Dönüp tarihime bakıyorum, şimdiki bana ben bile şaşırıyorum. Ben ki yedi kralla barışıktım oldum olası. İyi de yedi kralın yediside mi bana yamuk yaptı? Bu ne izolasyon böyle bendeki. Bu nasıl padişaha krala vezire kepenk indirmek bende anlamadım ki. Allah’tan henüz ısı yalıtımına girişmedim. Hala kocaman kocaman gülüyorum. Hala insancıl ve sıcağım.

Hani kriz nedeniyle iş adamları küçülmeye gidiyor ya, bende de bir küçülme hali. İzole ettim kendimi. Sade, sakin, yalın, kendi halinde, şuurlu hallerin içinde buldum huzurun ta kendisini. Koskocaman bir dünya var oysa içimde. Ama farkettim ki bir menzil yaratmışım kendime. İçindekiler, üzerindekiler ve diğerleri.

En önemliler, en değerliler ve en beklentisiz sevgilerim menzilimin içindekiler. Onlar olmazsa olmazlar ve çok azlar. Menzilimin tam üzerindekiler ise hani kapı eşiğindekiler. Her an içeri de buyur edilebilirler yada her an dışarda da bırakılabilecek olanlar. Ya da onlar hep eşikte kalacaklar. Menzilimin dışındakiler ise her zamanki güler yüzümle uzaktan el salladıklarım. Seslerini duymadıklarım, sesimi duyurmaya zahmet buyurmadıklarım.

Hayat mı yedi krala küstürdü beni, yoksa yaşım mı kurdurdu bana kendi menzilimi? Belki de her ikiside yada hiç biri.

Ben ki insan canlısı, arkadaş sevdalısıydım. Herkesi kucaklar, bir de baş üstünde taşırdım. Ya artık başım çekmiyor, ağırlaştılar. Ya da başım çekse de gönlüme çekici gerekiyor.

Bir zamanlar sosyaldim. Şimdi sosyalliği sosyal bilgiler dersine geri postaladım. ”Çevremizi tanıyalım” artık karnemde sıfır çekiyor. Kalabalıkta yalnızlığı, çoklukta birliği yaşamak bana keyif üstü tat veriyor.

Galiba yaşlanıyorum. Yaşlanmak, yaş dolayısıyla akıllanmak insanı huzurun ötesine geçiriyor. Ve ne tuhaf ki ben kendi menzilimde ilerlerken sade sakin pervasız, yedi kralın yedisi de beni hala seviyor…

About Aslı Özden

Aslı Özden has written 455 post in this blog.

Benzer yazılar

  • 24 Ocak 2010 -- Gerçek aşkın acısı geçmez, hafifler (7)
    Sözünü ettiğim, gerçek aşk. Hakiki, sahici, kör edici cinsten olan. Kendinden vazgeçiren, önceliği sevdiğine verdiren o muazzam histen bahsediyorum.   Öyle günümüzde ayağa düşmüş hallerdeki duygudan...
  • 04 Ocak 2010 -- Kendim için seviyorum (8)
    Ne olursa olsun ve kim olursa olsun, düşmüyor içimde hazan yaprağı. Kimse ölmüyor yüreğimde, izin vermiyorum. Elim varmıyor bir kazma bir kürek alıp iç çeperlerimde mezar kazmaya. Gönlüm el vermiyor y...
  • 26 Aralık 2009 -- Kaç mevsim buruşturduk seninle (2)
    Yine el ayak çekildi. Yine çöktüm gecenin başına, iki kişilik yalnızlığımla. Yüreğimin çilingir sofralarında seninle demleniyorum. Biliyor musun her esirgediğin sözün, her kısa cümlen ayrı bir meze...
  • 16 Aralık 2009 -- Oyun değil, hayat bu (3)
    Oyun değil hayat bu...Eğer hayat oyun olsaydı, bu kadar zorlanmazdık. Dizlerimiz kanardı en çok, bu kadar paralanmazdık. Hata yapmazdık bu denli, kurallara uyardık.Yok olmadı mı, mızıkçılık yapar, rah...
  • 19 Ekim 2009 -- Tatlı dile, güler yüze tav oluyorum (1)
    İş yoğunluğumdan arta kalan zamanlarımda, genelde haftasonlarında kendimi şımartmak istediğimde, bir alışveriş merkezinin orta katında, sigara içebildiğim balkonlu restauranda, somonlu makarna yerim. ...
  • 18 Ekim 2009 -- Bedenlere, ruh geldi (1)
    Elimde gazete, Hürriyet cumartesi ekinin üçüncü sayfasına takılıp kalıyorum. Fotoğraflardan kendimi alamıyorum.   Amerikan Glamour Dergisinin, eylül ve kasım sayısından iki fotoğraf da bana sımsıcak...