Hiç, size biri yada birileri, ”Size bağlanmaktan korkuyorum” dedi mi? Bana dedi…Nedir bağ? İçime sordum, o-hoo çok şey söyledi. Zaten iç sesim ne zaman az konuştu ki. Arama motorlarına sığındım, söylediği özetti. İçimin söylediklerinden, özetin söylediği bana duygusuz geldi.
Biri size bağlanmaktan korktuğunu söylerse, ne yaparsınız? Ben, ”Kopmasından iyidir” derim. Ama kopmak sözcüğü de bende beni kopartır. İtiraf ediyorum, ben de bağlanmaktan korkan kimsenin, kopup gitmesinden korkarım.
Mesela, aslında ne alaka ama, ne zaman bağcıklı ayakkabı giysem küllük kadar ayaklarıma, eşimden azar işitirim. Bağcıklarımı çözmeden, giymeye kalkışırım. Afacan çocuklar gibi üşendiğimden değil. Bağı çözmek işime gelmez çünkü. Oysa, bağı çözmeden giymeye kalkmak bağcıkların kopması riski taşır. Bu yüzden daima bağını, bağcığını çözmeden giydiğim ayakkabıma, daha bir özen gösteririm. İtina göstermekde içim huysuzlaşır.
Off ama yaa, ne çelişki. Bağlanmaktan korkan birine, ”Bağlan bana” da denmez ki. Ulu orta söylenmez ki. Eee susunca da hissettiğim, ”Ya kopup giderse?” Ne yapmalı öyleyse? Bağı sağlam, bağcığı uzun mu tutmalı? Hadi yardım edin bana, alın size benden bir soru işte!
İlginizi çekebilir
- 21 Nisan 2009 -- Devletin işsizlik fonunda gözü var (2)
Hükümetin krize yönelik ekonomik tedbirlerinden biri işsizlik fonu nemasının dörtte birinin, üç yıl boyunca bütceye aktarılmasıdır. İşsizlik fonu, adı üzerinde işsiz insanların kriz döneminde geçinmel... - 25 Aralık 2009 -- Hayata inat (0)
Hayata inat diyen dudaklarında ben olsaydı tüm cümlelerinin başında..Oysa ne büyük konuşmuşum bundan nice zamanlar önce. Ve gördüğüm budurki konuştuklarım boşaymış gözlerine kitlendiğim hecelerde.
... - 10 Aralık 2009 -- Yaramı yükledim martılara (4)
Çöktüm gecenin başına. Bende karartma var, havada ayaz. Sözcüklerim esmer, menzilim yön tutmaz.
Uyku gözlerimi yatırırken, ben uykulara döşek hazırladım. Sabah olmadan karşı kıyıya, canımdan martı... - 10 Eylül 2009 -- İstanbul bana gücenmesin (0)
Şimdi, lafı nereden nereye getirmişsin diyeceksiniz ya, ben yine de içimin söylediklerini yazacağım.
Ne zaman depremle ilgili bir açık oturum yada program izlesem televizyonda, deprem ile ilgili bi... - 06 Mart 2010 -- Blog Ödülleri 2010 (0)
Türkiye’de blogculuğun gelişmesi, bilinirliğinin artması ve blogculara destek vermek adına bu sene üçüncüsü yapılacak olan BÖ! 2010 (Blog Ödülleri 2010) için başvurular 10 Mart 2010 Çarşamba günü başl... - 02 Ocak 2011 -- Bizim yolculuğumuz (0)
Ne kadar uzakta olsan da o kadar yaksın bana... Ne kadar farklı olsak da o kadar aynıyız aslında... Belki de bu yüzden beni tamamlayan adamdın.
Boşlukları dolduran ve bana kalbiyle bakan adam... B...
Nisan 11th, 2010 on 14:29
Sevgili CheetoS,
Can Yücel’in şiiriyle paylaşımınız için çok teşekkür ederim size.
Ancak, Biri size,” Bağlanmaktan korktuğunu” söylerse, ne yaparsınız? Sorum bu…
Kimseyi kopartamaz ki insan. Kimseyi kıramaz ki. Bağlanmak ağır yük taşıyan bir kelime -ki bağlanılan olmanın sorumluluğunu düşünsenize….
Ne ”Bağlan” nede ”Bağlanma” diyebilir mi insan?
Yazılarımda yorumunuzla beni yalnız bırakmadığınız için, ayrıca teşekkür ederim size de..
Nisan 12th, 2010 on 00:42
Bilemiyorum ki Aslı hanım bu sefer zor bi soru sordunuz.. Neredeyse iyi ki bana söylenmedi bu cümle diye dua edecek duruma geldim
Ne desem, ne yazsam, nasıl cevap versem.. Strese girdim valla
Bağlanmak ve bağlanılmak.. Sanırım dozajını iyi ayarlamak gerek.. Saplantı halini almadığı sürece sorun olmaz gibi..
Ama siz de bağımlılık yapıyorsunuz
Sevgiler..
Nisan 12th, 2010 on 10:21
Sevgili CheetoS,
Benim için de baygri ailesi ve sizler bağımlılığım oldunuz:)
Nisan 11th, 2010 on 14:23
Sevgili Nida,
Yazıda sözünü ettiğim, bu bağ ve bağlanmak sanki biraz daha farklı.
Biri size bağlanmaktan korktuğunu söylüyor. Hem de küt diye…
İnce bir ayar, hassas bir durum. Çünkü, O bir ruh taşıyor.
Nasıl cümleler kurmalı, ne demeli, nasıl kırmamalı ki, size bu cümleyi sarf edenin hislerine ayak bağı olmamalı.
Biri size böylesine saygı duymuş yada sevgisini dile getirmişken, Bir yüreği örselemeden kırmadan ezip geçmeden kopartmadan ne yapmalı? Yazıdaki durum bu…
Birinin bana bağlanması, beni sorumlu kılar. Ben korkarım bu durumlardan. Sözü edilen bağ, içinde ne taşır bir bilsem… Omuzlarıma yük koyar kaldıramam. Herkesin hislerine saygım var.
Bağlan demek kadar bağlanma demek de zor bu yüzden…
Yazımla, yardım istedim sizlerden…
Sizin yaşadığınız her ne ise elbette bilemiyorum ancak, cuk oturduğu için ve size tebessüm ettirip mutlu ettiği için, ben de sevindim birden…
Siz de harikasınız. Çok teşekkür ederim yorum paylaşımınız için.
Nisan 11th, 2010 on 01:56
itiraf etmeliyim bağlanmak benim için çok saçma bir kelimeydi.hep kendime derdim neye,kime,neden bağlanayım.insan kendine yetemediği noktada birine bağlanır diye düşünürdüm.hep kafamın dikine giderdim ben kimseye bağlanmam,bağlanmak demek sahiplenilmek demek,kıskanılmak demek,onun sözünden çıkmamak demek diye düşünürdüm.bunlar hiç bana göre değil derdim.ben kendi kararlarımı kendim alıyordum ya sanki çok şey biliyormuş gibi.o yüzden ne biri bana bağlansın ne de ben birine bağlanayım isterdim.
ama şunu anladım ki bağlanmak denilen şey benim yukarıda tarifini ettiğim şey gibi bir şey değilmiş.meğerse bağlanmak birbirini seven iki insanın birbirine gönül bağı ile sımsıkı tutunmasıymış.bu kez bağlanmaktan değil, kopmaktan korkmakmış.bağlan bana demek yerine sana ölesiye bağlıyım diyebilmekmiş.bağlanmak çok güzel bir şeymiş Aslı Hanım.bağı sağlam,bağcığı uzun mu tutmak lazım diye sormuşsunuz ya bağı sağlam tutmak sadece bizim elimizde sanırım bu da saygı,sevgi,güven ve hoşgörü ile oluyor.bunlar olduktan sonra herhalde bağcığı uzun tutmaya gerek kalmıyor.
öyle güzel bir yazı okudum ki bu gece ve öyle bir denk geldi ki bugün yaşadığım bir olaya.yazınızı okuduğumda yüzümde bir tebessüm belirdi.çok teşekkür ederim siz bir harikasınız.
Nisan 11th, 2010 on 00:43
Aslı hanım yazınızı okuyunca Can YÜCEL’in bir şiirini hatırladım ve paylaşmak istedim..
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden…
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…