Kahve içmek için gözüme kestirdiğim ama pis olan fincanı yıkamak isterken; “az kaldı şu fincan bitsinde öyle dökerim sigaramın külünü” derken ve külü dökecek güvenli bir nokta ararken halıya düşen külün bünyemde yarattığı sinirle başladı herşey…
O sinirle dezenfekte edipte dağarcıklarımda sakladığım küfürleri çıkardım yerlerinden olanca pervasızlığıyla savurdum, sonra halıya düşen külün beni bu kadar sinirlendirmesinin çokta mantıklı bir hal olmadığına kanaat getirdim ve indim derinlerime (tam burada indim derelerine bilmem nerelerine şeklinde ıyyy dedirten bir cümle kurgusu yapmamak için kendimi zor tutum, zira cuk oturabilirdi) saçmalayabilme potansiyelimin aslında yaşadıklarımın izdüşümü olduğunu düşündüm, yani örneklersek; üstünde dumanı tüten kahveden küçük bir yudum almak varken, koca bir yudum alma çabası sonucunda yanan dilin gün boyu acısını çekmek gibi salakça bir durum, o dil acısını yaşayanlar bilir, bolca soğuk su içsenizde acının geçmesi en az bir gündür. Görüldüğü üzere hayatla ilgili bir örneklemeyi kahveden yanan bir dilin acısına bağlayabilen zekamı kutluyorum, fazlası beklenmezdi.
Uzun zamandır arkadaşım Ramazan’ın kurduğu bir cümlenin etkisindeyim ve o cümleyi kendimle örtüştürdüğümde onun verdiği tepkini aynısını verebiliyorum. Ramazan’ın kurduğu cümle aynen şöyleydi; 40 yaşındayım, ilkokuldan beri okul varken yaz tatillerinde, okul bittiğinden beride ful çalışıyorum a.q. normal şartlarda 1.5 defa emekli olmam lazımdı… Ramazanın bu cümlesinin tamamına katılıyorum, aynı durumlar benimde başımda, hayatın ve şartların çocukluk yaşlarda beynimize kazıdığı “para kazanmak” olgusu s.kti ebemizi, sen 6 yaşından 37 yaşına kadar 31 sene “para kazanmalısın” diktesiyle yaşarsan beyninde ruhunda saçmalaşıyor. Bir yazımda yaptığım tüm işleri yazmıştım yanılmıyorsam yaptığım iş sayısı 50′ye yakındı. Ülkemin mutlu azınlıkları hariç (Allah onları başımızdan eksik etmesin, onlar olmasa ülkede herkes zor durumda sanıp bunalıma gireceğiz, güzel ülkemin gülen yüzü onlar) benim ve Ramazan’ın yaşadıklarını yaşayan çok insan olduğunu biliyorum, yani dostlar yazdıklarımla bunalıma sokmak veya baymak için özel bir çabam yok, yazı bitmeden yarıda kesip başka mecaralara yönelmek için geç kalmış sayılmazsınız zira yazının gidişatı boktan…
Geçenlerde facebook duvarıma; “Kaz dağlarında karın tokluğuna çalışacak iş arıyorum. Hayvanların ve Doğa’nın dilinden anlarım, dilimle kulağıma dokunabildiğim gibi burnumlada dirseğime dokunabiliyorum bir de prezantabl’ım. Kaz dağları ve çevresinde yaşayanlara duyurulur.” şeklinde isyanımı dile getiren bir yazı yazdım. Bunalmışlığın, tepkinin en ılımlı şekilde yazıya dökülmüş haliydi o an yazdıklarım, yoksa bende iyi küfür edebiliyorum tepkimide sanatsal şekilde gün yüzüne yeni küfürler çıkararak dile getirirdim ama sevmem küfür etmeyi
Zamanında babam, (ben iflas etmeden önce) Erdek’te zeytinlik alalım diye çok söyledi ama dinlemedim, al işte dana gibi ortada kaldın diyorum çoğu zaman kendime.
İsyanımı dahada genişlettim; oldukça yavşak bulduğum kişi veya kurumlar hakkında içimden kışkırtıcı şeyler geçiriyorum, o içimden geçenleride yazmak istemiyorum, daha küresel boyutta serzenişlerim var, paranın inanılmaz bir hızla tüm dünyada tüm iyi şeyleri esir aldığını herkes gibi bende görüyorum, bu esirlikten kurtulmak için, nefes alabilmek için bir dizi eylem planı hazırlıyorum.
Ve o eylem planının ilk maddesi olan takas sitemini sizlerle paylaşıyorum; şimdi, dünyada belli aralıklarla ortaya çıkan ama ülkemizde ne hikmetse (1950 yapımı siyah beyaz türk filminde bile şu diyaloglar geçiyor; – işler nasıl Ali? – hersene kötüye gidiyoruz bu sene geçen seneden bile kötü, hala siftah yok Mehmet abi..) sürekli var olan a.q’un ekonomik krizinin bitmesi ve bir daha para yüzünden sorun çıkmaması için, bankaların ve paranın, ortadan kaldırılmasını ve takas sistemini öneriyorum…
Yani şudur; eleman iki kasa domatese iki pantolon alabilmeli, birini giyip diğeriyle bir radyo alabilmeli, radyoyu verip pantolon alan elemanda, o ilk iki kasa domatesi alan elemanla elindeki pantolonu takaslayamaz çünkü zaten o elemanda pantolon var, ihtiyaç skalasına göre takasa girmesi lazım, pantolona ihtiyacın yoksa elindeki radyoyu vermeyeceksin arkadaş…neyse göründüğü üzere ortada ne para ne banka ne banka kredisi var.
Velhasıl dostlar başta Kazdağları, Bozcaada ve Gökçeada yerleşkelerinde nasıl ve ne yaparak yaşarımı araştırıyorum, iyi bir iz yakalarsam göçerim, baktım olmadı Samsun’un Çarşamba ilçesindeki köyüme başladığım yere geri dönerim…
Biber, patlıcan ve patates kızartmasının üstüne bol sarımsaklı domates sosu olsa nasıl iyi giderdi diye geçirdim az önce içimden, geçirdim ve unuttum. Yazımı; “Güneşine aldanmadığım bu şehrin, şuh kahkahalarına avuntular ısmarladım, kalleş olduğunu bile bile. Olmadı, dönmedi şansım, bulmadı beni huzur, sonbaharlara ertelenmedi hüznüm, her mevsimde üvey kardeşimdi gece, o yüzden zifiri karanlığım, hiç kimseyim, siktir çekilmişim, sana hangisi uyarsa acıma patlat ön yargını…” diye bitiriyorum.
birde hatıra bırakıyorum;
firari kalmaya yeminli hikayemin
meçhulü,
yasak dokunuşlarımın istanbul kıvrımlı kadını
biliyormusun?
ilkbahar doğurganlığında
ve gece yarısı kışkırtıcılığındaki tüm sevişmeleri
tetikleyen militan,
ve
bir bilinçaltı cinayetinin
iki yüz kırk üç kilometre ötesinin faili,
hiçliğinden tutularak,
günahlarından arındırılarak ve şefkatle
masumlaştırılarak,
sana giydirildi.
sende dinginleşti,
bilgeleşti,
bakışlarının kokusunu gölgemde
hissettiğim,
istanbul gözlü kadın
duyuyormusun?
hayra yorulmaktan yorulmuş rüyalarımdaki
ikilemler,
azad edilmişliklerinin
sarhoşluğundan,
“seni seviyorum” naraları
atıyor…
Cengiz Aydın
Eyvallah.






Ağustos 19th, 2010 on 18:10
Cengiz bey..
Bence siz klasik müzik falan dinleyin…Sakinlersiniz..Neden külle halıyla kahveyle kavga ediyorsunuz:)) Şaka bir yana çok güzel bir yazı…Ayrıca kızartma fikri de fena değil bak Aslı’ya şiddetle katılıyorum:)) sevgilerimle..
Temmuz 29th, 2010 on 10:50
Abi eminim çok güzel yazı ve yorumlar ama çok uzun vallaha tatilden geldim kazan gibi kafa okuyamıycam kusuruma bakma,bende böyle bi manyak işte
)
Temmuz 29th, 2010 on 16:29
Sevgili Mert,
Çok şey kaçırıyorsunuz Çünkü gerçekten çok güzel bir yazı.
Bence bir an önce kafayı sıfırlayıp okumalısınız…Okuyunca nasılsa yeniden sıyıracaksınız.
Temmuz 27th, 2010 on 20:04
kaç günlerdir defalarca yazınızı okudum.1 ve 2′yi de okumuştum.yazı dizisi süper birde nefis bir şiirlede birleşince dahada güzel olmuş.yorumlarda bir hayli koyu ben fazla uzatmayacağım.ama bu yazılar yaşanmışlıklarla alakalı tabiki.içinizide iyiki yazılarınıza dökebiliyorsunuz.buda büyük bir ayrıcalık.yüreğinize sağlık.
Temmuz 27th, 2010 on 20:27
Sevgili Bige
Yorum yapan insanların bana dair iyi niyetlerinden zerre kuşkum yok, daha iyi olmam adına yorum bildiriyorlar.
Herkes kendi penceresinden baknca haklı ve bu çok normal, hatalarımı kabul edip isyan ve dalga geçme karışımı okunmaya değer birşeyler yazabiliyorsam, bu dışa vurum bana haz veriyor.
Şunu kesinlikle tavsiye ederim her insan en az bir kere dibe vurmalı, o dipte müthiş lezzetler var…bir sigarayı üç eşit parçaya ve 6 saate bölerek içmek gibi…
Dolayısıyla manyak tecrübe sahibi oldum ve bu tecrübeler ömrümün geri kalanında bana ışık tutacaktır. Bu ışık sayesinde de önümü çok rahat göreceğimi düşünüyorum.
Bir kere dip iyi gelir, ikikere dip dipte bırakır diye düşünüyorum.
Selamlarımla.
Temmuz 27th, 2010 on 21:13
Kastedilen ben isem eğer elbetteki iyi niyetimden kuşku duyarsanız üzülürüm. Size ne garezim olabilir benim! İnsanların mutsuzluklarından mutlu olan bir insan değilim çok şükür!
Kalın sağlıcakla…
Kendiniz demiyormusunuz bu ülkede iki insanın ağzından çıkan sözler bile ülkeyi ekonomik krize sokmaya yetiyor diye.. Ezelden beri bu böyle değil mi? Değinmek istediğim böyle bir ülkede yaşadığımızı biliyor ve ticaret yapıyor isek kenarda bir miktar yatırım olması sizin için iyi olabilirdi. Aslı hanımın “Yüz Karası” yazısında belirttiği gibi insan işinde de iflas edebilir, sağlıkta da vs. Siz işinizde iflas ettiniz.. biz sağlıkta.. ama çok şükür biz atlattık, dilerim sizde en kısa sürede bu kötü günleri atlatırsınız… Ayrıca duygularımızı, düşüncelerimizi paylaşamayacak, eleştiri yapamayacaksak neden bu yazılar yazılıyor, okunuyor… Herkes yazının edebi yönüne değinmiş ama ben bu açıdan yorumlamak istedim.. Edebiyatla aram hiç yoktur ayrıca
Temmuz 27th, 2010 on 21:31
sorun yok, yanlış anlaşılma yok, iy iniyetten kuşku yok…
kastedilen benim sürekli bohem tarzda..intihardan 10 dakika öncesinin ruh haliyle yazdıklarımın yansımasıdır…
dolayısıile alıngan olmayın lütfen, valla yazmicam artık kendime dair bişey…
ve ayrıca olabildiğince eleştirel yorumlar almak hoşuma gidiyor, her insan fikrini cesurca yazabilmeli bunu sonuna kadar savunuyorum… kaldı -ki siteyi ve beni sevdiğinizide biliyorum
relax lütfen ben sizi anladım canımsınız, size ve değerli eşinize selamlarımı yollayarak güzel bir gece diliyorum.
Temmuz 27th, 2010 on 21:44
Ve ayrıca sayenizde yazı zirve yaptı, şimdilik 6300 kişi okumuş…bunuda belirtmeden edemedim sevgili CheetoS
Temmuz 27th, 2010 on 22:11
Yok yok siz kendinize dair bişeyler yazında ben en iyisi artık yorum yapmayayım
Eşime selamlarınızı memnuniyetle iletirim.. zira kendisi şuan (bu sıcakta) halı saha maçında..
6300 kişi okumuşsa bu benimle alakalı değil, sizin ve sitenizin kalitesi sayesindedir..
“Bilinçaltı Serzenişler 4″ yazınızda kapışmak üzere
benden de herkese selam.. görüşmek üzere, hoşçakalın.. sevgilerimle.
Temmuz 29th, 2010 on 16:37
Heyy Patron,
Ben denedim. Bir kereden bişey olmaz derler ama, yok öyle değil. Bir kere dip yaptı mı insan, hayatın doktorasını yapıyor. Ben mesela, arada Dipleri özledikçe, ziyaret ediyorum. Muhteşem bir manzara var orada, öyle yüzeyden bakmaya benzemiyor.
Temmuz 27th, 2010 on 11:51
Umarım beslenme alışkanlığınız tez zamanda değişir Cengiz bey.
Temmuz 26th, 2010 on 17:20
Cengiz bey aman dikkat edin dil yarası kolay geçmez:)))
Temmuz 27th, 2010 on 00:55
Geçmeyen dil yaralarından besleniyorum Selami bey
Temmuz 26th, 2010 on 15:04
Patron;
İç konuşmalarımın, pervasızlık ve isyanlarımın farklı markası gibisiniz. Bilincimin altını mütemadiyen deşme gibi hallerimin erkek versiyonusunuz.
Yine muhteşem bir yazı. Bu yazı dizisine devam lütfen. 1-2-3…gittiği yere kadar, hatta sonsuza kadar gitsin istiyorum. Siz yazın, ben keyifle okuyorum.
Bilinçaltı serzenişleri yazılarınızın sonunda, şiirle süslenmesini de tam ağlayacakken, gülen bir çocuğun saf ve masum tepkisine benzetiyorum.
Biber, patlıcan ve patates kızartmasının üstüne bol sarımsaklı domates sosu döküp de yerken, aldığım hazzı bana hatırlattığınız için de size teşekkür ediyorum.
Temmuz 27th, 2010 on 01:00
Anlıyorum Aslı hanım ne mutlu bana.
Temmuz 26th, 2010 on 00:22
Her ne kadar Ticaret Lisesi mezunu olsamda ticaret hiç bana göre olmadı. Memur zihniyeti var bende.. belki de büyüklerimizden böyle gördük çünkü aile de herkes memur. Ben hep garantici oldum. Bilmem gerekirki ayın 15′inde yada 1′inde maaşım bankaya yatmış olmalı.. ve ben bütün hesaplarımı o yatan paraya göre yapmalıyım. Ticaret ise çok farklı. Bu ay çok kazanırsın, ama bi sonrakinde belki de hiç! Yıllarca çokta kazanılabilir insan, ama en ufak bir krizde tepetaklak ve sonuç iflas da olabilir. İşte bazen büyüklerimizi dinlemekte fayda var! Kazanırken birikim yapmak ve olağan bir krizden fazla yara almadan kurtulmak.. Gerçi siz babanızı dinlemediğiniz için zaten pişmanlığınızı dile getirmişsiniz. Sizin öfkeniz bu düzene, bu dünyaya, bu insanlara değil kendinize sanırım.. Lütfen yanlış anlaşılmasın. klavye başında ahkam kesmek değil niyetim. sadece düşüncemi paylaşmak istedim. Dilerim en kısa zamanda eski günlerinize dönersiniz..Sevgiler.
Temmuz 26th, 2010 on 01:00
Sevgili CheetoS
İki kişinin ağzından çıkanların bile ülke ekonomisini krize soktuğu ve bir gecede 10000 zengin çıkarıp 70 milyonu fakirleştiren ekonomik dokunuşların çok rahat yapıldığı ülkemin ekenomik düzenine,
Ve maalesef paranın tanrı olduğu dünyaya,
Birde ekonomi, terör, eğitim, sağlık sorunlarından dolayı ülkede ve dünyada neler oluyor diye sorgulayamayan ve özellikle sorgulamaması istenen insanlarımıza tabiki bir sözüm olamaz,
yaptığım ticarette kazanırkende kaybederkende tüm sorumluluk bana aittir ve cezasını ben çekerim,
bu ülkede naylon fatura ile ilgisi olduğu dile getirilen insanlar maliye bakanlığı yapıyorken, iflas eden, kredi kartı borcunu ödeyemen insanlar aptaldır beceriksizdir diyen birileri varken, binlerce esnafın dükkan kapattığı delirdiği, boşandığı ve intihar ettiği ekonomik krizde krizin teğet geçtiğini söyleyen birileri varken, iyi niyetli olup ticari atılım yapmam benim hatamdır, bu doğrudur…
Kendime olan tek öfkem vicdan sahibi olmamla ilgilidir, yani yine benim hatamdır buda doğrudur.
Yazdıklarımda kendimle ve içinde bulunduğum durumla dalga geçiyorum, vermek istediğim bir mesaj yok, bir beklentim yok, zaten iflas etmeseydim bunları değilde başka şeyleri yazardım…
İşlerim süperken neler yaptığımıda, iflas ettiğimde neler yaşadığımıda ben ve tanrı biliyor bu yeterlidir…
yorumunuz için teşekkürler sevgili CheetoS
Temmuz 26th, 2010 on 01:54
Evet bu yorumuma uzun bir cevap geleceğini biliyordum. Bütün bu söylediklerinizde haklısınız. Söylemek istediğim, zaten burda kendinizide eleştirmişsiniz.. babamı dinlemedim! yani biraz birikim yapabilmiş olsaydınız iflas etmeden durumu düzeltebilirdiniz.
İflas ettiğinizde neler yaşadığınızı tahmin etmek çok zor değil..
“bu ülkede naylon fatura ile ilgisi olduğu dile getirilen insanlar maliye bakanlığı yapıyorken, iflas eden, kredi kartı borcunu ödeyemen insanlar aptaldır beceriksizdir diyen birileri varken” demişsiniz.. Üstelik bende bir zamanlar kredi kartı mağduruydum.
ama maalesef bu tip politikacılar dünde vardı, bugünde var muhtemelen yarında var olacak… Krizin “teğet geçti” diyenleri ve yalakalarını teğet geçtiği gün gibi zaten ortada..
Tüm iyi niyetimle yazdığım bir yorumdu.. Öfke dolu bir cevap geldi.. artık susuyorum.. teşekkürler..
Temmuz 26th, 2010 on 02:19
Sayın CheetoS yorumu iyi niyetle yazdığınızın farkındayım, eğer cevabım öfkeli olarak anlamlandırıldıysa bu kesinlikle size karşı bir öfke değil.
Ben yatırımımı yeni yerler açmak bazında yaptığım için yastık altında para tutmadım…hatam budur ve bunu kabul ediyorum.
Politikacılar gelir gider, eskisi gemicikler almıştır, yenisi filo kurar, biz kendimizi her duruma göre sağlama almalıyız bu konuda da haklısınız, yorumunuz sayesinde siyasi gücüyle ekonomik düzenin rantını yutan ve ardına kadar açılan kapıların içinden geçen 20′li yaşlarda holding patronu olan zeka küplerinin, ticari dehaların, kulaklarını çınlattım…
Cami yaptırmadım ama özünde oldukça iyi bir adamım, lütfen beni yanlış anlamayın sevgili CheetoS…
Temmuz 26th, 2010 on 03:34
evet bende biraz daha anlaşılır yazabilirdim. Özetle ben biraz daha garanticiliği seçmişim ama emir altındayım, siz emir altına girmeyip her türlü riski göze alıp kendi işinizi kurmuşsunuz.. ticarette böyle şeyler elbette herkesin başına gelebilir.. yazınızda tek takıldığım yer “zeytinlik” konusuydu ki orda da zaten kendinizi eleştirmişsiniz. Kısacası ben sizi gayet iyi anlıyorum, yaşadıklarınızı, çektiğiniz sıkıntıları.. ama nedense birden bana öfkelendiğinizi düşündüm. bu cevap açıkcası içimi rahatlattı.. yanlış anlaşılmaktan hep korkmuşumdur.
Ayrıca iyi bir insan olduğunuzu zaten biliyorum..
Temmuz 26th, 2010 on 03:43
Eyvallah CheetoS
Temmuz 25th, 2010 on 23:59
Böyle bir yazının ,yazarı olmak için çok büyük bedeller ödemek midir gerçek olan..?
Daha önce yazmış olduğunuz(face duvarına ) bir yazının notları geldi aklıma birden
ama yazının kaynağına baktığım zaman tamamen bunları kendi güzel kaleminizle gülümsetebilecek ,acılardan keyif aldırabilecek bir şekle sokarak bir cırpıda okunacak hale getiriyorsunuz ..
”sanat acı,hüzün ve imkansızlıklarla beslenir… ”
besin kaynağı çok sağlıklı değil tabi ki
ikinci satırdan sonra sıkılan değil meraklandıran sırıtmanın ağızdaki acılımını tamamlayan satırlar ortaya çıkıyor
Edebiyatta ne anlama gelir bu ,bilmiyorum ..!
,ama benim yaşadığım bir gerçek varki ,eğer dediğiniz gibi ;Acı ,Hüzün ve İmkansızlıklarla bir şeyler ortaya çıkıyorsa en büyük örnektir bu samimiyet dolu yazı…dezenfekte edilip ortaya çıkan küfürünüz gibi…
Yaşanılanlar ve yaşatılanlar daima sizin hayatınızdan uzak dursun ama yazılarınız her daim böyle keyifli olsun…
cok güzel bir bilinçaltı serzeniş …kaleminize sağlık
Not :kahveye dikkat etmeyin fazla güzel bir yazıyı başlatabilicek kadarsa eğer:)))
Temmuz 26th, 2010 on 01:36
Segili Murat derin yorumunuz için teşekkür ediyorum, yazdıklarımın edebi anlamda bir değeri yok sadece samimi olmaya ve kasmamaya gayret ediyorum, okunursa ne mutlu bana…
Dünya sanat tarihine bakıldığında, sanatçıların genelde zor hayatları olmuş, bu bağlamda acaba zorluk ürettiriyormu? diye bir önerme geliyor aklıma;
vincent van gogh (yaşadığı zor hayat ve ruhsal sorunlarının sonucu, sevdiği kadının, kendinde en beğendiği şey olan kulaklarından bir tanesini kesip zarfla kadına gönderen, sonrasında akıl hastanesine kapatılan, çıkıncada intihar eden bir ressam)
henri de toulouse-lautrec (aristokrat bir ailenin, küçük yaşta gecirdiği hastalıktan sonra cüce kalmış, ama ailesinin servetini red edip, sokak hayatı yaşamayı seçmiş, alkollü olduğu bir gece, merdivenlerden düşerek ölmüş bir ressam)
ludvving van beethoven (fakir bir aile ve ayyaş bir babanın oğlu, hep zorluklar çekmiş, sağır kalma korkusu ile yaşamış ve sağır olmuş, bir yolculuk sırasında zatürreye yakalanmış ve ölmüş bir müzik dehası)
yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi çekilen acılar, zorluklar, imkansızlıklar insanı tetikliyor diye nacizane bir düşüncem var, zira en önemli tespitlerden biride üç adam filminde kurulan şu cümledir;
“İtalya’da 30 yıl boyunca Borjiyalar vardı. Yani savaş kıyım, cinayet, ama Michelangelo, Leonardo ve Rönesans aynı dönemde var oldular. Oysa İsviçre’de kardeşlik, 500 yıllık demokrasi ve barış vardı. Ama ne yaratabildiler? Sadece guguklu saat”
Selamlar
Temmuz 27th, 2010 on 00:28
Cengiz bey..;(cok resmi ama napalım…:))
Nacizane düşünceniz olan;acılar, imkansızlıklar insanı tetikliyor ve zorluk insanı dediğiniz gibi ürettiyor..
bu önerme bence de doğru…!bugün dünya sanat tarihine baktığımız zaman sadece kücük fakat benim için hikayesi cok etkiliyeci olan bir örnek; frida kahlo gibi acıların icinde yoğrulmuş bir kandının eserleri insanı dehşete düşürüyor ;doğu bloğu ülkelerinde de durum aynı olmuş
Gelelim edebiyat kısmına; haklısınız samimi ve içten düşüncelerin edebi değeri sizinde dediğiniz gibi olmayabilir;
kasmadığınız da apacık ortada…
Bu blog ta kendini kasarak yazanlar olabileceğine zaten inanmıyorum; herkes içinden geldiği gibi bilinçaltı serzenişini kaleme alıyor…Siz kendi başlığınızda size ait olanı kullanıyorsunuz çokta şık duruyor başlığın altında ki yazıyla beraber.
Lakin geneline bir sınıf konulacaksa eğer onun adıda bu olurmuş gibi bir önerme doğdu içimden …:)
Temmuz 25th, 2010 on 22:49
nasıl da dobra bir yazıdır bu böyle. İçinizde ne kadar düşünce varsa sanki hepsi bir çırpıda çıkıvermiş.ve size tek bir cümle söylemek geliyor içimden “Ne deseniz haklısınız!”
bu arada sıcakken birden içmeye kalkılan kahvenin dilde yaratmış olduğu kısa süreli deformasyonu iyi bilirim.geçmiş olsun editörüm
Temmuz 25th, 2010 on 23:00
Teşekkürler Elif,
Yazınca rahatlayan bir yapım var, bende duracağına, paylaşayım ki, yazdıklarım internet aleminin sonsuzluklarına savrulsun, bir cümlesi bile okunsa bana yeter diye düşünüyorum…