ne kadınlar sevdimBüyük ustaların yazılarını şiirlerini okuduğumda, o dönemlerde yaşanan duygular ve o duyguların yazıya dökülüşünü, günümüzle kıyaslıyorum, bu kıyaslamadan çıkardığım sonuç şudur;

Öyle bir acele yaşıyoruz ki hayatı, bir yere yetişiyor gibiyiz..bildiğin makinayız.

Buna hayat koşuşturması şartlar diyebiliriz belki,  ama bu hayatı koştun koştun ve finişe geldin o zaman ne olacak, işte bu acele tüketmek yaşamak bana uymuyor sanırım.

Dün, çok sevdiğim… yazılarında şiirlerinde kendimi bulduğum Attila İlhan’ın Böyle bir sevmek şiirini tekrar okudum. Bu şiirdeki duyguları içinde barındırabilen insanlardan eylesin tanrı bizi diyorum, çünkü bana göre hayat duygudur…

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Bıraksam korkudan gözleri sislenir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir

Hayır sanmayın ki beni unuttular
Hala arasıra mektupları gelir
Gerçek değildiler birer umuttular
Eski bir şarkı belki bir şiir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir

Yalnızlıklarımda elimden tuttular
Uzak fısıltıları içimi ürpertir
Sanki gökyüzünde bir buluttular
Nereye kayboldular şimdi kimbilir
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Böyle bir sevmek görülmemiştir…(Attila İlhan)

Amcama ait Maksim Gorki romanlarını okuyarak büyüdüğüm için, inanılmaz bir rus edebiyatı sempatisi de var bünyemde, şu sıralar elimde rus edebiyatının çılgın çocuğu Gogol’un kısa öykülerden oluşan bir kitabı var onu okuyorum, bitirince yorumumu yazarım ama şukadarını söyleyeyim, Gogol’un hayatı en az öyküleri kadar ilginç etkilendim doğrusu, kitap bitsin hem kitap hem Gogol hakkında detaylı bir yazı yazıcam. 

Yazımı, yeri asla dolmayacak büyük usta Atilla İlhan’ın An Gelir şiirinin en beğendiğim yeri ile bitiriyorum;

 ”Şarabın gazabından kork, çünkü fena kırmızıdır…”

Cengiz der ki;

Şaraptan daha kırmızı gecelerin adamıyım,
Sen sallan ben sana bakayım,
Yeni projem için önümüzdeki ay,
Ya Eskişehir ya Bursa’dayım…

Tebessümlerimle, iyi şeyler dilerim…

İlginizi çekebilir

  • 24 Haziran 2011 -- Ce Ng(iz)aydıN “kısa kısa” bölüm 10 (0)
    1- Ve yağmur anlamsız bir ayrılıkla işbirliği yapınca, aşk çağrıldığı her buluşmaya artık sırılsıklam gelecekti… 2- Heveslendiğimiz yarınlar kafayı çekip sızmışken; an olup, yar olup yarıyorsun cüm...
  • 26 Nisan 2010 -- Keskin sirke kolesterole yararmış! (5)
    Bilindiği üzere belli bir yaştan sonra hele de düzenli spor yapılmıyorsa vücutta yağlanma başlıyor. Dolayısı ile kan değerleri ortalama değerinden yüksek olabiliyor. Ben de fazla spor yapamadığım için...
  • 08 Aralık 2010 -- İsyan’ın eşiği (2)
    Takvim yaprakları hatırlamaz “Gayr-i Resmi” ayrılıkları, başroldekilerden biri tükenmez kalemle yuvarlak içine almadıysa eğer… Ve nedense yas günü ilan edilir o gün. Aslında o bir süreçtir,”Heyecan” k...
  • 13 Ocak 2009 -- 12.01.2009′ da demlenenler (4)
    Sevgili Demliğim; Keyifli bir pazardan sonraki; yeni haftaya, merhaba! Dün duyduğum, yaşanmış bir aşk hikayesinin ve bunun noktalanamamış olmasının etkisindeyim hala... Askere gitmeden bir gü...
  • 30 Haziran 2011 -- Cengiz Aydın Gafletle Sunar: Solucanlar (0)
    Yüksek sesle çatırdıyor; göğüs kafesinden duygularını iyiye taşıyan tekne. Fazla ağlama su alıyoruz, batıyoruz. Ellerini çek dilimden, şimdi susarsam ölürüm ve ben ölürsem cesedimi teşhis edecek, iyi ...
  • 04 Nisan 2012 -- Yüklemsiz (0)
    Adımlarımla ismini aynı cümlede kullanıyorum... İsmini adımlarıma yoldaş kılıyorum; Tasasız, sedasız ve kimsesiz. Hem de hiç kimsesiz... Yürüyoruz yanyana, Yana yana, Yanağımda sıcaklığınla... ...