Antalya Kemer’de kendisinden önceki belediye başkanı döneminde heykeltıraş Zafer Sarı’ya yaptırılan, Çınarlı kavşağı’na yerleştirildikten sonra tartışmalara neden olan kadın ve erkek figürlerinin yer aldığı ”Aşk Yağmuru” adı verilen heykel, 29 Mart’ta göreve gelen Kemer belediye başkanı Mustafa Gül tarafından ”genç kızların ahlakını, ailelerin huzurunu bozduğu” öne sürülerek kaldırılmış ve gelen tepkiler üzerinede Aşk Yağmuru heykeli Kuğulu Park’a dikilmişti.
Aşk Yağmuru heykeli ile ilgili konuyu bende baygri.com’da şurada ve şurada yazmıştım. Antalya’da heykel ile ilgili yapılan alevli tartışmalar üzerine valilik inceleme başlatmış ve konu mahkemeye taşınmıştı.
Antalya 2. İdare Mahkemesi’nde görülen “Aşk Yağmuru” heykeliyle ilgili davada karar çıkmış. Mahkeme, belediye başkanı’nın heykeli yerinden sökülmesi, daha sonra da Kuğulu Park’a dikilmesinin hukuka uygun olmadığına karar vererek, heykelin ilk yerine konulmasına karar vermiş.
Karara rağmen Kemer belediye başkanı Mustafa Gül; ”hukuki mücadelemizi sürdüreceğiz, böyle iki çıplak heykelin Atatürk caddesi gibi bir isme layık olmayan bir yere konulması etiğime uygun değil” diyerek, itiraz için 2 aylık sürelerinin olduğunu ve karara itiraz edeceklerini söylemiş.
Sanırım sanat eserlerinin “ayıp” değilde “eser” olduğunu kavramak bu kadar zor diyor başka birşey demiyorum.






Nisan 21st, 2012 on 21:20
Bir zamanlar “Hayatın Kaynağı” isimli eseri okuduğumda; sanatın aslında algılanması gerektiğinin çok dışında, çizginin çok ötesinde algılandığını farkettim, bazı sanatçılar ve sanatseverler tarafından. Biraz behsetmek istiyorum. Sanat; insanın zevklerine hitap eden, yine insanların yetenekleriyle oluşturabildikleri bir takım materyallerdir, hoş duygular oluşturur. Roman, şiir, resim, heykel vs… Oluşturdukları duygularsa; yoğun olarak sanatçının yeteneğine hayranlık, peşisıra duygusallık, neşe, korku, kişinin iç dünyasını yansıtan duygular… vs. Bunda hemfikiriz.
Fakat, son zamanlarda ara sıra ülke gündemine oturan, gereksiz yere meşgul eden bir takım haberlerle sıradışı sanat eserlerinin kötü bir takım cümlelerle “ucube gibi” isimlendirildiğini görüyoruz. Bu türden ülke gündemine oturan heykellere dönüp bakıyoruz, özgün bir eser yerine, bastırılmış duyguların şekillenmiş hallerini görüyoruz. Aslında gündeme oturmak maksatlı yapılmış olma ihtimalleri, bastırılmış duyguları gizleme çabalarına engel olamamaktan daha mantıklı geliyor insana. Sanatın bu olmadığını düşünüyorum. Eğer sınırlar bu denli rahat bir biçimde çiğnenebilecekse, her sanatçı istediği duyguyu rahatlıkla materyalize edebilme özgürlüğüne kavuşacaksa eğer, o zaman caddeleri; boynu kesilen kişi heykelleri, bir takım mahrem ilişki figürleri, ciddi anlamdaki ucubeleri… görmekte normal olacaktır. Sanat bu değil. Nasıl ki bilim insana hizmet ediyorsa, sanat da insana öyle hizmet etmeli. Göz zevkine ve hoş duygulara hitap etmeli. İnsanları kargaşalara, karmaşalara itme telaşıyla, sınırları genişletmek için yapılmamalı. Nasıl ki; bilimde GDO’yu, insanlara zarar veriyor diye herkes kendi ülkesine girişi engelleme telaşındaysa(ki bilimdir fakat zararlıdır), sanat örtüsü altında sunulan, kötü sonuçlar oluşturabilecek insan dürtülerini alarma geçirecek zarar verici şeylerin de elbette uzaklaştırılması gerekir. Bu sosyal ortamda yaşamak zorunda olan ancak sosyalleşememiş sanatçıların kabul edemedikleri bir durum. Bir sanatçı olarak, sanatçıların bu tür sansasyonel yaklaşımlarını kınıyorum. Bu olaya tek yönlü bakmak, kimseye hiç bir şey kazandırmaz. Çok yönlü bakmaya çalışalım. Selamlar…
Mart 31st, 2010 on 19:50
Elbette bir sanat eserinin teşir edildiği yerden alınması, hem sanata hem sanatçıya saygı adına olumlu bir davranış değil.Ancak bu sanat eserinin sunumunda ne düşünüldüğü,neye istinaden oraya dikildiği de son derece önem arzediyor.Şöyle ki Alanya gibi turistik bir yöremizde turistlere biz de sizdeniz ,sizin sanat anlayışınıza çok yakınız mesajını vermek için mi yoksa parti bağlamında moderniteye yakın olunduğu imajını vermek için mi…üçüncü bir şık aklıma gelmedi çünkü politikacılar sanat ve estetikten ne anladıkları konusunda ciddi endişeye sahip olanlardanım.
Bu heykeli Kemer’ e dikme cesaretini gösteren bürokrat Ankara Kızılay meydanı Ya da ulusa dikme cüretkarlığını gösterebilir miydi oda ayrı mesele…
Her zaman insanlara tercih şansı verilmesi gerektiğine inananlardanım.Dayatmaların kimseye faydası olmadı bugüne dek .Kamuya açık alanda insanlar içi huzur dolu,herhangi bir mahcubiyet yaşamadan dolaşabilmeli,oturabilmeli,yorgunluk giderebilmeli.Öte yandan herkes sanat anlayışına uygun sanat eserlerini de keyfince ,dilediği gibi temaşa edebilmeli.Müzeler ve sanat galerileri toplumun her kesminin beğenisine hitap edebilmeli.
Bu kadar yazıyı yazmanın ne anlamı var diyenler olacaktır. Ancak toplumsal bir kangren olduğu inancıyla yazdım.En az kendi doğrularımız kadar başkalarının doğrularını savunmanın da gerekliliğini dile getirme adına yazdım.Başkalarını ayakkabılarını giyerek meselelere bakabilseydik güzel ülkemin güzel insanları bu denli üzülmeyecek, toplumsal uzlaşı adına daha çok ümit besleyebilecektik.
Hem bu olay ne ilkti ne de son olacak.Örnekleri mevcut.
Toplumdaki tüm fertlerin duyarlılıklarına ,hassasiyetlerine önem verilmeden atılan her adım böylesi hazin bir sonla nihayetlenecek.Çoğunluğun isteği ve beğenisine hitap etmenin gerekliliğine inanmadım tek tek tüm bireylerin duygu ve düşüncesi dikkate alınarak adım atılmalı.
Sadece hissiyatımı ifade etmek istedim.kimine göre doğru kimine göre yanlış .Hiç mesele değil.Farklılığımız zenginliğimizdir .Yeterki bu farklılıkları hoş görüyle karşılamayı bilelim
Nisan 1st, 2010 on 08:14
Selen Hanım,
Aşk Yağmuru heykeli ile ilgili üç yazı yazdım
1. Heykelin sökülüşü
2. Heykelin başka bir yere dikilişi
3. Mahkemenin heykelin sökülmesinin yanlış olduğuna ve sökülüp dikildiği yerden tekrar sökülüp ilk dikildiği yere tekrar dikilmesine karar verişi ile ilgili.
Aşk Yağmuru ve benzeri heykel sökme olaylarına, sizinde yorumunuzda bahsettiğiniz gibi her yeni belediye başkanı (ne hikmetse) yeltendiği için dikkat çekmek gündemde tutmak istedim.
Yanılmıyorsam Kars’ta Kars’ın simgesi olan “kaz” heykeli belediye tarafından söküldü, bu Kars örneğinde de görüldüğü gibi olay Kaz veya İnsan figürü olması değil, olay heykel olması gibi geliyor bana, heykelin şehrin içinde yeri yok gibi düşünüyorlar sanırım.
Bu mantalite değişmediği sürece tüm dünyayı dolaşan ve hayranlık uyandıran sergiler Türkiye’ye geldiğinde saldırıya uğrar, Bursa’da parkta bulunan Kılıç kalkan heykelinin kılıç ve kalkanları çalınır ( bu örneğide çok defa verdim, takipçilerim bilir) Ve yine bu ülkede Ankara devlet resim ve heykel müzesinin içi boşaltılır eserler kaybolur, çalınır, sahtesiyle değiştirilir, peri bacalarının bağrına betonarme apartman dikilir vs vs…
Dünya’da toplumların gelecek nesillere bıraktıkları en büyük miras sanat eserleridir.
Ama bu dünyada böyle…
zamanınız varsa aşağıdaki yazılarıda okumanızı tavsiye ederim.
http://www.baygri.com/kilic-kalkan-heykelinin-kilic-ve-kalkanlari-calindi/
http://www.baygri.com/sussam-gonul-razi-degil/
http://www.baygri.com/uskudarimin-sanatsal-heykelleri/
http://www.baygri.com/burasi-turkiye-sanat-bizim-neyimize/
Mart 30th, 2010 on 11:06
Konu keşke mahkemeye değil de orada yaşayanlara intikal ettirilip öyle bir konsessus sağlansaydı.
Mart 29th, 2010 on 16:53
Adem ile Havva’dan tutun, ana ile babalara kadar sorgulamaya gider mi gider bu konu:) Biz hepimiz çünkü, bakışılarak ana rahminde oluştuyduk di-mi?
Ahhh keşke sevişmek bu kadar ayıp olarak algılanmasaydı. Keşke çıplaklık böylesine tu kaka olmasaydı da, doğallıktan bunca uzaklaşılıp, bazı zihniyetler maskelere boğulmasaydı.