Görkemli bir düğünde tanıyorum kendisini. Türkiye’de kendi alanında oldukça ünlü bir sanatçı. Farklı bir kimlik, aykırı bir kişilik. Dolu ve insan. Frekanslarımız hemen tutuyor. Dost oluyoruz.
 
Vur patlasın çal oynasın düğün devam ede dursun, biz bir köşede iki lafın belini hayırlar için büküyoruz. Okulum ve melek çocuklarım aramızda söz oluyor, sanki halay çekiyor. ”Bir proje yapalım sizin okul yararına” diyor. Öyle çok projeye imza atmışım ki o aralar, yine de teklifine hayır demiyorum. Çünkü teklifinin içinde hayr var. ”Hiç bir beklentim olmadan gelirim. Para-pul istemem, ne gerekirse yaparım” diyor. 
 
Yalnız kaldığım küçük bir anda, bir arkadaşım yanıma geliyor. ”Nerden tanıyorsun, bu ne muhabbet” diyor. Kişiyi nasıl bilirsin? Kendin gibi elbet. Safiyane dürüstlükle, ”Bir hayır projemiz olacak kısmetse” diyorum. Sinsi ağların, hayırlarıma örüleceğini o an bilmiyorum.
 
Düğün bitiyor. İki gün sonra, bir başka arkadaşımdan öğreniyorum ki, düğünde ağzımdan lokmayı alan arkadaşım yemiyor içmiyor, ünlü dostumla randevulaşıyor. Bilmem ne derneği olarak, önce haberimin olmadığı selamımı götürüyor sonra konuşacağı projenin içinde ben de varmışım gibi bir proje bağlıyor. Beni bilen, o gece yanımda olan, olayın bire bir şahidi başka iki arkadaşım çalıntı projeyi duyunca, şaha kalkıyor. ”Vur yüzüne şu tilkinin” diye her ikisi de bana yalvarıyor. ”Yüze vurmak bana düşmez. En büyük yargıç bilir, gerekirse tokadı yüze o indirir” diyorum. Her iki arkadaşımı da sabrımla deli ediyorum. Onlar, hop oturup, hop kalkadursunlar tuhaf bir sakinlikle ben hırslanmıyorum bile. Öfkeden eser yok üzerimde. Bende bir safiyet ki sormayın. İki arkadaşımda dellenmiş hallerde, dervişliğe yada ermişliğe özendim sanıyor:) Oysa en yüce makama, Yaratan’a sığınıyorum. Ben bunu hep yapıyorum.
 
Aradan, 1 hafta-10 gün kadar zaman geçiyor. Ünlü dostum beni arıyor. ”Şöyle yaparız, böyle yaparız. Şu gün geleceğim, bugün döneceğim” diye bana izahat veriyor. Diyorum, ”Yanlış adres. Sen tilki ile proje yapıyorsun, ben münferitim okulumda. Derneklerle clublerle işim olmaz benim.” Şaka sanıyor. Şoka giriyor. Nasıl yani oluyor. Ayakta uyutulduğunu anlıyor. ”Ne yapayım ben şimdi” diye bana soruyor. ”Devam edeceksin elbette. Bu hayr işi. Ha benim okulum için yama yapacaksın yaraya, ha başka mağduriyetler için” diyorum. ”Tamam ama seni protokol masamda istiyorum o gece. Davetiyeni al ve gel lütfen” diyor. ”Eyvallah, elbette gelirim” diyorum. ”Ama sırf hayırlar için bir de senin için” diye ilave ediyorum.
 
Büyük geceye iki gün kala telefonum çalıyor. Tilki beni arıyor. Ben karga kardeşim ya, peynirim onun ağzında artık ya, yetmiyor sanırım bu kez tüylerime göz dikiyor. ”Aslı, davetiyen bende. Ancak 10 kişi bul, bir masa yap kendine” diyor. ”Çok yoğunum, beni nereye olursa iliştir” diyorum. ”10 kişi arayıp bulacak vaktim yok” diye söylüyorum. Vayy be…Ben protokolde oturursam, zilleri dökülecek anlaşılan. Strateji üzerine dümen-düzen. Ben her zamanki saflığıma yatıp, sabırla ihtirasına tebessüm ediyorum.
 
Büyük gece geliyor… Gece, sadece hatunlara. ”Dünya Kadınlar Günü” ya, erkekler davetli değil. Er kişileri yok saymışlar. Oysa kadını erkek, erkeği kadın tamamlıyor. Kadın erkeğiyle var, erkek kadınıyla variyet buluyor. Dünya Kadınlar Gününde bu hakikat atlanıyor.
 
Herkes yerini alıyor. Ben protokol masasında, belli ki ünlü dostumun ısrarıyla yer buluyorum. Gerek yok oysa. Hayırlar için nerede olsa otururum. Hoş başka zamanlar için de geçerli bu hissim. Yok kompleksim.
 
Gece başlıyor. Hemen hepsi podyumlardan fırlamış hatunlar, gecede boy gösteriyor. Şaraplar su gibi akıp yuvarlanırken, her zaman ayık gezen ben, bir tuhaflığa kucak açıldığını farkediyorum. Ünlü dostum nihayet sahne alıyor. Salonda çıt çıkmaması lazımken, sanatçıya saygı duyulması gerekirken, bir koca uğultu, bir kahkaha tufanı gırla gidiyor. Sahne almış olan ünlü dostum, herkesi önce yumuşak ve nazik bir dille uyarıyor. Sonra defalarca sabırla susup, milletin susmayı öğrenmesini bekliyor. Bir taşla iki kuş vurmak isteyen, belli zümrenin görgüsüz hatunlarından bir kısmı sahnede sanatçı varken, doğum günü kutluyor. Ünlü dostum sabrının son demlerinde, az gidiyor, uz gidiyor ve artık ileri gidiyor. Hır çıkıyor. Ve kıyametler kopuyor. Hatunlar, adamcağızı kovmaktan beter ediyor.
 
Sonrası skandal, rezalet, çirkinlik. Gece, mahvoluyor. İki arkadaşımla da göz göze geliyorum. Sonra gözüm tilkiye ilişiyor. Yanlışları üzerine hücum etmiş kahırlardan kahır beğeniyor. Gece erkenden sona ermek zorunda kalıyor. Herkes tilkinin üzerine hücum ediyor. Ve çoğunlu kendisine ”Böyle mi organizasyon yapılır” diyor.
 
Daha fazla o çirkinliğe şahit olmamak için, geceye birlikte gittiğim kızkardeşimle evlerimizin yolunu tutuyoruz. Arabada, kızkardeşim ”Filmin adı, ihtirasın sonu” diyor. Onu onaylayarak kendisine dönüyorum. ”Hayrın bile bir inceliği var…Çok keskin” diyorum. En son sözü her zaman Yaratanın söylediğini, çok iyi biliyorum.

About Aslı Özden

Aslı Özden has written 455 post in this blog.

İlginizi çekebilir

  • 26 Kasım 2009 -- Sana (0)
    Hüzünlü zamanlar bıraktın ardında Gelgitlerle kıyılarımı dövüyor dalgaları ruhumun Her gün batımı gözlerini arıyorum Buğulu sesini hatırlamak güçleşti Çok zaman geçti üstünden Bir kalbimdeki yeri...
  • 30 Eylül 2010 -- Abbas Güçlü ile genç bakış… (4)
    İzleyen var mı bilmiyorum. Fakat, dün gece geç saatlerde İzmir Ekonomi Üniversitesinden canlı yayınlanan programda, tahminimce herkesin göremediği,  gözlerimi kocaman açmama neden olan şeyler gördüm. ...
  • 28 Mayıs 2011 -- Suçları “boşanalım” demek mi? (0)
    Her gün aynı konu. Ne zaman bitecek bu cinayetler ve gözyaşı; aklım almıyor. Neden insanlar bu kadar tahammülsüzler, hazmedemiyorlar boşanmayı? Acaba hayatta yalnız kalmaktan mı korkuyorlar yoksa başk...
  • 12 Ocak 2010 -- Nice Sonbaharlara (2)
    Bir sonbahar çocuğuyum. Yaprakları dökülen bir çınar kadar çaresiz, Ve fırtınalarla boğuşan bir deniz kadar yorgunum. Yapraklar sararıyor, ben yeşeriyorum. Bir sonbahar çocuğuyum. Kuşlar göçüyo...
  • 09 Temmuz 2010 -- Ya vınnn yada vınnzzz (7)
    Herkesin sınırları var, kuralları bir de. Huyu, suyu elbette. Ama ben de bir tuhaflık var. Sınırlarım hem keskin, hem pamuksu. Kurallarım ise hem deliksiz hem kusurlu. Bir bak, huysuzun önde gideni...
  • 13 Ocak 2010 -- Sevgililer günü için hediye önerileri (8)
    İki bin dokuz'un 14 şubat sevgililer günü için aşağıdaki hediye önerilerinde bulunmuştum, ve bu önerilerin çok işe yaradığını aldığım maillerden anlamış işe yaramanın hazzını tatmıştım. Bu sene alt...