Herşey, Tuna Kiremitçi’nin köşesinde yazdığı, ”Jacqueline ve ben” başlıklı yazısı ile başladı. ”Akşamları o çellosunu çalıyor, ben romanıma çalışıyorum. Kendisi, hayatımda gördüğüm en uyumlu hayat arkadaşı.” cümlesiyle başlayan yazıda bir ilişkiden bahseden Kiremitçi, eski eşi İclal Aydın’ı kızdırdı. İclal Aydın ne yaptı, gaflete düştü ve ”Ayar çekerim görürsün” başlıklı gereksiz bir yazı yazdı.
Oysa, Tuna Kiremitçi’nin yazısında sözünü ettiği, Jacqueline sevgilisi falan değildi, o 1987′de ölen ünlü çellist Jacqueline du Pre idi. İclal Aydın, duvara toslamıştı. Ehh insandı. Kadındı. Kadınlık güdüleriyle kıskandı. Hata yaptı. Olabilirdi, biriktirdiklerini kusma arenası bulduğunu sandı. Keşke eski eşinin karşısına dikilip konuşsaydı. Mertliğe sığmadı, İclal Aydın’ın yazdığı yazı. Herkesin taşlamasına maruz kaldı.
Nasıl tamir olacaktı, bu hata. Elbette ve malesef kıvırmakla. İclal Aydın da ne yaptı, ” Esas mesele adamın bütün kadınları aynı biçimde sevme alışkanlığı” na bozuk atmış havaya büründü. Yazar arkadaşları da köşe yazılarında, bu yönden konuyu işleyerek, destek çıktılar İclal Aydın’a.
Onlar köşe yazarı arkadaşlarıydılar ama mert olamadılar. Meseleyi, adamın bütün kadınları aynı biçimde sevme alışkanlığına bağladılar. Akılları sıra, açık kapattılar. Ne tuhaf, adam neden herkesi başka tonda, başka kıvamda, başka bakışlarla sevsin ki. Herkesin bir sevme titri vardır. Başka başka sevmeler de neyin nesi, herkes kendisi gibi sever. Herkesin sevgi dili başkadır ama kimi severse sevsin, bir adam kendi gibi sevmiyorsa onun adı aşk değil, yaratıcılık yada oyun olur, olsa olsa…
Ben İclal Aydın’ın yerinde olsaydım. ”Evet arkadaş kıskandım, var mı ötesi” başlıklı bir yazı daha yazardım. Aşkıma sahip çıktığım kadar, artçı depremlerimin de arkasında aslanlar gibi kükrerdim. Yenilgim bir gaf olmazdı. Yenilgim, insan olma hallerim olurdu eminim…






Nisan 2nd, 2010 on 18:44
Sevgili Savaş,
Öncelikle onore edici sözleriniz için teşekkürler.
Yazılarımızı ve siteyi takip ettiğiniz sürece, yorumlarınızla katkı sağlarsanız bir iletişimimiz olmaya devam eder. Her zaman yanınızdayız. İçten sevgiler.
Mart 31st, 2010 on 12:22
Aman sakın Sevgili Metoo, öyle kıskançlık kurguları filan, adamı hasta eder:)
Kıskançlık gafı’nda anlaştığımıza aynı pencereden bakabildiğimize sevindim.
Ne yapacakmışız? Saygıyı hiçe saymadan, kıskançlığımızı yaşayacakmışız.
Ne yapmayacakmışız? Kurgularla hasta olmayacakmışız:)
Mart 31st, 2010 on 00:23
İclal Aydın’ın gafı trajikomik tabiyki. Ama ben de aşık olduğum kızlarla ilgili kıskançlıklarımı düşünüyorumda kafamda onları gerçekleşmesi mümkün olmayacak kişilerle kurgulardım.(bu konuda azımsanmayacak bir ünüm vardır)O yüzden garipsemedim İclal Aydın’ın hayalet sevgiliye olan kıskançlığını. Agahta Christie’nin bi düzine kitabını okuyunca böyle oluyor insan.
Mart 30th, 2010 on 23:47
Sevgili Metoo’cugum, adam kendi cumleleriyle kendini kucultmus ya iste. Daha ne yapsin. Ayni evde yasamanin mumkunlugu kendinde sadece obur dunyaya goc etmis biriyle olabiliyormus. Bunu kendi itiraf ettigine gore, Iclal Aydin diger hatun kisinin aslini astarini ogrenip sonra da asil makamdan bakmaliydi olaya…Bak bir de bu pencereden bakalim, ne dersin? yaz bana ama mutlaka…
Bana gelince…mesela…o birine saygi duymaya devam eder, onu bir zamanlar nasil butun askimla ve arzularimla sevdiysem, bu zamanlarda da butun sefkatimle anardim herhalde… Beni ben yapan birkac yillik adam olmus olurdu kendisi. Oyleyse saygiya devam. Neden? cunku, kendimi ve yasadiklarimi inkar edemem…
Mart 30th, 2010 on 22:13
” bir başkasıyla aynı evde yaşamak mümkünmüş meğer ”
Bu cümleye dikkat Aslı hn. Biri sizinle birkaç yıl evli kalsa ve ardından bu cümleyi kursa ne hissedersiniz? Bunu yazan Tuna Kiremitçi. İclal Aydın kıskançlıktan çok aşağılık duygusuyla o yazıyı yazmıştır. Tuna Kiremitçi’nin eşini boşadıktan ve İclal Aydın ve Demet Sağıroğlu’yla ilişkisinden sonra onları yazılarına malzeme yapmak yerine saygıyla anması gerekirdi.
deepnot: git kendini çok dövdürmeden Tuna