Bu aralar kendime külkedisi diyorum, neden mi çünkü iş başa düştü. Utü, çamaşır, bulaşık, temizlik, yemek… Her şey başıma kaldı.

Eskiden olsa annem; “kızım renklileri makineye atacağım varsa şimdi ver sonra uğraştırma beni.” dediğinde “aman annecim sanki sen yıkıyormuşsun gibi konuşma. Makine yıkıyor yahu ne için uğraşıyorsun ki!” derdim. Yok yok annem haklıymış. Çok sinir bir şey beyazlarla renklileri ayır. Renklileri yıkamayı bitirdikten sonra kirli sepetinde sonradan atılmış yeni bir kirli renkli ile karşılaşmak hiç hoş olmuyor. Bizzat denedim.

Annem “hadi tatlım sen soğanları soy ben doğrarım” dediğinde “3-5 soğan için iki kişi fazla gelmez miyiz? çok üzerine gitmeyelim soğanların” derdim. Şu an üç kişi soğan doğrasak sevinçten ağlarım. Hani o kadar vahim durumdayım. Neyse ki ona da çözüm buldum. Soğanları soyduktan sonra buzlukta bekletiyorum o ara donuyor ya ağlatamıyorlar artık beni. Zaten mutfaktaki her türlü aletle savaş halindeyiz. Geçen yemek yaparken kendimi sebzelerle konuşurken buldum. Sanırım aklımı yitiriyorum.

Bulaşık bile dert oldu bana bezgin bekir gibiyim. Makineye yerleştir sonra yıkananları yerlerine kaldır, yeniden kirlenenleri yerleştir. Kendimi robot gibi hissetmeye başladım. Sanki biri beni sabahtan programlıyor akşama kadar bana verilen görevleri yerine getiriyorum.

Şikayetçi miyim? Düne kadar belki bir miktar söyleniyordum işler fazla üzerime geldiğinde ama işin rengi değişti. Ta ki bugün annemin gözlerinden süzülen iki damla gözyaşını gördükten sonra. Kendini o kadar işe yaramaz, o kadar muhtaç hissetti ki ben de tutamadım kendimi ağladım. Annemin o kadar güçlü bir yapısı var ki onu en son ne zaman ağlarken gördüğümü hatırlamıyorum bile. Kıyamam ben ona. Hani bir şey yaptığımızda eğer ki bu yanlışsa ya da endişendirici bir hareketse anneler;  “anne olduğunda anlarsın” der ya ben buna tamamen karşıyım. Belki anne olduğumda daha yoğun endişelerim olacak çocuğuma dair ama ben yine de annelik içgüdüsünün kadınlara doğuştan bağışlandığına inanıyorum. Şimdi annemle rolleri değiştik bu da çok eğlenceli. Ben anne, o da annesinin kuzusu oldu bugünlerde. Ve ben onun için çok endişeleniyorum. Onun gözünden akan bir damla yaşa kurban olurum.

Evet ben bir “külkedisiyim” şikayetçi miyim? “yok yok valla değilim”

İlginizi çekebilir

  • 09 Ocak 2010 -- Tanrı seni benimle yokladı (5)
    ey ağaç kokulu sevgili... tanrı seni benimle yokladı, yoktun! aşkı ölü doğurdun. hem tanrıyı yanılttın, hem beni....
  • 13 Temmuz 2009 -- Merak etme adabı (2)
    Merak ettirmeyi bilmediğimden, adabıyla merak etmeyi de beceremiyorum ben. İki elim kanda olsa, merak ettiremiyorum kimseyi. Ne yapıyor ediyorum, bir şekilde arıyorum. Kuşlar buluyorum, aracılara y...
  • 16 Eylül 2010 -- Serzeniş (2)
    Sana da aynısı oluyor mu? Seninde kendini beni düşünürken yakaladığın zamanların var mı? Ben aklına geldiğimde yüzünde en haylazından bir gülümseme oluyor mu? Hani şu 32 dişini birden göstererek en se...
  • 04 Aralık 2009 -- Edith Nesbit/Demiryolu Çocukları (0)
    Milli Eğitim bakanlığının ilköğretim okullarında başlattığı 20 liraya 10 kitap kampanyasından yararlanarak oğlumun aldığı kitaplardan "Demiryolu Çocukları" isimli kitabı okudum. 1880'lerde demir yo...
  • 25 Temmuz 2010 -- S(aklımdasın) (0)
    Öyle bir yere sakladım ki seni ben bile hatırlamıyorum artık yerini. Aptallığıma ver bilirsin aşk beni hep aptallaştırmıştır. Aradan geçen onca zaman ve sen... Tenimden bir bir silinen izlerin ve b...
  • 09 Mart 2009 -- Bir dostu tam kalbinden sevmek (0)
    Kaç dostumuz var hayatımızda? Birlikte kahve içerken eşsiz kokusunu hissettiğimiz. Birden, sözleşmiş gibi akıveren gözyaşlarımız. Kaç tane tutunduğumuz dalımız var çıt diye kırılmadan? İyi kalpler ...