Yazarlar Konseyine ilişkin ilk bilgileri vermiş olduğum birinci kısımda, detaylara ilişkin bir şey söylememiştim.
Öncelikle neden Yazarlar Konseyi? Burada amaçlanan nedir? Yâda böyle bir şeye gerek var mıdır? Gibi sorular sormakla birlikte, meşhur “Kurtlar vadisi” havasında bir söylev gibi algılanabilir. Bu algılamalar kişiden kişiye ve onun kültürüyle de orantılıdır.
Bugün ülkenin içinde bulunduğu, “her ne kadar başta başbakan olmak üzere, hükümet ve yandaşları tarafından her şey güllük gülistanlıkmış gibi gösterilse de ters giden vakaların önümüzde bir bir cereyan etmesi öncelikle toplumumuzda sonra da dış dünyada dikkatle izlenir olmuştur.
Yaşanan olaylar hakkında yorumlarda bulunan kesimler bugün keskin bir çizgiyle ayrılmış ve Türkiye bugün iki cepheli bir meydan savaşının içine sokulmuştur.
Fethullah Gülen’in cemaatine ait basın yayın organları ve Akparti’yi destekleyen yandaş basın sırt sırta vermiş ortalıklarda kanal kanal dolaşan ne idüğü belirsiz tipler ekranların karşısına geçerek, garip tavırlar ve üsluplar kullanarak bir şeyler anlatmaktadırlar.
Bunların karşısında ise tuhaftır ki, yıllarca bir araya gelmesi hayal olan siyasi görüşler toplanmaya başlamıştır. İşin daha da garibi sol görüşler tarihleri boyunca ilk defa bir araya gelerek ortak hareket etmeye başlamış yine bu cenah’ın yanında sağ görüşlü parti ve fikir sahibi olanlar yerlerini almışlardır.
Sanki Türkiye bir iç savaşın müzakeresini yapmaktadır. Bu masada uzlaşma çıkmazsa savaş başlamış olacaktır.
Türkiye keskin şekilde iki kutba ayrılmıştır.
Bu iki kutup, Türk, Kürt çatışması değil. Aksine var olmak yâda yok olmak, kutuplaşmasına dönmüştür.
Geçmişte Türk geleneklerine göre, savaş zamanı, “kanı, kanla temizlemek, barış zamanı ise kanı su ile temizlemek.” Diye bir ata sözümüz vardı. Şimdi barış zamanı mı? Yoksa savaş zamanımıdır? Asıl sorulması gereken budur.
İşte böyle bir zamanda bu toprakların aydınları, etraflarında yaşanan olaylara karşı ilgisiz olması düşünülemez. Mutlak herkesin söyleyecek bir kelimesi olacaktır.
Böyle zamanlarda aydınlar, kişisel menfaatlerden sıyrılıp, makam ve mevki peşinde koşmak yâda maddi çıkarlar elde etmek yerine, içinde yaşadıkları toplumun bu bulanık sulardan sağ salim, duru sulara çıkmasını sağlamaktır.
Kavga ve dövüş yâda bir çatışma hiç kimseye iyilik getirmeyeceği kesindir.
Bu açıdan baktığımızda, yaşanan olayların, geçmişten itibaren baktığımızda, toplanmış ve /veya birikmiş sorunlarımızın, intikam alma duygusundan uzaklaşarak sadece ve sadece ülke çıkar ve menfaatlerini düşünerek, farklı görüş ve düşüncede ki yazar ve fikir adamlarının geniş bir tartışma ortamında, fikirlerini açık bir şekilde, karşılıklı olarak tartışarak doğabilecek ve doğması muhtemel olan bir çatışmanın önüne geçilmiş olacaktır.
Bu açıdan öncelikle bu konuda Hükümet böyle bir platformu kendi çıkar ve menfaatlerinden uzak olarak oluşturmalı ve yaşanan bu olayların hepsinin özgürce tartışılacağı bir statüyü aydınlara vermelidir.






Son yorumlar