Liseyi bitirdiğim 90′lı yıllar, Üsküdardaki tüm liselerde tanıdıklarım var, çevrem çok geniş, istediğim zaman bin kişiyi istediğim yere toplayabiliyorum, bende senede 2 çay partisi düzenleyip kazandığım parayla uzun süre geçiniyorum.
Yine parasız kaldığım bir dönem, parti yapmak için yer arıyorum, daha önce 2 parti yaptığım Nakkaştepedeki Şahintepesi adlı yer el değiştirmiş işleteni tanımıyorum, önce başka yerlere baktım, anlaşamayınca yine Şahintepesi resterona gittim.
Mekan.. Nakkaştepede boğaz gören bir yer, girdim içeri, parti yapmak için bir pazar günü 13.00 ile akşam 17.00 arasını garsonsuz, yemeksiz, içkisiz kiralamak istediğimi söyledim, adam beni dinledi emniyetten izin aldın mı dedi, bende daha öncekilerdede almadım, içki vermiyorum meyva kokteyli veriyorum dedim, adam ısrarla izin almazsan olmaz dedi.
Zaten söylediği rakam çoktu sonuçta vazgeçtim. Seneler sonra o konuştuğum kişi, televizyonda 5000 üzerinde şarkı bilen, alooo ne okiyimm diyen adam olarak ünlendi.
Neyse işportacıların kralı dediğim Gökhan abim vardı, çok zeki ama hep mualif bir karakterdi, akşam 5 ten sonra zabıtaların olmadığı saatte terlik satıyordu, ona anlattım durumu Gökhan abi bana “terlik sat bak bayram geliyor kazanırsın, ben yardımcı olurum” dedi,” tamam” dedim, onun kefil olmasıyla Gedikpaşadan 4 çuval terlik aldık, bana işporta tezgahı yaptı yerde sürüklenenlerden, zabıtayı görünce 10 saniyede toplayıp kaçıyorsun zabıta gidince 10 saniyede tekrar tezgah halini alıyor, başladım işportada terlik satmaya, bazı arkadaşlarımın beni o tezgahta görüp kafalarını çevirdiğini, tanımamazlıktan geldiklerinide görüyordum, neyse, arife gününde 120 civarı terliği satarak güzel para kazanmıştım sonrasında o işide bıraktım. Sonra eski ve yayın evlerinin elinde kalmış kitapları toplayıp satma işine girdim, tatmin olamadım o işte öyle bitti…
Uzun süre boş kaldım, düşündüm ve bileklik işine kafam yattı, başladım o işi yapmaya;
Üsküdar da o zaman daha batmamış olan Emlak Kredi bankasının yanında iple bilekliklere isim yazıyorum, yazdığım isimleri astığım 8 tahta, 1 tabure ve 1 çanta, tezgahım bundan ibaret, sabah 10 gibi açıyorum hava ne zaman kararırsa tezgahımı toplayıp arkadaşımın dükkanına bırakıyorum.
Saçlarımın yıllardır kısa tutulmuşluğa isyan edip olabildiğince uzadığı ve bağladığım dönemler, istenilen renklerde iplerle istenilen ismi yazmak, pirince yazı yazıp kolye yapmak, ne bileyim kösele veya deriden küçük masklar yapmak ve bunları satmak çok zevkliydi ve o dönem iyi para kazandırıyordu.
Orta okula gittiği kıyafetinden belli olan bir çocuk, tezgahıma geliyor, bakıyor, ve hiç birşey demeden gidiyor, bunu yaklaşık 20 gün her okul çıkışında yapıyor, bazen geldiğinde müşterim oluyor, uzaktan bakıp gittiğini görüyorum.
Cuma günüydü, pazar vardı çünkü, o yüzden cuma olduğunu unutmuyorum, çay almaya gittim, döndüğümde tezgahın önündeydi, “çay içermisin?” diye sordum, cevap yok, “karnın açmı? bişeyler yermisin?” dedim yine cevap yok, sadece tezgaha bakıyor, “adın nedir?” dedim yine cevap vermedi ve gitti…
Ceketi dikkatimi çekti, özelikle rengi; lacivert olması gereken ceketin lacivertliği kalmamıştı hemde kolları ve boyu kısaydı, o durumu çok iyi bilirim; ilkokul 1.sınıfta bana alınan önlüğü görünce; “bu çok büyük etek gibi oluyor!!” diye karşı çıkmıştım, sonrasında sebebini yaşayarak öğrenecektim, o önlüğü 4.sınıfa kadar giydim, okulda sürrealist akımının öncüsüydüm, önlüğümün rengi gri olmuş ve kolları kısacık kalmıştı, tenefüste okulun bahçesine çıktığımızda herkes siyah ben griydim, o durumu bir çocuk duygularıyla anlatmaya kalksam harfler ağlar…
Günler geçti, yine çay alıp dönerken o çocuğu ve arkadaşını tezgahın önünde gördüm, nasılsın diye sordum yine cevap alamadım, arkadaşı “haydi İbrahim gidelim” dediğinde adının İbrahim olduğunu anladım, onlar gittiler, ben kenarları desenli, siyah üzerine turuncu harflerle İbrahim yazan çok güzel bir bileklik yaptım, ertesi gün uğramadı sonrada hafta sonu tatili oldu, yanılmıyorsam bilekliği yaptıktan bir hafta sonra tezgahın önünden geçerken onu durdurdum, bilekliği uzattım “bu senin, benim sana hediyem para istemiyorum” dedim, İbrahim bilekliği aldı yüzü kızardı, yüzüme bakamadı ve yine hiç birşey demeden yavaş adımlarla arkasına bakmadan gitti…
Ben bozuldum, insan bir teşekkür eder dedim içimden, İbrahim bir teşekkür etmeden, bir tepki vermeden gitti, günler geçti yaz geldi tezgah açmak için Siliviriye gittim, okullar tatildi, çok uzun süre geçmişti bilekliği hediye ettikten sonra İbrahimi görmeyeli…
Silivriden döndüm, elimde satacak ürün azaldığı için Üsküdar’da tezgah açmadım, bir süre evde bileklik ve kolye yapmaya başladım, yeterince ürün hazırladıktan sonra yine Üsküdardaki yerimde tezgahımı açtım. İbrahimi çoktan unutmuştum, o zamanlarda ilginç bir çocuk, deyip, belkide acıdığım için mutlu etmek istemiştim hepsi o.
Bir gün belediye başkanı ve yanında bölüm müdürleri önümüzden geçtiler geçerkende selam verdiler hayırlı işler dilediler, aradan yarım saat geçti 4 zabıta geldi benim tezgahımı aldılar arabaya koydular, ama sadece benim tezgahımı, diğer arkadaşlara dokunmadılar, ben baka kaldım, söyledikleri şey başkan seni istemiyor oldu, o dönemki belediyenin bağlı olduğu parti ile hiç bir ideolojik yakınlığımın olmadığını başkan önümden geçerken anladı sanırım, neyse tezgah gitti, önemli olan tezgah değil yaklaşık 1000 adet yazılmış isimin gitmiş olmasıydı, 1 ismi 8 dakikada yazıyordum, emekti hepsi, moralim bozuldu, sinirlendim…
Ertesi gün belediyeye gidip malzemeleri istedim vermediler, tezgahımı kurduğum yerdeki esnaf arkadaşlara durumu anlattım bir gelişme olursa beni arayın dedim ve eve geldim. Ne kadar zaman geçti tam hatırlamıyorum, bir telefon geldi Üsküdardaki esnaf arkadaşlardan, malzemelerin burada hemen gel dediler, gittim…
Gerçektende tüm malzemeler arkadaşımın tezgahının yanındaydı, nasıl oldu kim getirdi diye sordum, İbrahim adında kekeme bir çocuk getirdi dediler. İbrahim o gün zabıtaların tezgahımı topladığını görmüş, ertesi gün tezgah açmayınca geri alamadığımıda anlamış, tezgahı geri alana kadar, her okul çıkışında zabıta müdürünün kapısından ayrılmamış, benim onun okul masraflarına yardımcı olduğumu söylemiş, tezgahı vermeyecekseniz siz karşılayın okul masraflarımı demiş ve zabıtayı her gün gelerek bıktırmış, sonunda almış tezgahı arkadaşımın yanına bırakmış, bunları İbrahimin arkadaşından öğrendim, ayrıca benimle konuşmamasının sebebi kekeme olmasıymış, çok dalga geçildiği ve bundan üzülüp utandığı için zorda kalmadıkça konuşmuyormuş, hediye ettiğim bileklik onu çok şaşırtmış ve sevindirmiş, karşılık beklemeden bir şeyin hediye edildiğini o zamana kadar görmemiş, kısaca o tezgahı geri alıp bana kendince teşekkür etmek istemiş.
İbrahim ortaokulu bitirene kadar sohbetimiz sürdü, onu arkadaşlarımla tanıştırdım, içine kapanık olmaması konusunda fikirler verdim, liseye başladığında sohbetlerimiz azaldı ve bitti, aradan en az 15 sene geçti, kitap toplama ve satışını yaptığım dönemden elimde kalan kitaplara, okuduğum kitaplarıda ekleyince 3000 adete yakın kitap olmuştu, bunların okul seviyesine uygun olanlarını doğduğum köyün ilkokuluna hediye etme fikrini hayata geçirmek için kitaplarla köyüme gittim ve okulun müdürüne durumu anlattım. Kitapları teslim ettim, müdürle vedalaşırken tenefüs zili çaldı, sınıftan koşarak bahçeye giden öğrencilere bakarken, bir kocaman yürek, bir çift tanıdık ama ürkek göz gördüm, evet İbrahim köyüme öğretmen olmuştu…






Ocak 18th, 2010 on 20:45
Cengiz bey
İbrahim’le yıllar sonra bir şekilde karşılaşmanızın hikayesi gerçekten çok ilginç. Bu arada görseldeki resim halen koleksiyonunuzda ise satın almak isterim.
Ocak 18th, 2010 on 23:50
Resim, Ressam Bekir Üstün’ün bir çalışmasıydı, yaklaşık 2 sene önce satıldı, fotoğrafı arşivimdeydi yazıda kullandım, ama benzer çalışmalar sürekli geliyor, bir şekilde hallederiz.
Mart 1st, 2010 on 23:43
evet resim gerçekten çok başarılı
Mart 1st, 2010 on 23:46
Resim gerçekten çok iyi, ressam bekir üstün’de maşallah çok yetenekli…