”Bursaspor kupayı kaldıracak ve üstü açık otobüsle şehir turu atacak” haberini aldığımda, eyvaha düşüyorum. Çünkü, aynı saatlerde, heykel’de bir gösteri merkezinde, okulumun da yılsonu gösterisi var.

Eşim ve kızkardeşimin eşi, ”Biz gelmesek gösteriye, Bursaspor’un mutluluğunu yaşasak, müsaadenizle” diyemiyorlar. Ama belli ki kıvranıyorlar. Anlayışlarım giriyor devreye. ”Siz gelmeyin gösteriye, bakın Bursaspor keyfinize” diyorum bizimkilere. Hani, çocuğun eline hem oyuncak hem dondurma verirsin ya, öyle seviniyorlar işte. Kızkardeşim ve ben düşüyoruz yollara. Her yer anababa günü. Heykel’e iğne atsan düşmez, heryer ve herkes yeşil-beyaz. Şehirde şenlik var. Ulaşıyoruz olmamız gereken yere. Gösteri merkezine. Salon ağzına kadar dolu. Veliler heyecanlı. Herşeyden önemli zihinsel engelli evlatları.

Kapıda hem sigara tüttürüyoruz, hem protokolü bekliyoruz. Müdür yardımcım, erkek. Tuttuğu takımın otobüsünü elbette görmek isteyecek. Aklı ana caddede. İki duman çekiyor sigarasından, bir caddenin uğultusuna kulak kesiliyor. İçi kıpır kıpır, içim kıpırdıyor. ”Otobüs geliyoorr” sesleriyle her yer inliyor. ”Koşş” diyorum müdür yardımcıma. Gözleri mutlu şaşkın, bakıyor ”Olur mu?” der gibi bana. Yineliyorum, ”Koşş” diyorum çoktan davrandığımda. Ayağımda topuklu pabuçlarımla, gören de beni ünlü bir kısa mesafe, yada 100 m. koşucusu sanır valla.

Nefes nefese caddeye geliyoruz. Aralardan derelerden girip, Bursaspor otobüsünü çok yakından selamlıyoruz. Çantamdan, fotoğraf makinamı çıkarıyorum. Bir yandan el sallarken, bir taraftan da görüntü almaya çalışıyorum. Arkamı dönüyorum, kızkardeşim ve bizim Müdürhanım’la gözgöze geliyorum:) Meğer, herkesi ayartmışım. ”Protokol gelmiş midir, yandık” diyor müdür yardımcım. ”O gün, bugün, başlarım protokole” diyorum. Kendisini deli kanatlarımın altına alıyorum. Üzerine de göz kırpıyorum. Rahatlıyor. Koşarak geldiğimiz yoldan sallanarak geri dönüyoruz. Mutlu.

Zihinsel engelli evlatlarımdan, hayatımın en güzel gösterisini izliyorum. Kurtuluş savaşını canlandırıyorlar. Bir sürü parodi, oyun. Hatta pandomim bile yapıyorlar. Hele bir de bir koro var ki, mutluluk sarhoşu ben, kahkahaya doyuyorum. Sahnede ki koronun adını ”Özgürlük korosu” koyuyorum. Zor çıkardıkları seslerle, hiçbir şarkı böyle güzel söylenmemiştir hiçbir yerde. Koronun bir ucunda, Fatih’im, assolistler gibi selamlar verirken, diğer ucunda Emine’m gibi hiçbir koroda öyle göbekler atılmamıştır heralde. En önde oturan beni gören çocuklarım, ”Gelmişşş” diye bağırdıklarında, bana özlemle el salladıklarında hiçbir şarkı sahne almamıştır, böylesi saf samimiyetle.

Ne protokolü sallıyorlar, ne birşeyi dert ediyorlar. Gencay’ım tutturmuş babasına, yemiş bitirmiş adamcağızı hatta, bir gül buldurmuş nereden buldularsa. Sahnede oyun, yanımda protokol Gencay’ım çığlık çığlığa dudaklarından zor dökülen ”Aşkııımm” serenatlarıyla gün batımı rengi gülü uzatıyor bana. Sarılıyoruz, salondaki şaşkın bakışların altında. Gülü göğsüme iliştirirken, artık ağlıyorum, en salt ve en saf sevgilerin karşısında.

Yastığıma milim kala, düşünüyorum da, ”Onlar değil, engelli olan. Tüm engeller biz sağlam sıfatını almışlarda.” Bir taşla iki güzel kuş vuruyorum o gece. İki mutlulukla dalıyorum uykuya.

İlginizi çekebilir

  • 23 Mayıs 2010 -- Onur’un onuru (5)
    Madem, Bursaspor Türk Futbol tarihine adilane imza atıp, tarih yazdı. Madem editörüm de ''Devrim niteliğinde bir konu baymaz bayatlamaz Aslı hanım'' diyor. Eee bana da okurları bayıltmak düşüyor. O...
  • 17 Mart 2012 -- YağKuş (7)
    Gözlerimi yaralayan bir kuş var; çocuklara rüzgârıyla vuran uçurtma. Hiçbir eşya doldurmuyor bu çığlığın yerini, bu koltuğun rengini, bir türkü söyleniyor elbet geceler gündüzlerin kahpesi. Ama...
  • 21 Aralık 2010 -- İnsanlık arayışı (2)
    Hani bazen gitmek ister insan... Biraz uzaklaşmak ister çevresinde olup bitenler karşısında... İçinde bir şeyler kopar geçmişinden geleceğine dair ve sırf bu yüzden canı daha fazla yanmasın diye düşün...
  • 25 Temmuz 2009 -- Bodrum, Bodrummm (1)
    Ofisten dışarı bakıp dalmışım, arkadaşlarımın  hey heyyyy  sesleriyle kendime geldim. Uzaklara gitmek isteğim geldi yine. Sanırım iyice bunaldım bu sezon. Günde kaç kişiyle görüşüyoruz, herkesin bekle...
  • 11 Mart 2011 -- Kaçış kendinizedir (0)
    Belki bir gün saklambaç oynamaktan usanacağım, hayat ışığının pervanesiyim biliyorum... Kanadım kırılırsa uçamam onuda biliyorum, ne zormuş insan içinde yaşamak, bilipte konuşamamak. Aslında kafaya...
  • 03 Kasım 2009 -- Başıbüyük eğitim vadisi, sonbaharın son günleri (2)
    Etraftaki ağaçlar, yapraklarının bir kısmını dökmüş, bir kısmını da dökmek için sanki gün sayıyor. Çam’lar ise gizliyor düşen yapraklarını. Her mevsim olduğu gibi yine yem yeşil.  Güneş bazen insanın ...