Kendimi bildim bileli, bedenime büyük gelen kanatlarım vardı. Bir de, BİRİ(!) sol yanıma yumruk kadar dev takmıştı. Belki de bu yüzden melekçilik oynamaya merak sarmıştım yıllar yılı. Çünkü benim insan üstü duygularım vardı.
 
Oysa çokları, çok başkaydı. Biraz daha katı, hatta çokça acımasızdı. Onlar farklıydı. Çünkü, zaman içinde acıttılar canımı. Müdahale ve bencilliklerle incittiler kanat tozlarımı. Olmadı, işi katılaştırıp kırdılar kanatlarımı. Bunca zalimliğe karşı masumiyeti kıskandılar belki de. Oturup da kanat tüylerimi bir bir yolmadıkları kaldı.
 
Baktım, ne nezaket ne asalet, ne masumiyet ne safiyet, ne sabır ne ulviyet, ne de kanatlarım işe yaradı. Yani ne yapsam olmadı. Oysa, kötülük işim değildi, hamurum o baharatla yoğrulmamıştı. Öyleyse sırf kendimi, hiç değilse artık salt iskeleti kalmış kanatlarımı korumak için bir şeyler yapmam lazımdı. Ve o BİRİ(!) bana, ”Hadi davran” dedi. ”Zulm etmiyorsan, zulm de ettirme.”
 
Sökmedim kanatlarımı. Ama giydim siyah pelerini, aldım elime şeytanın çatalını. Ancak pelerin sırtımda, çatal elimde acayip iğreti kaldı. Çünkü, bilmem ki ben iblisin çatalını kullanmayı. Bilsem bile kullanamam ki. Bilsem de kanatlarım izin vermez ki.
 
Şeytanın aletleri, bana uymuyordu. Ama olsundu. Farkettim ki karşıdan çatalı şöyle bir göstermek bile işe yarıyordu. Dedim kendime, ”Madem, insanın ruhunda iki başrol oyuncu var. Biri vicdan biri şeytan. Her ikisini de hayra alamet kullanabilmeli insan, artık koru kendini ve hadi davran.”
 
Şimdi aynı safiyetlerle, eski asaletlerle, bedenime büyük gelen kanatlarımla, ve elimde hiç kullanmadan tuttuğum şeytan çatalıyla; Sadece ve sadece kendimi korumak adına, (bakmayın çoğu zaman safa yattığıma.) bütün stratejileri görüyor, bütün hesaplara aklım eriyor, her planı bozmaya gücüm yetiyor. Yani şeytan gibi, zehir gibi işleyen bir aklım ve hala melek gibi çalışan bir kalbim var.
 
Bir zamanlar kanatlarım vardı. Zannetmiştim ki o kanatlar hiç işe yaramadı. Ahh ne gaflet, hiç işe yaramaz olanı Yukardaki kuluna takar mı? Sırtıma monte edilmiş kanatlar, bugün beni hayata ve zalimlere karşı alacaklı yaptı. Ve inanın dünün borçlularından ben elimi bile kaldırmadan, taş atıp yorulmadan hayat tahsil ediyor tüm alacaklarımı…

About Aslı Özden

Aslı Özden has written 455 post in this blog.

İlginizi çekebilir

  • 10 Ocak 2010 -- Beyin gücü (6)
    Doktorumun karşısında oturuyorum. Nuh diyor, peygamber demiyorum. Hamileyim ve hamileliğimin daha ilk ayındayım. Keçiliğim üzerimde, hem ısrarın hem pazarlığın bende bini bir para. Eşim, bir çocuğu...
  • 13 Mayıs 2011 -- Arsızsın (0)
    Şimdi tüm kırgınlığım ve de kızgınlığımla okları yönelttim kendime. Bu kirli, bu cenabet beyin düşünmekten alıkoymalı artık kendini… kendi doğruları ya da bildiğini sandığı şeyler gerçeklerle örtüşmüy...
  • 06 Ocak 2010 -- Fırında mercimek (3)
    Bu gece hiç uyumayacağım, çünkü yeter artık bu kadarı da fazla! Gözümü bile kırpmayacağım…Bıktım artık rüyalarımı ele geçirmenden! Lütfen artık düşlerimden çekip gider misin? Canıma tak ettin artık...
  • 03 Mart 2011 -- Med-Cezir (3)
    Dokundu, yaşandı ve bitti. Çok anlamsız, sıradan, aceleci ve telaşlıydı bedenler. İçimdekini atayımda kurtulayım hesabı.Nerede yanlış yaptığımı bir türlü çözemedim. İnsan bazen düşlediğinin ötesind...
  • 16 Aralık 2009 -- Hayata sımsıkı tutunacakken (2)
    Dün akşam yeğenim eve geldiğinde morali hayli bozuktu. Kendi sınıfından bir arkadaşı, sabah evlerinin bodrumunda kendini asmış. Öğretmenleri dün okulda olayı duyurmamış, dershanedeyken kötü haberi alm...
  • 25 Mart 2011 -- Yüreğim kadardı… (0)
    Hiç gitmem sanıyordun değil mi... Hep seninle kalacağımı, senden hiç vazgeçmeyeceğimi... Hatta sen ne yaparsan yap görmezden gelip sabredeceğimi düşünüyordun... Aklının ucundan bile geçmiyordu değil m...