Karşılıklı keyif çayı içip laflıyoruz, bizim tontonlarla. Yine her yanımı saçmışım ortalığa, lafım dokuz boğum dokuzunu da yutmuyorum. Bir yandan gülüyoruz, diğer yanda hep anlatıyorum. Tam o sırada, ”Herşeyini, herkese anlatma” diyor birden annem. ”Bu kadar, içi dışında olma.” Hoppala. Ne olacaksa?

Ahh annelik işte. Ama vereceğim cevapları da erteleyemem ki. Konuyu eşelemeden bırakmak huyum değil tabi ki. Yavrusunu kollama telaşıyla, annem içtiği çayı da anlamayacak şimdi. Gönlü rahat olsun diye, ”Tamam” deyip kestirip de atamam ki. Hani ”Huyum kurusun” diyeceğim, boşuna. Bunca yıl kurumadı gitti.

”Neden anne, neden?” diyorum, kendisine. Biraz başına buyruk, biraz ezici çıkıyor soru dilimden. ”Aman yavrum, bire bin katarlar sonra. Hem nazar da olursun” diyor endişeyle. Gülüyorum. ”Ahh be annem, ben biri bin yaşıyorum ki zaten” diyorum. ”Bini milyon anlatmaya da hem yürek ister, hem kürek gibi dil ister, hem beyin ister, hem de o beynin içine akıl ister” diye ekliyorum. Aklım sıra, o anda birimi bin anlatmak isteyeceklerle dalgamı geçiyorum. ”Ben buyum, neysem oyum, ne kadarsam o kadar ağırlığım, ne yaşıyorsam ortalarda naralar attırıyorum. Hem sonra anlatan benim. Sır değilim. Gizli değil dilim, Suçumu da bilirim. Günah da benim. Yok korkum kimseden, sen de korkma” diye annemi yüreklendiriyorum.

Babam, gözlüklerinin üzerinden bakıyor. Annem görmeden bana, ” Sen bildiğini yap, devam” der bir işaret sallıyor. Çocukluğumdan beri, bütün çılgınlıklarıma, aykırılıklarıma, deli yanlarıma, hata ve sevaplarıma gülümseyen tek adam o. Özgüven, sağlam yerden. Babadan-atadan. İşlemiş artık hücrelerime kafadan. Bir tek sevgilerime zayıfım ben. Yalnız sevdiklerime yelkenler suda. Sevgi manyağı annemin genleri devreye girmiş orada.

”Herşeyini, herkese anlatma”… Off ne pusuda bir düşünce. Nasıl da korku yüklü. Bir açık verdiğinde ipe çekilesi cümle. Eylemini düşündüm de, nasıl da travmatik ve korkuludur kimbilir. ”Eyvah, ulan nerden anlattım. Aman kimseler duymasın, bilmesin.” Peki, oldu da duydu bildi o kimseler. İşte esas ayvayı o zaman yemez misin? Yersin, hem de ağzın burula, dişin kırıla.

”Açık vermek” komik geliyor kulağıma. Verdiğin, değildir ki buldukları açıktır. Gizledin mi, bulunacaklar çoktur. Annem pembe gözlüklerimden korkuyor. Haklı. O anne çünkü. Evham yapıyor. Her sözümün her yaşadığımın arkasındayım oysa. Fazla kamikazeyim o başka. Namusum kale gibi. Niyetlerim mükemmel ötesi. Eee, yeterli değil mi?

Beni bunca boşboğazlığıma rağmen, ben gibi bir Allah biliyor. Geri kalan beni ilgilendirmiyor.

İlginizi çekebilir

  • 05 Ağustos 2010 -- Evlilik mi “Hayırlısı hayırlısı” (4)
    Evli arkadaşlarınız varsa sizde bilirsiniz ki bekar olan arkadaşlarına takıktır kafaları. Sürekli bir "E seni ne zaman everiyoruz" muhabbeti yaparlar ya da sürekli seni biri ile tanıştıracağız derler....
  • 06 Ekim 2010 -- Dikkat Elif Mutfakta :) (4)
    Ah ben bu kendimi nerelere koysam da etrafa verdiğim bilimum zararı azıcık ortadan kaldırsam. Her şey annemin "Elifcim yarın misafir geliyor kakaolu kek ve patates salatası mı yapsak diye düşündüm. Se...
  • 08 Mart 2011 -- Bilinçaltı serzenişleri 8 (1)
    Öğlenden azıcık sonra uyandım, kahvaltı yapmadan hemen şarapçı paltosu ismini taktığım, giydiğimde köprü altında yaşayan isimsiz bir şarapçının ruhuna büründüğüm paltomu giydim ve bir avuç fındık al...
  • 17 Şubat 2011 -- Göçük (1)
    Afşindeki Çöllolar açık kömür üretim sahasında meydana gelen heyelan nedeniyle yedisi işçi, ikisi mühendis dokuz insanımız yerin metrelerce altında malesef… O kadar sık yaşanıyor ki ülkemde bu tip ...
  • 26 Ekim 2009 -- 29 Ekim Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun (0)
     Her yıl Cumhuriyet yönetiminin ilanı olan 29 Ekim gününü "29 Ekim Cumhuriyet bayramı" olarak çoşkulu bir şekilde ve törenlerle kutlarız. Peki coşkuyla kutladığımız Cumhuriyet'in ilanı nasıl olmuşt...
  • 05 Eylül 2010 -- Kadın… (10)
    En sarışını bile tehlikeli.. Uzun, sivri çoğu zaman farklı renklerde parlak pençeler.. Kas eskiği faktörünü yok edebilmesi için binlerce yılda evrilen estetik beden oluşumu... Güçlü çene yapısı.. H...