kirmizi-tosbagaİlkokula başlayacağım için, Samsun’dan dedemin yanından İstanbul’a ailemin yanına gelmiştim.

Çok uzun zamandır dedem ve babaannemle yaşadığımdan ilk zamanlarda uyum zorluğu çektim, geceleri uyuyamıyor “benim karnım ağrıyor” diye bağırıp ağlıyordum, bizimkiler bu karın ağrımasının geçmediğini görünce beni doktora götürdüler.

Doktor inceledi, testler verdi, benim hala geceleri karnım ağrımaya devam ediyordu, ama ilginç olan sadece geceleri ağrımasıydı. Testler yaptırıldı, doktora gösterildi hiç bir şey çıkmadı, ama hala geceleri karın ağrısından uyuyamıyordum.

Babam benim bu rahatsızlığımdan iyice bunalmıştı, babamla biraz dolaşmak için  dışarı çıkmıştık, bir oyuncakcının önünde durduk, daha doğrusu ben durdum babam sanki elimden hadi der gibi çekiyordu hayal meyal öyle hatırlıyorum.

Hem hastayım hem ilkokul için yeni gelmişim istanbul’a, sanırım kıramadı beni girdik oyuncakçıdan içeri, bir göz gezdirdim aradığım oradaydı ” kırmızı bir tosbağa” bayıldım arabaya. “Baba bu” dedim, babam baktı direk arabanın fiyatına, yüzü ekşidi, adam haklı sonuçta memur,  bana tenekeden insanların cama yapıştığı otobüsü göstererek “oğlum  bunu alalım mı” diye sordu, ben “hayır” dedim “kırmızı tosbağayı” istiyorum, sonuçta ne kırmızı tosbağa ne insanların cama yapıştığı teneke otobüs hiç birini almadan çıktık oyuncakçıdan.

Hala unutmadım Oyuncak dükkanın ismi CENGİZ’ di Zeynep Kamil çocuk polikliniğinin karşısındaydı. İkimizdede biraz  moral bozukluğu vardı, konuşmadan eve geldik, yemek yendi çaylar içildi, babam gel yanıma dedi, gittim… oyuncakçıdaki olayı, nedenlerini göbeğimi ovalayarak anlattı, söz sonra alıcam falan dedi, ben birden babaaa dedim!  karnımın ağrısı geçti…

O an hastaneye gidişlerin yapılan testlerin boşa olduğu anlaşıldı, dedem beni yaklaşık 6 sene her gece göbeğimi ovalayarak uyuttuğu için, istanbul’a geldiğimde göbeğim bu hareketi bulamadığından, bende bir karın ağrısı oluşmuştu ve ben alışana kadar babam geceleri göbeğimi ovalayarak uyuttu beni, sonrasında karın ağrısı diye bişey kalmadı.

Bende, araba merakı hiç yoktu, sadece kırmızı tosbağayı severdim, araba benim için oydu, zaman geçti, ticaret lisesinde okuduğum için stajımı şu an batmış olan bir bankada yapıyordum, banka iki katlı ve Mecidiyeköy’ün göbeğindeydi, yemek saatlerinden 10 dakika önce yemekhaneye inip yemeğimi yiyor sonrasında kahvemi alıp ikinci kattaki masamdan öğle tatili boyunca dışarıyı seyrediyordum, bankanın önündeki yoldan hızlıca geçen arabalara bakıyordum ve sadece tosbağaları sayıyordum, kırmızıları ayrı sayıp öğle tatili bitiminde topluyordum toplam kaç tosbağa geçmiş, kaçı kırmızı diye,  sanırım manyakmışım ben o dönemler, hala çözemedim böyle salakça birşeyi neden yaptığımı.

Bir gün yine kahvemi aldım, ayaklarımı uzattım, yola doğru bakıyorum vızır vızır arabalar geçiyor, biri seslendi!! “beyefendi kahve yanında pasta da alırmısınız” diye, kafamı bir çevirdim sesin geldiği yöne bankanın müdürüyle göz göze geldik,  “olur dedim” kısık ve mahçup bir sesle…..gülüştük…

Benim o arabayı sevme nedenim çok farklıydı, çocukluğumun en sıradışı araba modellerinden biriydi, komik bir tipi vardı arabanın, ve oyuncakçıda görüpte alamadığımız için bir ukteydi içimde, bir umut bir hayalin kahramanıydı belkide..

Zaman aktı, okul bitti, okuduğum okulla ilgili bir şey asla yapmak istemedim ve yapmadımda, otuzlu yaşlardaydım artık.

Çok kırıldığım ve kendimi sorgulamama sebep olan bir olay yaşamıştım, çok moralsiz, üzgündüm, kırıldığım kişi haksız olduğunu anlamış ve beni ziyarete gelmişti özür dilemek için.

Kahvelerimizi içerken bana bir hediye getirdiğini söyledi, açtım baktım kırmızı bir oyuncak tosbağa, çok sevindim. O kişi bilmezdi benim tosbağayı sevdiğimi, demek ki dedim bu bir işaret ve demek bendeki aşk’a dair duygu yoğunluğu ondada var, onunda umutları kırmızı tosbağada saklı, düşünsenize 30 lu yaşlarda kaç kişi birbirine oyuncak tosbağa hediye alır, birde kırmızı yahu.

Yanılmışım, o yalancı kalp telaşının acemiliğini bende ustalaştırmak isteyen sahte bir bilgeymiş. Bu yanılmışlık süreçte bir çeşit kazanıma dönüştü, yanıldıkça zenginleşiyor, yanıldıkça biriktiriyordum, aman allahım ben artık yanılmalar zenginiydim.

Ve ben;  ” uğur böceğinin uğur getirdiğine inanan, kırmızı tosbağayı kalbinde taşıyan bir çocuğu, ruhumda büyütmeye devam ettiğim sürece” bendim…

Benzer yazılar

  • 18 Ocak 2010 -- Rıdvan ve Aysel (0)
    Pera’ nın arnavut kaldırımlı dar sokaklarındaki geçmiş zaman kokan sahaf dükkanında karşılaştıklarında ağaçlar yapraklarını yeni yeni dökmeye başlamıştı. Kızıl bir günbatımında çalıştığı hanın kapı...
  • 11 Eylül 2009 -- Atının gözyaşları yoldaşı oldu (2)
    Hayatında ilk basışı çürük tahtaya, O’na ağır bedeller ödetti. Çocukken arkadaşlarıyla viran bir evde keşif yaparken çürük tahtaya bastı. “Beynine giden damar zedelenmiş, krizleri ondan” demiş doktor....
  • 06 Mayıs 2009 -- Anasına küsmüş damda yatan oğlan (0)
    Sevgi duygusunun altında bir takım çıkarlar yerleştirilen günümüzde, Mehmet anasının aşırı sevgisinden yıpranarak küser. Bu marazi sevgi; oğlunun aşkını göremeyecek, yok sayacak kadar gözü kör eder. ...
  • 14 Mart 2009 -- Haykırıyordu acı acı (0)
    Haykırıyordu acı acı; isyan ediyordu Allaha. Neden onu benden aldın neden yaşatmıyorsun? Beni de al şimdi al da dinsin içimdeki sızı…Zayıf bedeni daha fazla dayanamadı bu acıya yıkıldı. Kalkmak istedi...
  • 10 Mart 2009 -- Nay na na nina nay (0)
    Dün gece yine dostlarlaydık konuştuk şurdan burdan insanlardan ülke sorunlarından bi de çocuk düşlerden elbette hüzün rengi duman nice coşku, nice umut geçti düşler gözümden kimileri yok bilinm...
  • 10 Mart 2009 -- Sultan (0)
    -Güçlü olmalısın. Her zamankinden daha güçlü. -Neden? Neden güçlü olmalıyım? Güçlü olmak istemiyorum, çok güçsüz olmak, yok olmak istiyorum. -Sevdiklerin için -Neden? Sevdiklerim güçsüz  olur...