Başımdaki-i namaz örtüsünü sıyırıp, anlık ama çılgın  bir sancıyla kıvranıyorum. Camın önüne  geliyorum. Oğlumun okuldan dönüşünü bekliyorum. Vakitlerden akşam üzeri. Karnıma dokunup, “İzin ver, ağabeyini karşılayalım” diyorum. O akşam oğlumun doğum günü. Ve ben kızıma sancılanıyorum.

Ağrılarım sıklaşıyor. Artık kendime güvenemiyorum. Doktorumu arıyorum. “Daha doğuma çok var” diyor. Evet, bunu ben de biliyorum. Ama kızım sabırsızlanıyor besbelli, belki de bana benzeyecek, söz geçiremiyorum. “Gel, göreyim. Gün ağrıların olabilir” diyor doktorum. Eşimi arayıp, haberdar ediyorum. Oğlum okuldan geliyor, eşim heyecanla soluğu evde alıyor. Oğlumu babaannesine bırakıp, doğum valizimi yanımıza almayıp hastaneye gidiyoruz.

Kızım sabırsız. Doğmak istiyor. Hatta en fazla 50 dakikası var. Artık bizimle olmak istiyor. Doktor, eşime “en fazla 50 dakika bilemediniz 1 saat vaktimiz var. Valizinizi alın, büyükleri haberdar edin” diyor. Eşimin gözlerindeki mutlu, sabırsız, endişeli heyecanı hafızamda o günden bugüne kadar saklıyorum.

Eşim, valizimi ve annesini almak için gidiyor. Sancılarım çıldırıyor. Sesim ve soluğumda çıt yok. Susmaları ezber etmişim, evlendikten sonra. Geçim ehliyiz ya. İdare lambası yada…Veya toyluk işte. En çoğu, asalet belki de.

Vakit 50 dakikayı bulduğunda, kızım kapıyı iyiden iyiye zorladığında, telefonu kaldırıp eşimin ailesinin numarasını çeviriyorum. Kızkardeşi çıkıyor telefona. “Vaktim azaldı, yola çıktılar mı” diyorum. Karşıdaki cevap beni bin susmalara daha gebe bırakıyor. “Bütün gece aç kalacak, bir daha yemek yiyemez diye zorla oturttuk sofraya, yemekteyiz şimdi” diyor. “Tamam” diyorum, sakin. Ve suskun. Telefonu kapatıyorum, nazik, kibar, bir bebek saflığında masum…

Doktoruma dönüyorum, “Allah, elçisi olan sen ve dünyaya getirme vesilesi ben. Başkasına ihtiya var mı?” diyorum. “Hayır, ama….” diyor. Sözünü kesiyorum. Kibarlıktan uzak, bu kez emrediyorum. “Hadi.” diyorum. Çaresiz ve hak vermiş hallerdeki doktorumun o ankı omuz çökmesi hala gözlerimde sabitlenmiştir. Sondam takılıyor. Bir Ayet’el Kursi okuyorum ve kimseyi, hiç kimseleri beklemeden ameliyathaneye giriyorum. Eşim, annem, annesi gelene kadar, kızım çoktan sezeryan ile dunyaya geliyor. Dünyalar güzeli kızımı yalnız, bir hemşirenin kucağında yeşil örtülere sarılmış  buluyorlar. Eşim, merdivenlere oturup hüngür hüngür ağlıyor. Hayatta stratejilerin olduğunu belki de o an farkediyor. Ama heyhat işte. Hayat ve de.

Ben ki, el bebek gül bebek Aslı. Ben ki sülalenin göz bebegi, yaramazı. Yalnız, yapayalnız doğum yapıyorum. Ve ayıldığımda, herkesin gözleri bana, kendi içinin parmaklıkları ardından bakıyor. Kendi içleri, kendilerini eziyor. Bana takılmıs doğustan tebessüm dudağımda, yine susmalara gebe kalırken ben; bıçak ne zaman kemiğe dayanırsa hatta kemiği son raddede nereye kadar oyacaksa o ana kadar susmalari takınıyorum dudak kenarıma. Ve o gün bugündür, bir kez olsun onların yüzüne bu konuda konuştuğumu, yüzlerine zerre vurduğumu gören duyan bilen varsa bileklerim feda. Yok, olamaz da.

Usul, uysal anı yaşarken ben, dünyalar güzeli kızımı  kucağıma alıp koklarken, ve bin susmalara gebe kalırken gücümü  de doğuruyorum.

Şimdi oğluma tembih ediyorum. “Kardeşin yalnız doğdu. Yalnız bir kader bulmasın onu. Önce Allah’a sonra sana emanet. Sakın kardeşini yalnız bırakma hayatta…” diyorum.

İlginizi çekebilir

  • 19 Nisan 2010 -- Anla(sana) (2)
    Geçtiğin yollar hep mi ıslak olacak, hep mi üşütecek içini bu yalnızlığın türküsü. Güneşin sıcaklığını unutmadım henüz, unutturacak kadar uzamadı kışlar... Sadece güneşi özlettirmeye yeltendi, kapa...
  • 22 Aralık 2011 -- Sesimi duyan var mı? (0)
    Şimdi çok farklı bir yalnızlığın penceresinden olanı biteni seyrediyorum. Serçe parmağım sargılı. Yazarken acıyor parmaklarım. Okurken yoruluyor gözlerim. Yıllardır alıştığım yalnızlık değil bu. Hani ...
  • 24 Kasım 2010 -- Ferah Medikal (2)
    Çanta tipi masaj masası, Akülü ve manuel tekerlekli sandalye, Profesyonel masaj masası,   Masaj  yatağı ihtiyaçlarınızda Ferah Medikal'i tavsiye ediyorum. Pazar dahil haftanın her günü  09:00 -23:0...
  • 12 Şubat 2011 -- Blog deyip geçme… (4)
    Blog yazmak hayatı yazmaktır, blog güçtür, blog bağırmaktır, yandaki görselde uykusuz dergisinin kapağını görüyorsunuz, bu kapak benim ne demek istediğimle birlikte birçok şeyi anlatıyor... Bloglar...
  • 29 Ağustos 2010 -- Cariye oldum:) (2)
    Öğlen saatlerinde kardeşimle İstanbul' a giriş yaptıktan sonra cılkımız çıkmış bir halde kuzende aldık soluğu. Malum ramazan hadi iftarı Sultan Ahmet'e gidip yapalım dedik. Zar zor bir yer bulduk, ama...
  • 19 Mart 2011 -- Yıl 2061 (3)
    Değerli baygri.com dostları, Ali Sami Yen Spor Kompleksi TT Arena'da Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı yenmesinden sonra, Fenerbahçeli dostların "Dünya Kupası"nı kazanmışçasına sevinmelerini vizyonlarının ...