Bir kaç yıl önce, sevdiğim bir arkadaşım aradı, ”Sen seversin, ilgi alanına girer. Reiki almak ister misin?” dedi. Reiki’nin sezgileri güçlendirdiğini, ruhsal farkındalığın artmasını sağlayan bir yöntem olduğunu ve evrensel bir enerji olarak adlandırıldığını biliyordum. Ama öyle bir enerjiyi almayı hiç düşünmemiştim.
Bana göre zaten sezgilerim güçlüydü. Hatta bence, biraz daha güçlenirse tehlikeli bile olabilirdi. Herşeyi sezdiğimi düşünsenize; kendime kafayı, millete ayvayı yedirirdim. Ruhsal farkındalığıma gelince, her haksızlıkta sabırlarım ve bir takım koyu zorluklarımla zaten gelişmişti. Daha da ruhsal farkındalığa erersem, huni takıp kafama gezer miydim, gezerdim. Ama, Reiki almak mı? Bir an acayip saçma gelse de, iyi ama neden olmasındı. Varsın, bu da hayatımda tuhaf gün olsundu.
Hazırlanıp çıktım evden. Benim için, katılacağım seans sadece bir eğlenceydi. İnanmadan, hatta burun kıvırarak ama çocuksu bir sevinçle yola koyuldum. Ne yani, bana bir insanoğlu mu hükmedecekti. Hadi bakalım, hükmetsindi. Alt tarafı bir farklı gün geçirir, üç beş ben tarzı uçuk insan tanırdım, hep hepsi bu diye düşünerek ve uslu kız olacağıma söz vererek girdim kapıdan içeri.
Önce tanışma faslı. Aslında komikti. Memnun olduk mecburen. Niye memnun oluyorduk ki durup dururken. Hem de henüz yeni tanışmışken. Biraz hoş-beş tabi. Sıra ikramlardan almaya, çayları yudumlamaya geldi. Hani arkadaşım, yıllarımın dostu olmasa, ”Ulan uyuturlar da, bir halt olur mu” diye düşünmemek aptallık olurdu. Yine de ne yiyebildim ne içebildim. Üstelik karnım tok olmamalı, rehavetle chakra ayarlarımı kurcalatmamalıydım. Beynimde şüpheci küçük afacan kız çocukları dolaştıkça, içime fenalıklar bastı. Ben, öyle seramonilere gelemem, tam ben, ”Hadi ama seans…” diyecekken, hoca bizi biraraya topladı. Seans başladı. Ayy bu küçücük kadın mı bize gücümüzü kullanmayı, chakralarımızı açmayı öğretecekti. Uslu kız olmaya söz verdiğim için kendime, ev sahibi olan arkadaşımı da mahcup etmemek için, her deneni yaptım. Herkes pür dikkat inanmış ciddiyetiyle dururken, İçim güldü. Nanik yaptı. Dil çıkardı. ”Hadi lenn” dedi. Ama kimseciklere hiç mi hiç çaktırmadı.
Seans bitti. Ayy herkes pek hafiflemişti. Ben uçuyordum halbuki, içimde eğlenmekten, gülmekten. Bu da neyin nesiydi. Dünyada üç milyon insan bu enerjiyi kullanıyordu, ama bana göre Re iki alma komedisi bitmişti. Artık, daha fazla kalmamın, içimden kendime ”Süper salaksın sen kızım, ama eğlendin” dememin süreci bitmişti. Herkese hoşçakalın diyerek, ilk kalkışı yapan ben olmuştum. Kapı arkasında verdim küçük kadına ücretini. Öyle ulu orta olmazdı benim nazarımda. Kadın, fısıltıyla ”Sizden ücret alamam” dedi. ”Aaa neden ki?” Belli de etmedim, iyi rol kestim. Bu kadın ne demeye benden ücret almak istemiyordu. ”Neden?” dedim ısrarla. ”Zaten chakralarınız açık, enerjiniz deli, farkındalığınız üstün. Size katkım olmadı ki” dedi. Falcı mı, müneccim mi neyin nesiydi bu kadın. Bak bak bir de beni gaza getirmeye çalışıyordu. Elimde param ısrarla vermeye çalışırken, birden ”Nasıl ulaştınız bu boyuta?” dedi. Ne boyutu, yeryüzündeyiz işte. Aha işte bak, ayaklarım basıyor yere. Madde de var elimde. Burası dünya. Ne boyutu ya?
”Lütfen” dedi, gerçekten çok ciddi. ”Nasıl ulaştınız bu boyuta?” Birden, havaya girdim. ”Ücreti alın söyleyeyim” dedim. Aldı. Söyledim. Dedim, ”İçim. iç sesim. Tanrı’nın sesi. Sadece O’nu dinliyorum. Ve ben, en yüksek enerjiyle çalışıyorum”…






Mayıs 24th, 2010 on 10:27
Kendinle barışıksan, okuyup araştırıyorsan olaylara ve çevreye duyarsız kalmıyorsan, , sahilde bir bardak çay ile birlikte kuşların uçuşunu güneşin batışını izlerken iç sesini dinleyebiliyorsan, bir sokak köpeğinin başını okşarken onun mutluluğunu gözlerinde görebiliyorsan, her mevsimin içinde yaşayacak en küçük bir güzellik bulabiliyorsan, kimi zaman empati yapabiliyorsan, en küçük şeylerle mutlu olabiliyorsan, paylaşımcı ve inançlı isen evrensel enerjiyi bence zaten alıyorsundur.
Mayıs 24th, 2010 on 17:28
Sevgili Selami Bey,
Elbette katılıyorum tüm yazdıklarınıza. Ancak hepimizde olan enerjiyi, çoğumuz kullanmayı bilmiyoruz. Bu tarz öğretilerle ve yüklemelerle enerjimizi doğru kullanmayı öğreten metodlar ve teknikler var.
Tek rüyada, 2 de 2 sonuca ulaşmak her baba yiğidin harcı değil mesela:)))
Mayıs 24th, 2010 on 09:51
ahhh bu haller…iyi haller:)))
Mayıs 24th, 2010 on 17:29
Sevgili Zuhal’ciğim,
Anladığın gibi…Hal ve gidiş pekiyi:))
Mayıs 23rd, 2010 on 14:42
Çok eğlenceli bir yazı Aslı hanım,kadının farketmesi de muhteşem sizin ihtiyacınız olmadan full enerjiniz ve eğlenceli halinizde
Mayıs 23rd, 2010 on 15:24
Sevgili Mert,
Gerçekten çok eğlenceli bir gündü benim için.
Ahh bu benim iç sesim. içim. deli hallerim. keyif alma ayarlarım. tuhaf enerjim, neler yaptırıyor bana. her bir yaşadığım an, benim için çok değerli bir hatıra.
Mayıs 23rd, 2010 on 14:12
Bu sabah dinlediğim ses bana; “sorgulamadığın bir hayatı seçmene ve bir dana dinginliğine erişmene az kaldı, eriyorsun yavaş yavaş” dedi…
Hayırdır inşallah.
Mayıs 23rd, 2010 on 15:25
Hayırdır inşallah Sevgili editörüm…Hayırdır inşallah.