En keyif aldığım üçlü. Sacayağıyız. Biraradayız. Yine seçme ve saçmalardan geyik yapıyoruz. Kızkardeşim, erkek kardeşim ve ben. Kardeşliğin bu çağdaki hallerine omuz silkiyor, kafa atıyoruz. Dostluğun ötesine geçip, orta göbeğine çörekleniyoruz.
Ciddiyette her daim birbirimize desteğiz. Ciddi yada saçma, her halimizde ise ayıp yok, hesap hiç yok. En edepsiz hallerimizin bile nazını çekebiliyoruz. Herşey çok açık, aleni, saygı sevgi çerçevesinde seviyeli de tabi ki. Benden kaynaklanan bir durum yüzünden azıcık da deli deli.
O gün, kardeşliğimizin damağımızdaki tadını, şahane lezzetini, rengini, keyfini konuşuyor, ”Ayy çok şükür” leri de cümle sonu yapıyoruz. Laf lafı açıyor kardeşlik üzerine. Laf öyle bir geyiğe geliyor ki, birden nasıl oluyorsa boynuzları anneme takıyoruz.
Kızkardeşim, en ağırbaşlı, uslu olanı içimizde. Ama ilk fırlamalığı yapan, oku fırlatan o. ”Acaba bilmediğimiz başka kardeşimiz varmı ki” diyor, durduk yerde. Ahaa bu da nereden çıktı şimdi. Bu cümlenin üzerine ne senaryolar yazılmaz ki. Başlıyoruz, utanmadan üretmeye tabi ki.
Hadi şimdi, babişko pamuk çuvalı, tonton mu tonton hallerde. Eski Türk filmlerinin Hulusi Kentmen’i sanki. Ama olsun, babamı gözden geçiriyoruz. Aslında, arsızca adamcağızı didikliyoruz. Eski yakışıklı genç hallerine, geçmişe yolculuk yapıyoruz. Yok yok ı-ıh uymuyor başka kardeş filan. Bildiğimiz, adam çizgisi dümdüz dosdoğru ve efendi bir adam. Bilmediğimizi elbette bilemiyoruz. İyice zırvalıyoruz. Allah gecinden versin inşallah, adamcağızı içimiz ezile üzüle senaryo icabı, öbür tarafa postalıyoruz.
Ben, ”Hani filmlerde, bir kadın uzakta durur. Siyahlar giyinmiştir. Kocaman gözlüklerle yüzünü örtmüştür. Başına da siyah dantel örtüyü dökmüştür. Öyle bir şey olurmu ki?” diyorum. ”Tövbee” deyip doğruluyoruz. ”Babam duymasın, gücenir” diyoruz, hınzırca kıkırdıyoruz. Erkek kardeşim, ”Esas annem duymasın, bizi evlatlıktan men eder” diyor, hayıflanıyoruz. ”Anneme çaktırmayız” diyorum. Gerçekle geyiği harman yapmışım, kendimi kaptırmışım, karıştırıyorum.
”Annemi harcamak kolay tabi” diyor içimizden biri. Buradaki cengaver ne güne duruyor, bu kadın herşeyde gönüllü değil mi? ”Tamam, beni harcayalım” diyorum. Kardeşlerim aynı ağızla, ” Harcanan sen değil, siyahlı kadın olur” diyorlar. Kahkahalarla gülüyorlar. ”Neden sen?, Neyin fazla benden?, Sen kimsin?, Seni iyice tanımam lazım, Dur sen emanetisin rahmetlinin, attığın adımdan haberim olsun..Off yandı siyahlı kadın.” cümlelerimle beni taklit ediyorlar.
Geyikten çok boynuzlar uzuyor. Saçmalamanın sınırı yok ama artık ayıp oluyor:)
Ve, ”Aman ne babam ne de kimseler duymasın” diyoruz. Kimseler duymuyor. Ta ki ben, baygri aileme yazımla söyleyene kadar.
”Aman babam duymasın”
*Suskun: Ayıplamayın, olmaz olmaz demeyin. Herşey insanlar için…*






Ocak 6th, 2010 on 20:45
Selami Bey, Kınanmak mı? Bakmayın öyle yazdığıma. Benimki de şakaydı:)
Son günlerdeki sırlardan gizliliklerden, yoğunluğum yüzünden uzak kaldım ben. Bakmayın, baygri ailemi ihmal etmediğime, popişte boza pişiriyorum bu aralar ben:)
Denk gelmiş benim yazım, sırlara gizlere. İçim açıl susam açıl hallerde, sonum hayrola:)
Ocak 6th, 2010 on 20:43
Sevgili Ebru Hanım, yanlış değilse insan yanlış anlaşılmaktan korkmaz. Yanlış bile olsa, ”ben yanlışım, yanıldım” diyebilenden korkulmaz. Teşekkürler güzel yorumunuz için.
Ocak 6th, 2010 on 20:35
çok beğendim okurken gülümsememek elde değil her haliniz yalın ve olması gerektiği gibi aslında aile olmanın güzelliğine varmışsınız siz.içinizde kapalı kapılar yok hayatı anlatan bütün odalarınız kapısız ne güzel,bu yüzden kötü gibi görünen ama gerçek olabilme ihtimali olan konuları bile gönlünüze göre şekilden şekile sokabiliyorsunuz.kaygı yok aranızda yanlış anlaşılmaya dair.çok güzel ellerinize yüreğinize sağlık Aslı hanım teşekkürler.
Ocak 6th, 2010 on 20:04
Kınamak mı? Asla. Hani son günlerde bir sır,gizlilik aldı başını gidiyor ya yazınızda bunun hemen ertesinden gelince hani o yüzden, gündemle örtüşmesi babında… (yani şaka)
Ocak 6th, 2010 on 19:35
Sevgili Selami Bey, biz gerçekten böyle yaşıyoruz. Kozmik bir odaya girmeye gerek yok. Biz kozmik yapı taşlarıyla mı doğmuşuz ne? Biliyorum tuhafız ve herşeyin insan hali olduğunu bilerek yaşıyor ve hiçbir şeyi yadırgamadan, ay ne ayıp demeden, kınamadan olduğumuz gibi konuşuyoruz.
Yazdıklarım da eksik vardır, fazla yoktur. Ama kınamayın nolur:)
Teşekkürler yorumunuz için.
Ocak 6th, 2010 on 19:31
Sevgili Bige, iyi dilekleriniz için teşekkür ederim ve amin.
Ocak 6th, 2010 on 16:18
Bir de Özden ailesi “Kozmik”odaya mı girmeye çalışıyor ne!
Ocak 6th, 2010 on 14:08
Son günlerin moda gündemi “açılım” gibi!!!
Ocak 6th, 2010 on 13:19
Sevgili Mert’ bizim ailede gercekten de her ocu konu bile bir eglence. cok sukur.
Bu arada hakikaten’ siyahli kadin orada beklesin istiyorum biliyor musunuz. Sanki acilari dagitir biraz olsun ve bizi oyalar gibi geliyor. Siyahli kadini oyalayip avutmak da bize duser sanirim
Ocak 6th, 2010 on 12:51
ne alemsiniz aslı hanım çok güldüm yazıyı okurken.bence babanız değilde esas anneniz duymasın .allah sizi sevdiklerinizden ayırmasın .sevgiler.
Ocak 6th, 2010 on 11:48
Ha ha ha ne mutlu sizin aileye Aslı hanım,böyle korkutucu bir konuyu bile geyik yapıp hayatla dalga geçiyorsunuz,eğlenceli bir yazı…
Bu arada hakikaten siyah gözlüklü kadın orada bekliyor olmasın?Değişik bir duygu his farklı bir sahiplenme yaşarsınız ona eminim…