Kimseyi boş çevirmem. Elimden geleni ardıma koymam. Kimin canı ne çekse ve dile getirse, hiç üşenmem koşarım mutfağa hemen. Herkesi memnun etmek için yaratılmışım ya, ”Dile benden ne dilersen” mesela.
 
Çocuklar eve geldiğinden beri, eşimde çocukların üzerinden bir tutturma halleri peydah oldu ki sormayın. ”Kızın, senin mantını özlemiştir.”, ”Oğlun, yaprak sarmanı pek sever”, ”Çocuklara yap şöyle senin usulüne göre pilav, börek vs.” Aaa, adamı duyan da, sittin sene onu aç bırakmışım zanneder. Yok öyle bir şey, ağzından çıkarken önünde bulur. Bende ki hal hep ”Canı çekmiştir, ne olur ne olmaz” vaziyeti olur.
 
Çocukları kullanıp, onların üzerinden aşçılığımı gaza getirmek de neyin nesidir bilemedimse de, stratejiyi okuyup görüp hiiççç aklım ermemiş saflığına bürünsem de, alt tarafı bir aşure dersin ama foyasını meydanlara döker mi, ee döker işte.
 
Elinde, şevkle ve gizli bir hinlikle tuttuğu malzemeleri bana uzatırken eşim ” Çocuklar çok sever, onlar gitmeden aşure de yaparsın belki dedim” demez mi, vallahi dedi. Dedi de, gençlerin ikisi de sözleşmiş gibi aynı anda aynı ağızla, ”Ben aşure sevvmeeem” demezler mi. Al sana bomba. İlahi adalet yada. Bana, hem de benim gibi bir kadına strateji haa..
 
Tamam, aşuremle ün salmışım etrafıma. Ama desene be kocam, ”Ya karım, bak Muharrem ayı da girdi. Şimdi tam zamanı. Benim de canım aşure çekti. Senin de aşuren güzel olur, yapsan da senin ellerinden afiyetle yesem.” İşte bu cümlelere canım kurban. Hatta, aşurenin içine kendimi bile doğrarım gözümü kırpmadan. Ama nerdee? Ben ki, küt diye konuşan, pat diye anlayan biriyken, stratejiye ne gerek vardı ki sahiden? Neyse fazla yüzlemedim yine de. Güldüm sadece. Anladı. Utandı.
 
Bugün bir aşure tenceresinin başındayım, bir size yazıyorum. Zor gelmez bana. Herşey keyif aslında. ”Sen aşure de bile strateji yaparsan, ben de seni siteye yazarım” diyorum. İçimden intikam alıyorum:)
 
Canınız aşure çektiyse, söyleyin annenize, eşinize, sevgilinize, yada kime kimseye. Olmadı, sıvayın kolları girin mutfağa yaptırın yada yapın ve afiyetle indirin mideye. Ama sakın strateji uygulamayın. Ayıp oluyor unutmayın:)

İlginizi çekebilir

  • 22 Ağustos 2011 -- Dönüşümüm :) (4)
    Valla açıkçası hala yazsam mı, yazmasam mı diye düşünürken bakmışım da cümleye girmişim bile... O kadar çok şey oldu ki şu 1 senede; ne siz sorun, ne de ben anlatayım, ama azıcık bahsedebilirim :) İst...
  • 14 Aralık 2009 -- Sevgiliye alınabilecek alternatif yeni yıl hediyeleri (8)
    2009'un 14 Şubatında şurada hediye önerilerinde bulunmuştum ve şaşırtıcı derecede bir ilgi ile karşılaşmıştım, yanılmıyorsam site içi sayacı 60 bin civarı okuma göstermişti, 2010'un 14 Şubat sevgilile...
  • 08 Şubat 2012 -- Yokluğa (0)
    SAHNE-1 (Mekân.. Mekân yok. Hiçbir zaman olmadı. Hiç zaman da olmadı. Hep geç kalındı intiharlara. Ve en çok koşar adımlar yakıştı, hiçliğin o parantez araları yollarına. Sadece arka fonda bir müzi...
  • 08 Mayıs 2011 -- Kırmızı ojeli mutsuz kadınlar (8)
    Kıskanç bir çocuk değildim. Kıskanç bir insan da olmadım. İmrendiğim çok şey vardı elbette. Uzun boylu kadınlara imrendim. Burnu hokka olanlara, renkli gözlülere. Babamı ve annemi kaybettikten sonra b...
  • 12 Şubat 2012 -- Eyvallah Evlat Eyvallah! (0)
    Anneler parkında öylesine oturuyordum, bulvarda gelip geçen arabalara bakarak. Bu aralar sigarayı çoğalttım televizyonlardaki “sigaraya son” reklamlarına inat. Bol bol izmarit birikmişti önümde, aklım...
  • 05 Mart 2011 -- Yalnızlık Allah’a Mahsus… (5)
    Hem oldukça yoğun, hem de çok severek yaptığım bir işim var benim. Her gün farklı bir hayat hikayesine şahitlik ediyor gözlerim. Bazen gördüklerim karşısında gülmekten kendimi alamıyorum, bazense yaşa...