Hava mı karardı ne? Sınıf çok loş şimdi. Oysa ben daha bu sabah sınıfa girdiğimde, açmıştım tüm pencereleri. Davet etmiştim içeri güneşi. İçim ne kadar da şendi. Hoca geldi, camları kapattırsa iyi üstüne üstlük çektirdi tüm perdeleri.
Sınavdan da çakmışım galiba. Hocanın bana ceza verişinden belli. Tek ayak üstünde, tahtaya da dikseydi bari. Olsun, hocam istesin ben tahtaya çıkıp tek ayak üstünde de dururum. O da dik durmak değil mi? Bütün doğru bildiklerimi yazmıştım halbuki. Derslerim de iyidir. Hal ve gidişim de pekiyi. Ama taktı bu hoca bana. Olsun. Taksın. Ben yine de seviyorum kendisini. Dün beni bir oğlana, bağcık bağlamayı öğretirken görmüş. Oysa eteklerimi de der top etmiştim. Frikik verdiğim bir yerim de yoktu. Hem, kız-erkek ayrımı ben bilmem ki. Ne yani nolmuş ki, O oğlan da insan değil mi? Dersler iyi ama insan olma hallerim derslerimden iyi. Beni bugüne kadar bir kişi anlasın, dişimi kıracağım vallahi. İçim huzurlu, vicdanım rahat. Bir de bugün oğlanı arayıp, üzülme diyeceğim sahi.
Off tenefüs zili çalmayacakmı ki? Güneşsizim, zor soluk alıyorum da. Sınıfın tebeşir tozu da kaçtı boğazıma. Aaa, elimi mavi kalem mi boyamış ne? İnatla yıkamayacağım işte ellerimi. Kitaplarım önümde, yazılar girmiş birbirine. Okuyasım yok şimdi. Defterlerim elimin altında. Hepsinde el yazım var. Her harfin sahibiyim. Her cümlemin de arkasındayım ayrıca. Silgim yere düşmüş. Bıraktım düşsün, bana ne. Eğilip almayacağım. Hem sahi, ”Hayat silgisiz çizimdir” diye kim demişti?
Saatime bakıyorum, ne zaman çalar ki bu zil? Biraz nefes alıp, bir yudum su içmeliyim. Hatırlayamadım da, iki ders arası bilmem kaç dakikaydı ki? Saat miydi yoksa? Gün olmasın sakın. Yada hafta. Ahh zil çalıyor işte…Mola!






Nisan 15th, 2010 on 18:33
merhaba aslı hanım,yine her zamanki gibi döktürmüşsünüz.tenefüse bayıldım.hem insan geriye gidiyor hemde bu gününe uyarlıyor .ben bir çok şey buldum yine teşekkürler.
Nisan 15th, 2010 on 18:58
Ben de size yazımı okuyup, yorumladığınız için teşekkür ediyorum.
Hayat hep bir okul. Mezun olmak istemediğim bir okul bende. Çok şey öğreniyor insan; en çok kendine, sevgilerine, saygı ve hürmetlerinin bir türlü bitmemesine dair…
Ben mesela, kimsenin benim gibi sevemeyeceğini öğrendim bu hayatta.
Nisan 13th, 2010 on 15:39
ilkokuldaydım sınıf öğretmenim beni severdi.her şey benim matematikten özel ders almamla başladı.özel ders aldığım öğretmen nasıl bir tesadüfse ilkokuldaki sınıf öğretmenim sevmediği kavgalı olduğu bir öğretmenmiş.daha sonra karne günü geldi.sınıfta devamlı bana ters ters bakan öğretmenim karne günü yapacağını yapmış.takdir belgesi alamayayım diye hiç üşenmemiş karnemdeki notlarımla tek tek oynamış.sadece kendi notlarıyla da değil,diğer beden eğitimi,resim,müzik derslerimin notlarına kadar.5 olan resim dersim olmuş 3.yine 5 olan türkçe notum olmuş 2. sadece on yaşındaydım.neler olup bittiğini anlamam uzun sürdü.çünkü insanların birbirlerine zarar vermek için başkalarını yakacaklarını hiç tahmin etmiyordum.daha sonra okul değişikliği yaptım neyseki daha sonraki ilkokul öğretmenim tam bir melekti.ne dersler bitsin isterdim ne yaz tatili gelsin.öğretmen dediğimiz kelime ne kadar önemli aslında.bu meslek sabır ister,hoşgörü ister,dayanıklılık ister,çaba,sevgi,emek ister.herkes öğretmen olamaz,olmamalı diye düşünüyorum.
Nisan 13th, 2010 on 17:16
Sevgili Nida, sizin hikayenizde hocalar anlaşamamış fatura masum olan size çıkmış. Olsun. Siz çalışkan ve masummuşsunuz ya, önemli olan bu…Herkes kendinden sorumlu.
Nisan 13th, 2010 on 14:37
Çok hoş bir yorum Selami Bey, ancak pencereleri kapattırdı kapıyı açtı hocam. Anlayacağınız, yine ceryandayız hala üşüyoruz…
Nisan 13th, 2010 on 13:41
İlkokulda ortalık karışmış gibi.Pencereleri üşümeyesiniz diye kapattırmış herhalde!