İstanbul, lale devrini yaşıyor bu bahar. Lalenin ne kadar pahalı olduğundan, bizim ülke olarak ne denli zengin olduğumuzdan, birilerinin cebinin çok fena dolduğundan, söz etmeyeceğim. Zaten söz etsem ne yazar?
Dün, havaalanına giderken, sahil yolunda ilerlerken ben arabanın içinde, laleler gözümün önünde haşır ile neşirdik gönlümde. Esler çizilmiş mor lalelerden. Tek renk kullanılıp mesela sırf kırmızıdan öbekler, sırf sarıdan göbekler yapılmış. Gözlere bayram, gönüllere bahar sunulmuş.
Bir anda, bir tuhaf oldum. Bir laleyi kendime yakın buldum. Bir öbek sırf sarı lalelerin içinde açmış tek bir pembeye ben hayran kaldım. Ben o aykırı kalmış pembeye bayıldım. Nasıl da farklı duruyor oncasının içinde. Hemen seçilen bir hal var üzerinde. Sıradışılık bu kadar mı yakışır bir pembeye. Döndüm, düşündüm ”Yalnızlık çekiyor mudur acaba, onca sarının içinde?” Döndüm, ”Hemen fark edilmesi kıskançlık yaratmış mıdır ki” dedim kendi kendime. ”Ya sarılar, pembeyi istememişse?” Yine döndüm, döndürek gibi oldu düşüncelerim. ”Herşeye rağmen” dedim, ”Cesaret bu işte.”
Madem Yaratıcı emretmiş. O pembe lale, bir sürü sarının içine düşmüş. Ne olursa olsun, inatla açmış. Öyleyse onca sarının içinde pembe olmak kolay değil. Ama dik durmak ve var olmak önemli. Ve bence, onca sarıya liderlik etmek yakışmıştı pembe laleye…
İlginizi çekebilir
- 19 Eylül 2009 -- Ölürken sevmek (2)
``Sayın seyirciler elimize şu anda ulaşan bir son dakika haberini iletmek istiyorum. Taksim meydanında kimliği belirsiz kişilerce bırakılan şüpheli bir paket ihbarı alındı! Şu anda olay yerine bomba i... - 23 Ocak 2010 -- Çamlıca’da kar güzel yağıyor (2)
Çamlıca coğrafyasına kar güzel yağıyor, fotoğraf makinamı aldım, ilk dönem karnesini teşekkürname ile taçlandıran oğlum efe kar'ın tadını çıkarırken onu fotoğrafladım.
Tabiki kar her coğrafyada, he... - 17 Ocak 2011 -- Kıyı Kent Çocukları (0)
Her gelişinde bir çocuk gibi sevinişim;
Şehrimin özünden gelir.
Bizlere, ufacık yüreğimize,
Çelme takasalarda, kabulüm der gibi,
Oyuna devam etmek öğretildi...
Benim şehrimin çocukları
Gölgele... - 27 Şubat 2009 -- Eksik şarkı (0)
Yalnızlık çalışıyorum bu aralar....
Ya da yalnızlığı anlamaktan ötesi var diyorum..umutsuzlukta en büyük umuttur içinde bulunduğum yabancılaşma halinde..tam da şu anda...
Şimdi kalkıp yüreğime d... - 21 Aralık 2010 -- Toz Bulutu (0)
Sen bilmesen de ben çok uzun süre beni bekledim. Anılar yetiyordu seni beklemek için. Anılarla ayakta duruyordum belki de…
Bir umut ışığı yakmıştım bize, bütün siyah korkulardan uzakta… Uzun zaman ... - 03 Eylül 2010 -- Oynatmaya az kaldı :) (4)
Oynatmaya az kaldı Doktorum Nerde? İşverenler yüzünden Çıldıracağım…
Yaklaşık 4 ay süren iş arama sürecim ve bu süre içinde denediğim gir çık faaliyetlerinden sonra nihayet iş bulabildim. Buldum bu...
Nisan 12th, 2010 on 00:09
Aslı Hanım yine harika bir yazı.siz pembe bir lale gibisiniz.farkınız ortada.birçok köşe yazarını cebinden çıkartırsınız siz bu yazılarınızla.güzel yüreğinize sağlık
Nisan 12th, 2010 on 10:19
Sevgili Nida,
Yüreklendiren, yürekten sözleriniz için size çok teşekkür ediyorum. Nacizana yazıyorum. Amann, köşe yazarları güzel yorumunuzdan haberdar olmasın:)
Nisan 12th, 2010 on 12:58
aman duysunlar Aslı Hanım öyle boş şeyler yazan yazarlar var ki.siz bir gazetede yazsanız eminim köşeniz çok renkli olurdu.ben sizi boşuna pembe laleye benzetmedim dün gece
Nisan 11th, 2010 on 17:21
Uç bir yazı ve anlatım,hayranlıkla okuyorum sizi Aslı hanım….
Nisan 11th, 2010 on 15:39
17. yüzyıl Hollandası’nda döneme damgasını vuran lale yetiştirme tutkusunu anlatan, Fransız romancı Alexandre Dumas’ın ünlü romanı Siyah Lale’yi okumuştum,
romanda lale yetiştirme tutkusu ve insanların en aykırı, hiç yetiştirilmemiş siyah lale’yi yetiştirmek için verdiği çabalar anlatıyordu. Aklıma geldi sanırım yazıylada örtüştü paylaşayım istedim.
http://www.baygri.com/nikolay-vasilyevic-gogol-ve-alexandre-dumas/