Rafineriler patlamalarla yanıyor. Gökyüzü maviliğini yitirmiş, çılgın kızıllığa geçit vermiş, ağlıyor. Kadın, bir filmin içindeymiş gibi mağrur. Bir o kadar da, gücünü yüklemiş uzuvlarına ve gözü kara.

Gök yarılmış, şimşekler hepsinin omuzlarına ramak kala çakıyor. Yağmur, çıldırmış olmalı. Acıtan vurgularıyla ve seri yağıyor. Köprüyü sarıyorlar, sayıları kaç kişi kimse kestiremiyor. Siyah-beyaz, kadın-erkek, çoluk çocuk. Son erzakları kollarının arasında, herkes sırılsıklamlığın ağırlığını üzerlerinde taşıyor.

Hedefe, geçite, yaşama 200 adım var-yok. Ateş açılıyor. Havaya mı, üzerlerine mi ne kadının kendisi ne de onlarca kişi o sersemlikte kavrayamıyor. Vakitsiz bir kıyamet başlıyor.

O dellenmiş şaşkınlıkta kadın, çocuklarını kurşun akışından korumak için, üzerlerine kapanıp yere yatmalarını sağlıyor. Kadın çarçabuk doğruluyor, erkeğinin sağ omzuna olanca gücüyle bastırıp, onu da yere kapaklıyor. Adını, o kaderde öğrendiği, hiç tanımadığı o an korkuyla ağlayan, kendi dilinde dualar eden çelimsiz kadına sesleniyor. ”Nancy, get down, don’t be scared !” (Yere yat, korkma!)

Bir şimşek yalıyor köprünün duvarlarını, bir de kurşun sesleri yırtıyor kadının kulağını. Nancy Sinatra’dan ”Bang bang” çalıyor kadının ruhunda. Kadın dimdik, ”Bang bang” onda sadece aşkta vurulmayı çağrıştırıyor. Ölüm, uzak kalıyor şuurunda.

Yerde, siper almış korku dolu gözlerle bakan oğlu, paçasından çekiştirip ”Manyaksın sen. Anneee sen de yatsana yere” diye bağırıyor. Kadın, korkmuyor.

Üzerlerindeki kıyafetlerden iyice içe işlemiş sırılsıklamlıklarıyla, kimsede eski ağırlığından zerre eser olmadan geldikleri yola bu kez koşar adımlarla can hıraş kaçarcasına geri dönülüyor…

O gece, miskin kokuların ağırlığı ve leş sokakların kaldırımlarında, daha önce hiç görmediğim böceklerin eşliğinde , yaşadıklarımın derinliğini unutmamak için, çantamdaki küçük not defterime not alıp yazmak için bir ata sözü arıyor bulamıyorum. Ve şu Aslı sözünü defterime not düşüyorum:

”En canına düştüğün, en ben dediğin anda, hala kendini sona koyabiliyorsan. İşte o zaman mükemmelsin, o zaman insan”

Benzer yazılar

  • 21 Ağustos 2010 -- Mississippi yanıyor/ 10. karayolu (Gerçek hikaye)‏ (12)
    Sokakta, eski bir bilet satış gişesinin üstü kapalı üç bir yanı açık beton zemininde koğuşlandıkları yerde, günün ışımasını bekliyor kadın. Oysa doğacak gün belirsiz. Yine de her gecenin sabahı bir üm...