İlköğretim altıcı sınıfa giden oğlum gibi başka birçok öğrenci de okulun yanında hafta sonları dershaneye devam etmiş olduklarından yoğun bir dönemi geride bırakıp bu gün karnelerini aldılar.

Onları bu yoğunluğa daha erken iten ise LGS sınavları. Bilindiği üzere daha önceleri ilköğretim sekizinci sınıfta öğrenciler OKS sınavına girip aldıkları puanlara göre çeşitli liselerde okumaya hak kazanıyorlardı. Şimdi ise bu sınav her yılın sonunda toplam üç defa yapılıp, ortalamaya göre liselere yerleştiriliyorlar. Bu ne kadar doğru, ne kadar yanlış zaman içinde daha iyi belli olacak gibi. Ama bu iş sanki dershanelere yaradı! Önceden öğrencilerin büyük kısmı sekizinci sınıfta dershaneye giderken şimdi altıncı sınıfta gitmeye başladılar mecburen.

Buradan hareketle öğrencilerin kazanmak için büyük uğraş verdikleri başarıları ile ün yapmış birçok ortaöğretim kurumuna başarıları ve puanları hep neden yüksek diye baktığımızda; Genelde çok uzun yıllardır eğitim verdiklerini ve bir de İstanbul için söylüyorum eğitim verilen bu yerlerin genelde tarihi taş binalar olduğunu görürüz. Mesela İstanbul’da bulunan Galatasaray Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi, Haydarpaşa Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi, Robert Koleji, Alman Lisesi, İtalyan Lisesi vb. gibi.

Taş ve tarihi binalarda eğitim görmek ile uzun yıllar eğitim vermekte olan kurum olmak başarıyı etkiler mi?

Sekiz yıl ilköğretim ve İngilizce hazırlıkla birlikte beş yıl lise olmak üzere orta öğretim, hepimizin hayatının çok önemli bir bölümünün geçtiği yıllardır doğal olarak. Hem de yüzlerce insanla birlikte. Binasıyla, bahçesiyle, ağacıyla, belki çevresi yüksekçe örülmüş taş duvarıyla, sosyal etkinlikleriyle… Bizi etkilemesi çok olağandır. Bu nedenle buraların zaman içinde bizim için bir anlamı, bir önemi, özlemi olur ki ne yapsak yok edemeyiz!

Eğitimimizi tamamladıktan sonra yaşanmış bir sürü anı ve olay adına orasıyla tekrar bütünleşebilir, maddi manevi desteğimizi sürdürebiliriz.

Yalnız bu bütünleşmenin sıradan mekânlarda çok az, herkes de hayranlık uyandırmış farklı tarihi mekânlarda fazla olmasının önemli ve aynı zamanda dikkat çekici olduğunu düşünüyorum. Bunun böyle olduğunu görebilmek için hem yukarıda adı geçen okullar ve diğer bazı okulların mezunların kurmuş oldukları vakıf dernek gibi kuruluşların yaptıkları organizasyonlara bakıp anlayabiliriz aslında. Söz konusu dernek ve vakıfların düzenlemiş oldukları pilav, börek vs. günlerine baktığımızda mekân olarak göze batan, mimarisiyle öğrencilerinin içine işlemiş olan okul mezunlarının katılımlarının çok fazla olduklarını rahatça gözlemleyebilmekteyiz.

İşte bu nedenle, eğitim görülen mekânların bizde bıraktığı izlerin o kurumun sürekli başarısında direkt olmasa bile dolaylı etkisinin bulunabileceğini görürüz. Başarının devamlılığı açısından, uzun süreli eğitim veren bir kurum olmanın yanında,  eğitim verilen mekânın da çok önemli olduğunu buna bağlı olarak bir ekol’lün oluşabileceğini de rahatça söyleyebiliriz. Bu nedenle yukarıda adı geçen okulların başarılarının sürekli olması ve puanlarının da yüksekliği bu yüzdendir diyebiliriz.

Bu vesile ile konuyu yeni yapılacak ve yapılmakta olan okul binalarına getirmek istiyorum. İstanbul’da bazı okullar depreme dayanıksız oldukları gerekçesiyle yıkılıp yenileri yapılıyor. Ama nasıl yapılıyor? Adeta beton yığını gibi, dikdörtgen şeklinde hiçbir mimari özelliği yok, bir ruh yok ve doğrusu çok sıradan.

Toplum olarak aynı itina ve özeni cami yapımında en ince ayrıntısına kadar gösterebiliyoruz da, ne güzel gösterelim tabii ki, ama niye okul yapımında aynı özeni göstermiyoruz?

Demem o ki eğitim kurumlarının (Üniversiteler bile dâhil)başarısında ve bir ekol oluşabilmesinde mekânların mimari özelliği, buna bağlı mezunların destekleri ve uzun süreli aynı mekânda eğitim vermeleri başarı için önemli tetikleyici bir etkendir.

Bu nedenle beton yığını okullar değil, sanat eseri gibi ruha işleyebilen okullar yapılmalı ki başarıyı dolaylı etkilesin!

İlginizi çekebilir

  • 06 Temmuz 2009 -- 40 yaşından sonra pilot olunuyor (0)
    Öyle bir düzendi ki, herşey otomatiğe bağlı bir sistemle kurulmuştu... Önce büyüyeceksin, hem elbebek gülbebeksin, hem terbiye edileceksin. Sonra okuyup bilgileneceksin. Aşık olacaksın, hiç değilse...
  • 21 Ağustos 2011 -- Sultanahmet günlüğüm (0)
    Mübarek günler su gibi aktı geçti. Ramazan ayınında sonuna geldik. Bugün itibariyle 8 gün kaldı İlk günlerde biraz zorlansak da, havanında serin gitmesiyle çok rahat geçirdik. Güzel günler bitmeden ar...
  • 09 Ocak 2009 -- 08.01.2009′ da demlenenler (0)
    Sevgili Demliğim; Aslına bakarsan dün de hergün gibi bir gündü. Güneş yine doğudan doğdu ve batıdan battı...Yine sabah kalkıp yine işe gittim. Yine mutlu ve huzurluydum. Bu durum tam olarak sevgili ...
  • 05 Nisan 2011 -- Bir bakarsın… (0)
    iliklerimde hissediyorum yokluğunu. varlığınla aşk'a bulanan yüreğim, yokluğunda, musalla taşında çıkarıyor yorgunluğunu. ve gözyaşlarımla büyütüyorum gençliğimi, ömrünü sevdiğim. gözlerinde ce...
  • 24 Temmuz 2010 -- Yazım ıssızlığım (1)
    Sabaha az var. Uykuya çelme taktım. Verendadayım. Çayımı demlemiş, sigaramın dumanını üflüyorum. Bir tuhaf dinginlik var üzerimde. Bir tuhaf dingillik de yanında bedava. Bir garip haller var iç çeperl...
  • 10 Aralık 2009 -- Git de (1)
    Kırılmam. Elbet kolay olmaz sürgünümün yalnızlığı. Ama artık yormayayım seni.   Kaygılanma. Bir uzak sonsuzluk olur gittiğim kapı. Sakın korkma, düşünme beni. Sırtımı dönsem de, kendime çalarım yine...