sen gittin ya mathilda,
artık tek kurtuluşum sana sağır kalabilmek,
seni içimde dinlemekten kaçmak.
nasıl pis bir haldir bu,
ne acayip,
ne ayıp,
ne sakıncalı,
bu nasıl esirliktir,
bu nasıl saçmalamaktır mathilda.

biliyormusun mathilda, yanağını ılık ılık ıslatan yağmur,
sen gittikten sonra,
bir daha İstanbul’a hiç yağmadı.

sen gittin ya mathilda,
ihtimallerle beslenen kırmızı gözlü ihanet tanrıları,
tebessüm satıcıları,
düş emiciler,
ten soyucular,
ihlaller,
tesadüfler,
renksizler,
soysuzlar,
ve yalancılar,
ve yavşaklar,
nasırlı ruhlarının azadını bekleyen orospular, kutlamalar yaptı.
defolun gidin! ben yokum, dedim onlara.

yoktum mathilda,
ben yoktum,
benim az önce
asılmak suretiyle idamım gerçekleşti.

cesetimi mathilda’ya verin,
bir eylül akşamında şarap içerken yaksın dedim,
hiç olmamışım,
yaşamamışım gibi,
savur küllerimi mathilda…

Benzer yazılar

  • 13 Şubat 2010 -- Noktayı sana bırakıyorum (13)
    şimdi burada olsa… konuşmadan, dakikalarca bakışsak dedinmi hiç? merak ediyormusun, bugün ne giydim, nerelere gittim? acaba… seni özlediğimi düşünüp, iç çekiyormusun? seni bilmem ...
  • 13 Kasım 2009 -- Taşıdığı kalp serçe ürkekliğindeydi (4)
    serçeydi o taşıdığı kalp serçe ürkekliğindeydi, çabuk kırılır, çok üzülürsün derdim, üzülürdü, üzülürdük. o da benim gibi yağmuru severdi. yağmurda çay içmeyi, yürümeyi, ve okumayı. okurdu...