çayımızdan içerdi. Sevgi adamıydı dedem ve adamdı.

Zaman geçti…

İstanbul’a geldim, anne ve babamın yanına; rüyamda hep köyümü, dedemi gördüm. Büyüdükçe rüyalarım farklılaştı (!) Aklım erince, sorguladım çocukluğumu!… Dedemin yanı sıcakmış, güvenmiş, gerçekmiş…

Seneler geçti…

At gördüğümde “dedemi, hayatın gülüşünü” köpek havladığında “ihanet insanlarını, hayatın tükürüğünü”  ruhuma kazıdığım çağlardaydım…

Askere gittim. Şans bu ya; askerliğimi de İstanbul’da ve bahriye olarak yapıyordum. Büyük bir askeri gemide yazıcıydım.

Evrakları götürüp getirirken daha hızlı olunması için; geminin komutanı bisiklet aldırmıştı… Allah’ım Ya rabbim ben kullanamıyorum ki… Yok tu ki benim bisikletim! Geceleri o bisikleti kullanmayı öğrendim. Gemiden çıkıyor, evrak çantamı sırtıma asıyor ve teslimata gidiyordum…

Birgün, evrak teslimatından dönerken; geminin komutanının aracını karşıdan gelirken gördüm. Bisiklette iken “selam vermeli miyim, vermemeli miyim a.q.” derken; selamı verdim…

Ve yerdeyim…

Sonrasında kahkahaları hatırlıyorum. arkadaşlar beni yerden kaldırırken; engel olamamışlar kahkahalarına. Askerlik bitti, eve döndüm.

Bir efsane olan Ericsson 688′ i kazık bir fiyata aldığım ve hattımın açıldığı ilk gün ve gelen ilk telefon;

“Cengiz… deden öldü! Kara Zalinin Abdurrahman öldü!”

Ve;

Oğlum 10 yaşına kadar 6 bisiklet eskitti…

Yukarıda okuduklarınızı ben her okuduğumda gözyaşlarımı dedeme gönderiyorum.

About Cengiz Aydın

Cengiz Aydın has written 1010 post in this blog.

İlginizi çekebilir

  • 28 Ağustos 2010 -- Mash-up şık! (6)
    İlk yazım o yüzden fazla laf kalabalığı yapmak istemem. Bir bakıma tanışma faslı olsun, en azından bundan sonra yazacaklarım için ‘’ahhhh kimbilir hangi dünyayı kurtarıo’’ izlenimi olmasın şık olmaz:)...
  • 11 Haziran 2010 -- Moda Plajı (0)
    Toplumların bazı ihtiyaçları zaman içinde değiştiğinden, bu ihtiyaçlara cevap verebilmek için kimi çok bilinen ve bir yerle özdeşleşen mekânlar kendiliğinden değişir veya dönüşür, kimi de zorunlu olar...
  • 11 Mayıs 2010 -- Kutsal Balıklar (0)
    H2SO4 ile dezenfekte edilmesi gereken bir yazı okudum az önce. Hemen sonra aklıma uzayda şehir kurma çalışmalarını hızla sürdüren ülkeler ve o ülkelerin insanları geliverdi nedense... Konya'nın Hüy...
  • 05 Ekim 2009 -- Meleklerin aşkı (3)
    Onlar, yıllardır birbirlerine akıllıca aşıklar. Birbirleri için ölüp bitiyorlar. Bilge 18, Arda ise 19 yaşında. Ama zihin yaşları 4 ile 6 yaş arasında.   Birinden biri hasta olsa, gelmese okula, diğ...
  • 10 Şubat 2012 -- Erkek Gitmek İsterse (1)
    Erkek gitmek istemişse izin vereceksin... bırakacaksın gidecek. Arkana bile bakmayacaksın. Üzüleceksin belki içinden, kan ağlayacaksın, ama belli etmeyeceksin hiiç kimseye. Erkek gitmek istemişse bıra...
  • 18 Ağustos 2010 -- Çılgın çocuklar (8)
    Ah bu zamane çocukları hepsi bir tuhaf. Eskidenmiş o "bak yemezsen polis amca gelir götürür seni" dendiğinde korkusundan altına yapıp hırsla yemek yiyen çocuklar. Şimdikiler ne korku biliyor ne de ...