Nokta atışıyla ve cımbızla çekilip alındıkları yerde, kadın ve ailesi henüz belirsiz ve sanki kimsesiz, gelecek haber doğrultusunda hareket etmek üzere bekliyorlar. Zaman geçmiyor. Zaman zaten yok artık. Zaman mefhumunu unutmuşlar. Hatırlamaya çalışıyorlar. Çünkü artık kurtuluşun, özgürlüğün kıyısına basıyorlar. Hissediyorlar.
 
”Gerçekten herşey bitti mi?” sorusunu aralarında defalarca söze döküyorlar. Şarjı tek diş kalmış telefonda olmasına rağmen kulakları, hiç susmadan konuşup, gülüşüp defalarca birbirlerine durup durup sarılıyorlar. Kadın, çocuklarının belirsizliğe ilk kez sabırsızlık gösteren hallerine el atıyor. Onları oyalamak, onları güçlü kılmak yine kendisine düşüyor. Yada kadın üstlenmeyi seviyor. Çünkü, o bir kadın. Ve kadın olmanın güçlülüğünün bilinciyle yaşıyor.
 
Kadın, gerçeklik taşıyan ve kararlılık vurgulayan ses tonuyla ” Üstüne para verseniz, kimsenin yaşatamayacağı ve ilerde torunlarınıza bile anlatabileceğiniz müthiş bir macera hikayeniz var artık,sürün keyfini” diyor, çocuklarına. Konu bu cümlenin üzerinde senaryolaştıkça, kadın çocuklarının psikolojisini 6 gün boyunca en zor şartlarda bile ayakta tutabildiğini gözleriyle görüyor. Rahatlıyor. Her yaşanan kaosa nasıl da eğlenceli bakmalarını sağlayabildiğine şükrediyor.
 
”Ya herşey bitmediyse?” geçmiyor akıllarından. Ancak, yine de hepsinin gözlerinde küçük de olsa bir şüphe bulanıklığı var. Telefon çalıyor. Kendilerine, ne yapacakları anlatılıyor. Aynı anda kendilerinin çağırmadığı, bir taksi geliyor. Telefonda ki sesin doğrultusunda, taksiye binmeleri isteniyor. Yine de ürkek ama yine de ümitli, taksiye biniyorlar. Gecenin dem almış karanlığında bilinmeze yol alıyorlar. Kendi dillerinde taksi şöföründen çekinerek de olsa, konuşmaya çalışıyorlar. Çıt çıkmasa, kendi sessizliklerinden korkacaklar.
 
Bir süre kendi sesleriyle oyalandıkları taksinin içinde, yolculuk yapıyorlar. Sonunda, bir büyük otele bırakılıyorlar. Resepsiyona ilerliyorlar. Kendileri için rezervasyon yapılmış, o an haberdar oluyorlar. Ailenin her bir ferdi, su ve yatağı özlediklerini farkediyorlar. Resepsiyondan biraz beklemeleri isteniyor. Resepsiyon bir an için telaş yapıyor. ”Beklenenler geldi” havası esiyor.
 
Gösterilen koltuklara doğru ilerlerken kadın dönüp, bir şatafatlı otele ve koltuklarına bakıyor, bir de dönüp 6 gündür su yüzü görmemiş hallerinin bombokluğuna göz atıyor. Otelin davet salonundan çıkan smokinli beyler ve şık tuvaletli hanımların kendilerine bakışlarını yakalıyor. Kadın, birden bir evsizin yada bir dilencinin o saniye hislerini ne kadar iyi anladığını yüreğinde duyumsuyor. Gülümsüyor. Temiz ve şık insanların bir evsizi yada dilenciyi hangi hisler yada hissizliklerle algıladığını hatırlarken, o an bir evsizin yada dilencinin de aynı rahatsız his ve hissizliklerinin mantığını çözüyor. Koltuklara oturmaya kıyamıyor. Koltuğu yada dokunduğu yerleri kirletmek istemiyor. Ama herşeye rağmen, kendini tertemiz hissediyor. Çünkü içini biliyor.
 
Odalarını göstermek için gelen görevlilerin peşine takıldıklarında, artık özgürlüklerini iyice duyumsuyorlar. Ve neşe içinde, şükrederek odalarına çıkıyorlar. Bir otel odasının değil de, özgürlüğün kapısı açılıyor önlerine. Artık nefes alıyorlar.
 
O gecenin uyku tutmamış sabaha karşısında, çantamdan çıkardığım minik not defterime bu kez dizimde değil, bir şık masada Aslı imzalı şu sözü iliştiriyorum.  ”Hor görürken, dur. Kontak kapat ve iki kere düşün. Hor gördüğün de kendini hor görüyor olabilir. Zaten yüklüdür ağırlığıyla. Bir yük de sen eklersin sonra. Artık günahın çarpı ikidir. Hadi bir şekilde hayata, kendininkini affettirdin. Peki ama ya hor gördüğünün yüküne baskı yaptığının hesabını nasıl vereceksin?

About Aslı Özden

Aslı Özden has written 455 post in this blog.

İlginizi çekebilir

  • 05 Nisan 2011 -- Gezdim: Selçuk (0)
    İzmir bilindiği üzere Türkiyemizin en renkli sahil şehirlerinden biri olup, turizim olarakta oldukça gelişmiş bir yerdir. Liman olarak ta İstanbul dan sonra en önemli limanlarımızdandır, fakat sizlere...
  • 08 Aralık 2011 -- Hatıralarımı Duru’luyorum… (4)
    Küçük bir anı defteri… Sayfalar arasında kargacık burgacık yazılar; ne kadar önemsenmiş olsa bile, ilkokul çocuğunun kaleminden ancak bu kadar iyisi çıkar. Neredeyse otuz yıllık bir defter. Kopuşmuş s...
  • 09 Haziran 2009 -- Son Yeteneğimiz Oğuzhan Koç (0)
    Yetenek varsa ve azimliyseniz, olağanüstü bir aksilikte olmazsa istediğiniz yere gelme şansınız günümüzde zor değil, ama yetenek kelimesinin içi dolu olmalı, bu konudaki son örnek "çok güzel hareketle...
  • 24 Ağustos 2009 -- Kırk mum (0)
    Genç kadının yarası taze idi, Yoldaşını iki gün olmuştu kaybedeli. Henüz farkında değildi. Kanıyordu bir yerleri, yakıyordu ciğerini. Gelenler gidenler, elini tutan acısını hafifletmeye çalışanlar ...
  • 22 Nisan 2009 -- Gemi (1)
    Merhaba. Biliyor musun, insan bir güne birçok şey sığdırıyor. Ama verimli ama verimsiz, yanlış ya da doğru. Bazen günlerce edemediğin işi, bir güne sığdırıyor ve o bir gün insanın hayatını değiştir...
  • 16 Haziran 2010 -- Kadın küfretmez (7)
    Sanki kan davası niteliğinde bir kin, çok iğreti bir tavır ve bile bile huzur bozma konusunun toplamıyla karşı karşıya kaldığında insan ne yapar? Ya susar, ya karşısındakinin boğazına yapışır, ya vars...