Herkesi otelin çöplüğüne indiriyorlar.
Ve izin çıkana kadar orada beklemelerini söylüyorlar. Otelden çıkış yasak. Çöplükten kıpırdamak yasak. Artık çıkış yok. Yani özgürlük yasak.
Hava bunaltıcı sıcak. Delirten bir nem eşlik ediyor bir de ısıya. Burun direğini sızlatan ağır kokuya ve konteynerların içinde yığınlanmış devasa çöplere oldukça yabancı olduklarını düşünüyor kadın. Çocuklarına, en temiz bulduğu alanda konuşlanmaları için yer açıyor. Sağdan soldan bulduğu eski bir kovayı ters çevirip, henüz çocukluktan çıkmamış kızını oturtuyor üzerine. Evladının yerlere oturmasına kadının gönlü razı değil. Çünkü o en zor şartlarda daha çok anne. Babanın direktifleri ve gurup liderliğiyle oğlu kendi ana dili dahil 4 dil bildiği için, genelde ayakta ve gençliğine, çok toy hallerine rağmen ”çıkış”-”kaçış”-”gelecek” üzerine kendileri gibi esarette olan, statü sahibi koskoca adamlara çeviri yapar halde, hararetli konuşmaların içinde.
Sarı saçlı, prenses edalı, Yaratan’ın boş gününde yaratmış olma olasılığı fazla olan güzellikteki kız, bir ara etraflarında beyazlardan çok, zencilerin olmasından tedirgin oluyor. Kadın sırf kızı korkmasın diye içlerinden bir kaçıyla gelişi güzel sohbet ediyor. Yağmadan yeni gelmiş olanların küçük beden olanları onlara vermelerini, kadın nazikçe reddediyor. ”Taşıyacak yerimiz ve gücümüz yok” diyor, yüzündeki tebessümü donmadan, dikkat çekmemek ve nefret uyandırmamak için .
Tünel gibi olan çöplüğün 50 m. uzaktaki çıkış kapısı açık. Kapının ağzında polisler nöbette. Bir de kamyonet duruyor kapıda. Kadın, kamyonetin sahibiyle konuşurken görüyor eşini birara. Eşi ile göz göze geliyor kadın. ”Çocukları toparla, hazır olun her an gidebiliriz” in tüyosunu yakalıyor eşinin bakışlarında. Üç-beş pılı pırtı, yaşamlarını idame ettirmede en başrolde olan ellerinde ki bir şişe su ve bir kraker torbasını kucaklıyor kadın. Sonra, çocuklarını usulca hazırlıyor. Bir göz işaretini beklemeye odaklanıyorlar. Etrafa sezdirmemek için üstlendikleri rolle, sessizliklerinin dikkat çekmesinden çekinip kendi aralarında sözüm ona laflıyorlar.
Eşi ile ”Hadi şimdi” demekte olan bakışlarda buluştuğunda, kadın çocuklarıyla tam davranacakken, kamyonetin çalıştırılıp kapının önünden gitmesinin ardından bakakalıyorlar. Kamyonetin şöförü de şaşkın, biri kamyoneti çalıp kaçıyor. Kadın, binemediklerine ve bilinmeze yol almadıklarına mı şükürler etsin, son ümitlerinin kırıldığına mı yansın karar veremiyor. Yine de güçlü, yine de tevekkül ve dimdik. Eşine ve çocuklarına ” Herşeyde var bir hayır. Kamyonetle kaçmak, yanlış piyona oynamaktı belki de, ona oynamamıza Yukardaki izin vermedi sanırım” diyor. Her zamanki tebessümlü sözleriyle ailesini rahatlatıyor.
Artık çöplüğün kokusunu almaz olduklarında ve alıştıklarında çöp yığınlarına, tam 8 saat sonra çöplüğün kapısından sokağa çıkış verildiğini kulaklarına inanamayarak duyuyorlar. Herkesle beraber çöplükten çıkıyorlar. Artık, akşam alacasına bir kaç saat var. Koskoca günü çöplükte tükettiklerini düşünüyor kadın. Aylardan ne, günlerden kaç, hatırlayamıyor. ”Artık zaman yok nasıl olsa” diyor ve o an tarihi boşveriyor.
Bir otobüsün geleceğinden ve bilet alıp sıraya girmeleri gerektiğinden söz ediyor herkes. Polis denetiminde, çöplükten boşalmış onca kişi otobüsün geleceği, özgürlük biletinin satıldığı yere, leş sokakların içinden geçerek yürüyorlar. Bir sokağın köşesini döner dönmez, kendileri gibi onlarca insanın otobüs beklemek için sıraya girdiğini görüyorlar. ”Hangi birine kaç otobüs yeter ki” düşüncesini hemen başlarından def edip, özgürlüğün biletlerini alıyorlar. Aslında aldıklarını sanıyorlar. Henüz özgürlük uzak, bilmiyorlar.
Sıraya giriyorlar. Yerlerde fareler ve hamam böcekleri cirit atıyor. Neden bilmem korkmuyorlar. Baba oğul, bir takım insanlarla tek Türk aile olarak, değişmez gurubu kuruyorlar. Dünyanın pek çok ülkesinden insanların bulunduğu, kader gurubu. Anne-kız sessizce ve sıradan çıkmadan kah buldukları kum torbalarının üzerinde oturuyorlar kah ayakta, hiç olmayan vakti geçiriyorlar. Aralarında oyun oynuyorlar. Birara kadın, hiç sızlanmayan kızına ”Ne kadar güçlüsün farkında mısın ve ne kadar sabırlısın” diyor. Kızını sevgiyle öpücüklere boğarken, ona gücünden güç takviye ederken, eli çantasına uzanıyor.
Çantamdan çıkardığım küçük not defterime dizlerimin üzerinde şu sözleri yazıyorum. ”Allah olağan üstü bir şey yaşatırken, insan üstü davranmamızı sağlıyor.”






Ocak 29th, 2010 on 18:43
yumurtamı tavuktan tavukmu yumurtadan çıkamadım işin içinden .yani muhteşem dayanacak bir yüreğemi yaşatılıyor ,yoksa yaşatılacağı için mi muhteşem bir yürek takılmış aslı hanım .galiba birincisi olsa gerek.soluksuz okudum yine.sevgiler.
Ocak 29th, 2010 on 15:55
Ne çile ne macera…
Hayattaki gelişiminizi ve bilgeliğinizi yaşadıklarınıza borçlusunuz Aslı hnm.
Kitap yapmalısınız acil,aksi taktirde ben diğer maceraları el altından sizden istemek zorunda kalıcam