Bir arkadaşımla sohbet ediyorum. Unutmuşum kadın sohbetlerini yada hiç becerememişim oldum olası, afallamış dinliyorum kendisini.
İnce bir sigara yakıyor edalı. ”Bırakamadık sigarayı, korkuyorum” diyor. Başımı onu onaylar vaziyette sallıyorum. Arkadaşım devam ediyor, ”Sigara yaşlandırıyor, yaşlanmak istemiyorum, yaşlanmaktan korkuyorum” diyor. İçimden, ”Ulan ne yaşlanması, sigara öldürüyor” diyorum. Arkadaşımı ilk kez bu cümlesinden sonra inceliyorum, mimiklerinin bile otokontrolü olduğunu, o an farkediyorum.
”Geceleri hep sırt üstü yatıyorum, yan bile dönemiyorum” dediğinde, ben tam ”Ahh canım yazık, bir yerleri ağrıyor heralde” diye hayıflanacakken, ”Yüzümde çizgi olacak, göz kenarlarımda kaz ayakları çoğalacak, göz torbalarım fazlalaşacak diye hep sırt üstü uyuyorum, kıpırdamadan uyumaya çok dikkat ediyorum” diye devam ediyor. Ve ben, birden kendime çeviriyorum objektifi. Benden nasıl kadın olmuşum ki?
Hiç öyle ince hesaplarım yok benim. Olmalı mı yoksa? Ben ki yüz üstü uyumayı seviyorum. Uykumda da pervasızım. Üstelik sıcak bastı mı, yatakta soğuk yer aranmak için, kendimi oradan oraya atarım. Eyvahh, ne kaz ayağı çizgisi? Ben bu denli umursamaz uyurken yüzümde hindi, ördek, kaz, devekuşu, bıldırcın hepsi gezinmez mi? Göz torbalarım zamanla pelikanın gagası gibi olmaz mı? Allah bilir ben oraları cep diye bile kullanmaya kalkarım. Yüzümün gizli çekmecesi yaparım.
”Ben çok özeniyorum” diyorum arkadaşıma. ” Botoks yada estetik yaptırmaya mı?” diyor. ”Hayır” diyorum. ”Yaşlanmaya…!” ”Delisin sen, yaşlanmaya özenilir mi?” diyor. ”Deliyim ve yaşlanmaya özeniyorum gerçekten” diyorum. Ve devam ediyorum. ”Hani şöyle saçlarım pamuk gibi olsa, ben o pamuk helva kıvamında ki saçları ensemde toplasam şık firketelerle. Yüzümde beni ben yapan çizgiler olsa, gelişi güzel. Yine de buruşukluğa inat, dudaklarımı ellerimle ütüleyip rujumu sürsem. Ellerimde yaşlılık çizgileriyle torunlarımın pamuk gibi taptaze ellerinden tutsam. Bastonum olsa mesela elimde, ”Evladım, hadi bana yardım ediver” desem, yapabileceğim işlere karşı kaytarma güdülerimi artık devreye sokabilsem, koşmaya alışkın ben biraz tembelliğe meyl etsem. Ara sıra bastonumla birilerinin bacaklarını çocuk muzipliğinde dürtsem, gülümsetsem. Dizlerimin sızısından başka sızlanacağım rahatsızlığım olmasa, ben hep dizlerimden şikayet etsem. Yine okulumla evimin arasında ama artık ağır ağır da olsa, alçak uçuşlarla seyr-i sefer etsem ” diyorum. Bana ”delisin” diyen arkadaşıma kafayı yedirtiyorum.
Sanırım, hemen bütün arkadaşlarım, biyonikleşmiş fizikleriyle, içlerini çürütürken. Ben, aynı hesapsızlıklarımla buruş buruş olurken, içimi tazeleyeceğim. Gençlik, ve güzelliğin geçici olduğunu biliyorum. Üstelik yer çekimi var, karşı koymak imkansız. Nasıl göründüğüm değil, ne yaşadığım önemli, diye düşünüyorum. En çok da sevdiklerimle, eksilmeden çoğalarak, sağlıklı, mutlu, huzurlu ve keyifli bir yaşlılık istiyorum.






Mart 21st, 2010 on 22:33
Sevgili Nida, guzel dilekleriniz icin tesekkur ederim.
Yaslanmaktan korkmuyorum. Yeter ki saglik olsun. Yeter ki icimde ki cocuk kaybolmasin.
Mart 21st, 2010 on 20:50
Allah size ve ailenize mutlu,sağlıklı,huzurlu,uzun ömürler versin.önemli olan kaç yaşında olduğumuz,nasıl göründüğümüz değil şu anki yaşımıza kadar hayatın bize verdiği tatlı,güzel ve anlık duyguları dolu dolu yaşayıp yaşamadığımızdır.size bir şey söyleyeyim mi siz isteseniz bile yaşlanamazsınız