Ne olursa olsun ve kim olursa olsun, düşmüyor içimde hazan yaprağı. Kimse ölmüyor yüreğimde, izin vermiyorum. Elim varmıyor bir kazma bir kürek alıp iç çeperlerimde mezar kazmaya. Gönlüm el vermiyor yüreğime bir zamanlar hoş gelmiş olanların üzerine toprak atmaya.
Gelen, geldiğinde hep sefalar getiriyor, gitmek isteyen gidiyor. Dur demiyorum ama öldürmek isteseler de kendilerini yüreğimde, ben izin vermiyorum yüreğime giren hiç kimseye.
Gidenin ardından bakıp kalmıyorum. Bıraktıkları tüm izlerin şefkatle başını okşuyorum. ”Tut ki seyahate çıkıyor” diyorum. Gitme telaşlarında içimde valizlerini dualarla topluyor, Yaratan’a emanet ederek uğurluyorum. Gelirken getirdikleriyle, giderken götürdüklerini üst üste toplayıp ”beni ben yaptılar” diyorum. Sımsıkı bağlıyorum hatıralarını dallarıma. Hazan yapraklarımı toprağıma düşürmüyorum.
Hiçbir sevgi ölmüyor içimde. Çünkü ben kendim için seviyorum.
About Aslı Özden
Aslı Özden has written 455 post in this blog.
Benzer yazılar
- 24 Ocak 2010 -- Gerçek aşkın acısı geçmez, hafifler (7)
Sözünü ettiğim, gerçek aşk. Hakiki, sahici, kör edici cinsten olan. Kendinden vazgeçiren, önceliği sevdiğine verdiren o muazzam histen bahsediyorum.
Öyle günümüzde ayağa düşmüş hallerdeki duygudan... - 18 Ocak 2010 -- Yedi krala küstüm (5)
Dönüp tarihime bakıyorum, şimdiki bana ben bile şaşırıyorum. Ben ki yedi kralla barışıktım oldum olası. İyi de yedi kralın yediside mi bana yamuk yaptı? Bu ne izolasyon böyle bendeki. Bu nasıl padişah... - 26 Aralık 2009 -- Kaç mevsim buruşturduk seninle (2)
Yine el ayak çekildi. Yine çöktüm gecenin başına, iki kişilik yalnızlığımla. Yüreğimin çilingir sofralarında seninle demleniyorum.
Biliyor musun her esirgediğin sözün, her kısa cümlen ayrı bir meze... - 16 Aralık 2009 -- Oyun değil, hayat bu (3)
Oyun değil hayat bu...Eğer hayat oyun olsaydı, bu kadar zorlanmazdık. Dizlerimiz kanardı en çok, bu kadar paralanmazdık. Hata yapmazdık bu denli, kurallara uyardık.Yok olmadı mı, mızıkçılık yapar, rah... - 19 Ekim 2009 -- Tatlı dile, güler yüze tav oluyorum (1)
İş yoğunluğumdan arta kalan zamanlarımda, genelde haftasonlarında kendimi şımartmak istediğimde, bir alışveriş merkezinin orta katında, sigara içebildiğim balkonlu restauranda, somonlu makarna yerim. ... - 18 Ekim 2009 -- Bedenlere, ruh geldi (1)
Elimde gazete, Hürriyet cumartesi ekinin üçüncü sayfasına takılıp kalıyorum. Fotoğraflardan kendimi alamıyorum.
Amerikan Glamour Dergisinin, eylül ve kasım sayısından iki fotoğraf da bana sımsıcak...
Ocak 6th, 2010 on 03:11
Ebru Hanım, siz böyle güzel yorumlar yapıyorsunuz ya ben hem utanıyorum hem de inanılmaz mutlu oluyorum. Hepimiz bir alış-veriş içindeyiz. Hepimiz birbirimizden birşeyler öğreniyoruz. Asıl puzzle parçaları bizleriz. Eksik tamamlamaca oynuyoruz. Benden de sizin o yüce yüreğinize sevgiler.
Ocak 6th, 2010 on 01:20
çok güzel ve tam arşivlik açıp açıp okunası.imrendim okuyunca bende birgün yazdıklarınızı gerçekten başarabilmiş olarak bakıcam geçmişe çalışmalar başladı.hatırlanası hiç bir şeyi es geçmeyelim ve gömmeyelim güzel anılar bırakan kimseyi.huzur verici bir duygu bu.teşekkür ederim Aslı hanım yine çok şey öğrettiniz bugün puzzle mın parçaları birleştikçe muhteşem bir görüntü çıkıyor ortaya
..yüreğinize sağlık ve o güzel yüreğe kucak dolusu sevgiler saygılar.
Ocak 5th, 2010 on 03:31
Sevgili Metoo, çaldın mı kapıyı hiç kıymeti yok. Çaldın mı kapıyı içerdesin zaten:) Mühim olanı, çalmadan açılmış kapı. Ve baş köşeye buyur edilmiş olanı…
Ocak 4th, 2010 on 23:49
“kalbimi affettim, dün gece defnettim, seni koydum yanınaaa” diye bi şarkı vardı, o geldi şimdi aklıma, bence “kalbini çalamıyorsan kapısınıda çalmayacaksın” gömelim gitsinnn…
Ocak 4th, 2010 on 21:08
Sevgili Selda, sadece kendim için sevmek acıtmıyor canımı. Çünkü, sevildiğimde bilemem ki karşı yüreğin beni sevme hazzını. Ama ben sevdiğimde benim yüreğim yaşıyor o şahane hazzı. Ben de aslolan sevmek. Sevilmelerim ise lüks işte. Hem sevip hem sevilince, o katmerli bonus. Tadından yenmeyecek, kıyılmayacak demde:)
Yetirmek gerekiyor belki de. Çünkü, karşılıksız-beklentisiz sevmenin yüceliğini ve asaletini bir düşünsenize…
Akıl işi değil elbet, bir deli yüreğin işi sanırım. Belki de yaşım gereğidir kimbilir:) Yada ben böyle yaratılmışım, bilemiyorum.
Yorumun için teşekkür ediyorum.
Ocak 4th, 2010 on 21:02
Teşekkür ederim, Sevgili Mert.
Ocak 4th, 2010 on 17:02
sadece kendiniz için sevmek acıtmıyormu canınızı… Güzel yazmışsınız, ama bazen yetmiyor bir yerde tıkanıp kalıyor insan…
Ocak 4th, 2010 on 15:13
Beğendim Aslı hanım gerçekten iyi bi yazı çıkmış ortaya…