Damarlarımda deli deli akan kan, sanki daha bir çıldırdı onlarla. Yön tutan bir yanları vardı, gözümün karalığına, kamikaze cesurluğuma. Ben serseri kurşundum sanki, onlar pusula. Bana iyi geldikleri kesin. Beni dağıtıp, topladıkları da. Anladım ki, iklimim Karadeniz benim.

Karışıklıklarımın adını onlarla koydum. Heyecanlarımın yanında heyecanlarını buldum. Böbreküstü bezlerimin, iç kısımları tarafından öz bölgede salgılanıp, bünyeme adrenalin bastığım anlarımın tercümanları onlar. Nasıl da mert ve inatçılar. Nasıl da keçi yanımın kopyası o insanlar. Yüzümün güleçliğinin aynası bile onlar olmalılar. İçimin fırtınaya duruşunu benzettim bir de. Kolay savrulmuyorlar.

Öylesine kendi havaları gibiler ki, bana cesaret verdiler. Rüzgarımla iyi anlaşıyorlar. Çünkü içe işler gibi esiyorlar. Gök gibi gürleyip, güneş gibi açıyorlar. Nasıl ki sağım solum belli değil, Onların da sislerinin ne zaman basacağı belli değil. İç renklerini gökkuşağından aldıklarına artık eminim. Çok güzel insanlar, ben çok sevdim. Zaten, ben de beni oldum olası sevdim:)

Sevgilerinin koyuluğuna vuruldum. Yüreğimin kuytularına hitap buldum. Anladım ki, Karadeniz benim iklimim. Ben Karadenizim…

Benzer yazılar

  • 30 Haziran 2010 -- Yaylalar yaylalar (7)
    Kendisi de Karadenizli olan, can dostum Hasan, ''Doğu Karadeniz yayla turuna sizi de yazdım, geliyorsunuz'' diyor. ''Geliyor muyuz, aa hiç haberimiz yok'' diyorum. ''İtiraz istemem'' diyor da itiraz e...