Dün bizim için farklı güzel ve mutlu bir gündü. Kızımın Çağrı Bey Anadolu Lisesinde mezuniyet töreni vardı. Ona katıldık.

Yıllar su gibi akıp geçiyor. Bu okulu kazanıp kayıt olduğumuz günü hatırladım. Daha sanki dün gibiydi. Dört sene önce daha birer çocuk iken başladıkları okullarından şimdi kocaman birer abla ve abi olarak ayrılıyorlardı. Kim bilir bir daha hiç yaşayamayacakları nice lise anılarıyla…

Oysa ne çileler ve yoğun emekler sonrası girilmişti bu okula.  Ve şimdi dört yıl sonra mezun oluyorlardı. Onların ve dolayısıyla ebeveynlerin hayatında bir dönem hayırlısı ile bitmişti. Tüm velilerin heyecanları yüzlerinden okunuyordu. Artık onları ve çocuklarını yeni bir hayat ve aldıkları tüm eğitim boyunca hedefledikleri üniversite dönemleri bekliyordu. Ama olsun. Hayat zaten dilimlerden, dönemlerden ibaret değil midir ki? Aslında önemli olan bir daha geriye dönemeyeceğimiz hayatın bu ve her fasılasını mutlu geçirmektir amaç. Sanırım bu da herkesin ortak en büyük temennisidir. Bu nedenle hayatta hep bir sayfa kapanır yeni bir sayfa açılır.

Okulun bahçesinde hazırlıklar yapılmış, platformlar kurulmuştu. Saygı duruşu ve istiklal marşının okunmasından sonra tören çeşitli konuşmalar ile başladı. Müdür bey tok sesiyle ileride sanki bir siyasetçi olabileceği görüntüsü içinde, beden dilini de çok iyi kullanarak konuşmasını yaptı. Sonra protokoldeki diğer yetkililer. Fakat konuşmalara damgasını vuran bir zamanlar eğitimci olan ve şimdilerin milletvekili ve aynı zamanda oğlu da mezunların içinde bulunan Prof.Dr. Abdurrahman Dodurgalı’nın oğluyla ilgili bir anısı oldu. Oğlu 7-8 yaşlarında iken buz gibi memba suyu olduğunu bildikleri göl kenarına ailece pikniğe gitmişler. Ancak bu sefer kaynak suyun olmadığını görmüşler. Günün sıcaklığında biraz hayıflanmışlar ama tabii ki yapacak bir şeyde yokmuş.  Günün ilerleyen saatlerinde canı sıkılan oğlu dolaşmak istemiş. Fakat baba izin vermemiş ve şöyle demiş: Oğlum bak oyuk kayalar, kocaman kocaman taşlar var maazallah ayağın kayar düşersin, boş ver gel yanımızda otur demiş. Ama oğlu duramamış ikinci, olmadı üçün sefer gezip dolaşma isteğinde ısrar edip, izin istemiş. Baba sonunda dayanamayıp “git hadi bakalım ama dikkatli ol” deyip izin vermiş. Sonra oğlu üç yüz-beş yüz metre uzaklardan baba baba diye seslenip “ kaynağı buldum kaynağı buldum” diye bağırmış. Hep beraber yanına gidip o sıcak havada ellerini yüzlerini o buz gibi soğuk suda bir güzel yıkamışlar ve oradan geriye dönmüşler.

Baba eğitimci olması münasebetiyle bu olaydan çocuğun nasıl bir ders çıkarması gerektiğini test etmek ister. Bu arada aslında babanın kafasında  “ çok gezen çok bilir” türünden bir cevap hazırdır.  Ve kendinden emin bir şekilde oğluna sorar “  söyle bakalım bu olaydan nasıl bir ders çıkarttın? Oğlu da hiç beklemediği şekilde “ bazen büyüklerin lafını dinlemeyeceksin” deyince bir kahkaha kopar ve babanın söyleyecek bir sözü kalmaz.

Prof.Dr. Abdurrahman Dodurgalının oğlu ile ilgili yaşadığı bu ilginç anısını anlattıktan sonra dereceye girenlere ödülleri ve plaketleri verildi. Dönem birincisinin kütüğe adını çakmasından sonra diğer öğrenciler de plaketlerini aldı. Bu arada şimdiye kadar dokuz dönem mezun verildiği ve dönem birinciliğini sadece bir defa erkeklerin aldığı hatırlatıldı. “Güle güle sana yolun açık olsun “ şarkısı eşliğinde kepler fırlatıldı. Böylece onların hayat sayfalarından biri daha kapanmış oldu.

Bu güzel anlamlı bir günde tören öncesi karşılama ve tören sonrası verilen ikramları ile organizasyonu hazırlayan ve öğrencilerini dört yıl boyunca özveri ile eğitip yetiştiren başta Müdür Nesimi Alpkılıç olmak üzere müdür yardımcıları, diğer öğretmenleri ve desteklerini esirgemeyen okul aile birliğini kutlar saygılar sunarım.

İlginizi çekebilir

  • 31 Temmuz 2011 -- İçimdeki irin… (3)
    28 Haziran 2010'da yazmışım alttaki yazıyı, 31 Temmuz 2011'da tekrar okudum değişen hiçbirşey yok :) hatta daha kötü herşey, ne boktan hayat lan bu böyle. Hayattan istediklerim kabus olarak geri dönec...
  • 16 Kasım 2011 -- Babam’ın mavi gözleri artık bakmıyor… (10)
    Canım babam; Kurtulamadın azrailin elinden, Çok çabaladın ama yenemedin... Artık yoksun biliyorum. Ama her şey hayalmiş gibi geliyor. Sanki telefon çaldığında sesini duyacağım ''kızım fikriye nasıls...
  • 02 Nisan 2012 -- Biteviye (0)
    Bir ekmek kırıntısı gibisin/ ne öpüp başıma koyabiliyorum, ne basıp geçebiliyorum seni/ Sanığım Niye seni öldürmeme müsaade ettin Şimdi “Bundan sonrasına satırla devam edeceğiz”, diyorsun Bir kat...
  • 08 Haziran 2010 -- Dünyanın bana ettiği en ağır küfürsün (11)
    umarsızca içtiğin sigaranın ucundaki külü, sağ el işaret parmağı ile dokunup küllüğe bırakışını izledim, ben sana, sen hiçbirşeye bakarken. o an, işte o an, kendimi kül gibi hissettim, ne düş...
  • 26 Eylül 2009 -- Hiçbir ayakkabı, vuramadı ayağımı (1)
    Sonbaharla birlikte artık terlikler, sandaletler, açık ayakkabılar ayaklardan çıkıp kapalı ayakkabılara geçme mevsimi geldi. Ayakların özgürlüğü sona erdi. Ayak sağlığı çok önemli tabi ki. Ayakları...
  • 12 Şubat 2010 -- Yılın Fotoğrafı (4)
    Fotoğraftaki kişiler: Cemil Tobay ve Afişteki kadın Fikir kompozisyon: Cemil Tobay Fotoğrafı çeken: Selim Bayrak Yer: Feshane/İstanbul...