Pera’ nın arnavut kaldırımlı dar sokaklarındaki geçmiş zaman kokan sahaf dükkanında karşılaştıklarında ağaçlar yapraklarını yeni yeni dökmeye başlamıştı.

Kızıl bir günbatımında çalıştığı hanın kapısından çıkan Aysel uzun zamandır arayıpta bulamadığı bir taraftan da okumak için can attığı kitabı bulma ümidiyle yönünü Taksim tarafına çevirdi.

Hızlı ve sert adımlarla Galatasaray‘ın arka sokaklarına dalarken bir taraftan da eve geç kalmaması gerektiğinin telkinini veriyordu kendine. Uzun yıllar olmuştu ailesi taşı toprağı altın İstanbul’a geleli.Anne ve babası bu büyülü şehirde açmışlardı gözlerini dünyaya, burada büyüyüp, hayatlarındaki ilkleri bu modern dünyada fakat asla geleneklerinden uzaklaşmadan yaşamışlardı.

Babası şimdilerde dahi genç bir kızın hava kararınca sokakta olmasının uygunsuz olacağını Aysel ile birlikte diğer iki kardeşinin de suratına haykırır dururdu.  Aysel üniversiteyi bitireli altı sene olmuştu neredeyse,ne çabuk geçiyordu zaman…

Mezuniyet töreni daha dün gibi aklındaydı,ne çok heyecanlanmıştı; okul birincisi olarak diplomasını dekanın elinden alırken. Mezun olduğundan beri Harbiye’de ki uluslararası bir firmanın İngiltere temsilcisi idi. Okul yıllarından beri  azimli, çalışkan, çözüm odaklı ve tuttuğunu koparan bir yapısı vardı Aysel‘in.

Okumaya düşkünlüğüde okul yıllarından kalmaydı. Sınıf arkadaşları sınav streslerini atmak için cafe bar gezerken ; Aysel kitaplarının sihirli dünyasında yolculuğa çıkardı.

Güzel kızdı, atalarının genetik mirasını hakkını vererek taşıyordu üzerinde. Doğuya ait insanların sağlıklı, dinç ve kendine has görüntüsü vardı Aysel’de. Siyah kalın kaşları, kaşlarının siyahlığına inat daha da siyah kocaman gözleri vardı. Duru ve parlak esmer teni ile okul yıllarında çokça alay edilmiş olsa da kendisi ile “arap kızı” diye… Şimdilerde bu ten rengine sahip olma ayrıcalığının tadını çıkarıyordu. Hafif balık eti olan  hatlarını; kıyafet ve renk seçimindeki ustalığı ile bir araya getirince oldukça  hoş, alımlı ve modern bir genç kadın imajı çıkıyordu ortaya.

Sahafın kapısında durdu, yine olmuştu işte….Ne zaman bu kitabevinden (ki ; kitabevi demek doğru olmazdı buraya ana caddedeki spot ışıkları ile süslenmiş içinde cafelerin olduğu devasal mekanlara daha çok yakışıyordu bu tanım…Burası olsa olsa büyülü kitaplar diyarı olabilirdi) içeri girecek olsa büyülendiğini, kapıdan atacağı ilk adımla geçmiş zamana bir yolculuğa çıkacağını düşünürdü.

Raflardaki birçok kitaptan daha da eski olduğunu düşündüğü ahşap yer döşemelerinin gıcırtısı ile kendine geldi. Kitaplara, geçmiş zaman yaşanmışlıklarına ve mekanın ruhuna duyduğu saygıdan sessizce tozlu raflardaki eski kitap kokularını içine çekerek ilerledi Bilge Hanım’ın yanına. O’na aitti bu tılsımlı mekan. Emekli bir öğretmendi kendisi.Tam bir İstanbul hanımefendisiydi Bilge Hanım.Aysel kitaplar sayesinde tanımıştı Bilge Hanım’ı , çok da sevmişti doğrusu, sahaf dükkanından içeri ilk girdiği günden beri devam etmekteydi arkadaşlıkları.

Bilge hanım olanca kibarlığı ve samimiyeti  ile “hoş geldin” deyip buyur ettikten sonra Aysel’i masanın diğer köşesinde oturan ve içerinin loşluğundan dolayı Aysel’in yüzünü pek de iyi seçemediği Rıdvan ‘a döndü.

-Bahsetmiştim sana hatırladın mı? Kitap kurdu bir müşterim var gençliğinde kendi gençliğimi görüyorum demiştim hani… dedi gülümseyerek.

Oturduğu iskemleden kalkıp ışığın daha yoğun olduğu bir noktaya gelen Rıdvan Aysel’in önünde hafifçe eğilerek elini uzattı ve selam verdi.

1,70 boylarında,60 lı yaşlarını sürmekte olan,kır ve uzun saçlarını ensesinde toplamış, kendine has şekillendirdiği sakalları ,yaşından daha dinç,dinamik görüntüsü ile bir anda Aysel’in dikkatini çekti Rıdvan. Sesindeki tını daha bir derinden etkilemişti Aysel’i…

Çocukken salıncakta sallandığında içinin ürperdiğini, iç organlarının yer değiştirdiğini hisseder, aynı heyecanı daha daha daha da çok yaşamak için her seferinde salıncakta daha hızlı sallanırdı. Oysa şimdi parkta bir salıncakta sallanmıyordu, tahta bir sandalyenin üzerinde oturmaktaydı ama heyecanın aynı olması daha da heyecanlanmasına neden oluyordu… Sonraları bu ilk karşılaşma anını düşündükçe tüm ruhunu bir heyecan kasırgasının kapladığını hissedecekti.

Kendisine gelmesi ne kadar zaman aldı farkında değildi ama sürekli aynı noktaya; Rıdvan’ ın gözlerinin içine  baktığını farkedince utançtan yanaklarının kıpkırmızı olduğunu hissetti.

Rıdvan Bey Bilge Hanım ‘ ın üniversite yıllarından okul arkadaşıydı.  Ailesi yıllar  önce İstanbul’a gelmiş, Rıdvan Bey İstanbul’da doğup büyümüş ve aşık olduğu bu şehirden başka bir yerde yaşayamayıp burada ölmeyi düşleyen bir tarihçi idi. İstanbul’da ki birçok üniversite de dersler veriyordu ülke ve dünya tarihi hakkında, çok saygı duyulan sevilen ve konusunda uzman denebilecek birikimleri olan aydın bir kişilikti Rıdvan.

Yıllar önce üniversiteden arkadaşı Nur ile evlenmiş iki de çocukları olmuştu. Okuldan mezun olup akademisyenlik yapmaya başladığı dönemlerde ülkenin siyasal gidişatının kendi  gibi aydınlar için çok da iyi ye gitmeyeceğini düşünmüş Nur ‘u çocukları da alıp yurt dışına gitmesi kısa bir süre orada yaşaması için güçlükle ikna etmişti. Zor günler yaşamıştı Türkiye’de tek başına, üniversitelerde yaşanan olaylardan ötürü öğrencilerin yanında yer almaktan dört kere gözaltına alınmış, uzunca süre gözetimde kalmış ve iki kere yargılanmıştı. Tek suçu(!) öğrencilerin yanında yer alıp komünist (!) olmak değildi elbet,yazılarından ve derslerindeki söylemlerinden ötürü de çok sorguya çekilmişti.

Ülkeye huzur(!) gelince Nur ve çocukların Türkiye ye dönmelerini sağlamıştı. Ülkeye döndüklerinde Nur ile arasında eski kıvılcımların çakmadığını, ilişkilerinin artık eskisi gibi olmadığını ve olamayacağını havalimanındaki ilk karşılaşmalarında anlamıştı her ikisi de. Evliliklerinin ilerleyen yıllarında sadece çocukların anne ve babası olmayı becerebilmişler karı koca olmak konusunda sınıfta kalmışlardı…Bir görevi yerine getiriyor olmanın sorumluluk bilinci ile devam ediyordu ilişkileri yıllardır. Nur  iyi bir anne ve eş, Rıdvan da iyi bir baba ve eş idi…
Bunun ötesinde aralarındaki birliktelik çok seyrek de olsa birbirlerine dokunmaktan ve aile konularındaki sorunların sıkıntıların dile getirilmesinden ibaretti.

Aysel, Rıdvan’a karşı hissettiklerinin adını koyduğunda ağaçlarından yere dökülen yaprakların üzeri karla kaplanmaya başlamıştı…
Aşıktı Aysel….
Evet,evet!!!!
Aşıktı…
Rıdvan’ı her düşündüğünde içinde kanat çırpan kuşun, ellerinin terlemesinin, sesinin titremesinin, O’nu göremediği zamanlarda yemeden içmeden kesilmesinin, geceleri gözüne uyku girmiyor , hırçınlaşıyor olmasının başka bir tanımı olamazdı. Aysel’de ki gözle görülür bu değişiklik evdekiler ve yakın çevresindeki arkadaşları tarafından hissediliyordu.

Fakat Aysel’e “neler oluyor,neden böylesin” sorularını sorduklarında oldukça kaçamak yanıtlar çıkıyordu Aysel’in ağzından…

Onlara nasıl söyleyebilirdi ki; 31 yaşındaki bir genç kızın 60 yaşında bir adama sırılsıklam aşık olduğunu….

Anlamazlardı…..

Sahaf dükkanındaki karşılaşmalarından sonra Aysel, Bilge Hanım dan Rıdvan’ın hangi üniversitelerde ders verdiğini öğrenmiş ve Rıdvan’ı  ziyarete gitmişti. Rıdvan Aysel’i üniversitenin koridorunda onu bekler vaziyette bulduğunda çok şaşırmış pek bir anlam verememişti. İlk aklına gelen işi ile ilgili bir konuda profesyonel bilgi yardımına ihtiyaç duymuş olması ve kendisinin ona yardımcı olabileceğini düşünmüş olması idi…

Ki ; kısa bir zaman sonra olayın hiç de böyle olmadığını anladı Rıdvan…
Aysel gözlerinin içine içine bakıyordu yardım ister gibi….ama düşündüğü konuda değil…

Aşk konusunda yardım istiyordu Aysel, yardım da değil aslında aşkına karşılıktı istediği….Sevdiği kadar sevilmek istiyordu…

Sık sık buluşmaya başladılar yılın ilk günlerinde…İlk anlarda Rıdvan ne yapacağını bilememenin ikilemini yaşadı. Ruhunu ve kalbini yokladığında Aysel’e karşı duygusal olarak hiçbir kırıntıya rastlayamıyordu.

Aysel güzeldi, akıllıydı, dikkat çekiciydi ama bunlar aşık olunmak için yeterli olgular değildi Rıdvan için…
Birçok ilişkisi olmuştu bugüne kadar Rıdvan’ın.

Nur’a  “saçma sapan dedikodu bunlar, aslı astarı olmayan söylemler” dediği çapkınlık dedikodularının(!) birçoğu doğruydu aslında. Karısı ile arasındaki köprüler yıkılınca yeni ilişkilere yelken açmış yeni köprüler kurmuş, kurduğu köprülerle hem kendi ruhunu ve vücudunu tazelemiş hem de beğenilmenin yaşına rağmen genç kızlar tarafından tercih edilen bir erkek olmanın hazzını çok kereler yaşamıştı Rıdvan.

Pek azında AŞK vardı bu ilişkilerin , hatta sadece bir tanesinde…Aysel’e karşı hissettiği duyguların aşk olmadığından emindi çok iyi biliyordu aşk duygusunu çünkü. Aysel tarafından beğenilmek hoşuna gidiyordu ama “genç bir kadının duygularına karşılık vermeden bir ilişkiyi devam ettirmek yakışmaz bana” diye düşünüyordu. Bir cumartesi akşamı yedikleri akşam yemeğinin ardından konuyu açtı Rıdvan…Her ne kadar zor olsa da duygularını dile getirmeye çalıştı.
Zordu…İnsanın kendisine deli gibi aşık olduğunu bildiği birine ben sana aşık değilim demek çok zordu…

Yaşlı gözlerle ve yıkılmış bir ruhla dinledi Aysel Rıdvan’ı.
Dağılmıştı….
Rıdvan’ın kendisine karşı yoğun duygular hissetmediğini seziyordu ama yine de yıkılmıştı!…Kendisine gelmesi için elini yüzünü yıkaması gerektiğini düşündü. Restoranın tuvalet aynasındaki yansımada kendini tanıyamadı önce…
Gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuş,rimellerinin siyahı yanaklarındaki allığın alına karışmıştı…Soğuk suyu yüzüne deli gibi çarpıyor ve ne yapması gerektiğini düşünmeye çalışıyordu…

O an aklına; hangi kitabın, hangi sayfasında, hangi kahramana ait olduğunu hatırlamadığı sözler geldi.

“BAZI KONUŞMALAR TEK KİŞİLİKTİR, İÇTEN, SESSİZ VE KALABALIK…” (*)

Restorandan çıktığında yüzüne çarpan iyot kokusuyla tüm benliğini doldururken, ağzında şu cümleler dökülüyordu;

“BAZI AŞKLAR TEK KİŞİLİKTİR,İÇTEN,SESSİZ VE KALABALIK”

Tek başına yaşadığı bir aşk serüvenini noktalamak için yine tek başına kalması gerektiğine karar vererek karanlıkta kayboldu…

About Nur Kaya

Nur Kaya has written 12 post in this blog.

Benzer yazılar

  • 10 Mart 2009 -- Sultan (0)
    -Güçlü olmalısın. Her zamankinden daha güçlü. -Neden? Neden güçlü olmalıyım? Güçlü olmak istemiyorum, çok güçsüz olmak, yok olmak istiyorum. -Sevdiklerin için -Neden? Sevdiklerim güçsüz  olur...
  • 15 Haziran 2009 -- Hulusi Amca’nın Tutkusu (1)
    1960’lı yıllarda  köyünden İstanbul’a  göç etmişti. Elinde ne bir mesleği  vardı, ne de zor ve yorucu işlerde çalışacak yapısı, çelimsiz tabir edilen zayıf birisi idi. O zamanın Ümraniye’sinin  yakınl...
  • 12 Haziran 2009 -- Bir Leylek Ailesi Öyküsü (3)
    Köyün birinde bir baba ve ana leylek,  kurumuş çalı ve otları toplayarak  bir yuva yapıp yaşamaya başlamışlar. Bölgede bol olan başta yılan ve balık olmak üzere yakalayabildikleri diğer  canlılarla be...
  • 02 Ocak 2009 -- 31.12.2008′ de demlenenler (0)
    Merhaba Sevgili Demliğim; Biten bir 2008 ardından, bir sürü umutlar yüklediğim 2009’a da tüm kalbimle merhaba...Bugün neler neler demledim sizin için; Hayat gerçekleriyle insanları yoran bir den...
  • 07 Aralık 2010 -- Porta-kal (20)
    Soğuk ve karlı bir gece… Çıplak ayaklarına giydiği terliği ile karanlığın içerisinde küçük bir gölge ilerliyordu. Soğuktan büzüşmüş bedenini titreyerek zorla taşıdığı her halinden belliydi. Geceyi ayd...
  • 02 Aralık 2010 -- Kara ilkbahar-4 (Öykü/ Son) (1)
    Yıllarca hapiste kalan Kadir oğluyla beraber tahliye olur. Köyüne dönmek ister. Fakat küçük bir köyde her zaman kanlı olduğun hasımlarınla yaşamak zordur. Çünkü her an onlarla yüz yüze gelme, acıların...