”Selen’in bacağını alçıya alacaklar, pazartesi günü” cümlesinin sarfedildiği tarafa ”Hii noldu Selen’e” sorusuyla kaygılı dönüyorum. ”İyi de neden pazartesi” diye de, bilmeceye bakar gibi gözlerimi kırpıştırarak aklımdan acele bir düşünce geçiriyorum.

Haberi veren, ”Yoo, yok birşeyi” diyor. ”Nasıl yok ya, bir şeyi yoksa, alçı modası var da benim mi haberim olmadı. Ay bu kız daha öğrenci ayol, oyuncu filan da değil ki, rol için mi” diyecek olsam, yok o da olmadı. ”Eee peki ama, öyleyse Selen’e noldu?” Cevap, ne mi? ”Okula gitmeyip, dershaneye gidebilmek içinmiş. Rapor almak kolay değil ya, bu yola başvuracaklarmış” sözleriyle biri başıma vurdu sanki. Beynimden vuruldum inanın ki.

Aman Allah’ım! Selen’in anne ve babasını, resmi geçit edasıyla gözlerimin önünden geçiriyorum. İyi insanlardır. Dirayetli, dürüsttür her ikisi de, tabi az önceki habere kadar benceydi, kanımcaydı. Selen’in anne ve babasının kafasını acaba hangi sistem yada ne alçıya almıştı? Ana babalar, bunu yaparsa ilerde bu çocuklar neler yapmazdı.

Ulan, dünyanın hiçbir yerinde, dershane diye bir mefhum bile yok ki. Bu nasıl bir yarıştır, bu ne gaflettir anlamak da mümkün değil ki. Şu an içimin konuştuklarını, dışımda konuşsam ne farkeder ki? Bu ne ki böyle, bu nasıl bir durum ki? Ayy, ya ben çıldırdım, yada insanlar harbi delirdi. Allah ıslah etsin, sonumuzu hayr eylesin demek sanırım en iyisi…

Bildiğim kadarıyla, hem daha ilk sınavın ardından, puanlar istendiği şekilde tutmadığında, dersanenin müdürü yada sahibi her kimse işte, toplamamış mıydı velileri. Ve dememiş miydi ”Sorular beklemediğimiz soru şekliyle çıktı sınavda.” Ulan, zaten hayat kendini öğretmek için beklemediğimiz soru şekliyle çıkmıyor mu karşımıza. Hayata ”Dur, ben bir koşu dersaneye gidip öğreneyim mi” diyoruz yaa. Hayatın, cevap beklemeye tahammülü var mı acaba? Yada tüm bedenini, ruhunu, hatta hücrelerini alçıya aldırsan da, hayat kanar mı sana. Aslında kendini kandıran, sen olmuyor musun burada?

Başlarım gelmişine geçmişine, böyle eğitim almanın, böyle adam olmanın ben yaa. Heyy dünya, yok senin suçun günahın, insanoğlu senin çivini söküp attı, biliyorum. Sen ne kadar şaşkın ve yorgunsan, ben de artık dumur olmaktan da usandım ama valla. Mars’ta hayat bulunduğunu duyan acil haber versin bana…

İlginizi çekebilir

  • 03 Kasım 2010 -- Yine mi deprem (0)
    Sabaha karşı 5 sularında Saros Körfezinde meydana gelen 5,3 lük deprem sonrası ödüm her yanıma karışmış vaziyette uyu uyuyabilirsen durumlarında evin içersinde ecinli gibi bir sağa bir sola dolandım d...
  • 27 Haziran 2010 -- Ben bu horozu yerim (1)
    Vakitsiz öten horozun başını keserler diye boşuna dememiş atalarımız. Saat sabaha karşı 4:00 uyku deseniz var ama hangi mantıkla bilmem evimizin arkasındaki apartmanlardan birinde horoz besliyorlar. B...
  • 14 Kasım 2011 -- Bir köy ilkokulunda okumak (2)
    Doğanın ölüm mevsiminde sararıp dökülmeye başlayan kavak ağacı yapraklarını okulun bahçesinden toplarken; yaşamı şekillendirip renklendiren, gönüllerin güç ve kudret sembolü olan hüznün yüreği buğu bu...
  • 24 Aralık 2009 -- Kar vurmuş gözlerime (0)
    Deli serzenişlerde yine beynim...Kar vurmuş gözlerime, nedendir bu beyazlık? Susuz kalmış yağmurlu gecelerim, bir fırtınanın ardında toprak kokuyor gökler. Hangi fırsatın yaşamında, takılmış samany...
  • 23 Şubat 2009 -- Parmaklıklar arkasında (7)
    Parmaklıkların arkasındakiler kimler … Ben hangi taraftayım gerçek hayat neresi… Konuyu biraz açmak lazım değil mi üstü kapalı konuşuyorum. 2008 Ağustos akşam 5 , üzerimde mor zürafalı badim ...
  • 12 Aralık 2010 -- Bir kereye mahsus (3)
    Bir sanat okulunda öğretim elemanı olarak çalışan Engin, o gün eve gitmeden önce her zamanki gibi eşini aradı ve akşam yemeğinde ne olduğunu sordu. Menüde sevdiği bir yemek olmadığını anlayınca o anda...